Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

İsmail KARA

2 Mart 2002

“İslamcılık diye adlandırdığımız fikri, siyasi, toplumsal proje, modernleşme döneminin bir ürünüdür ve İslamı bütünüyle kapsamaz. İslamcılık, İslam dünyasındaki modernleşme hareketlerinin akabinde ortaya çıkan fikri hareketlerden birinin adı olduğu için bu hareketin tartıştığı problemlerin tamamını, İslam tarihinin, İslam kültürünün içine rahatlıkla uzatmamız mümkün değildir.

İslam dünyasındaki modernleşme dönemi fikir akımlarının aynı zamanda İslamcı bir damarının olduğunu görüyoruz. Hadiseye Türkiye’den bakarsak, batılılaşma hareketinin en uç noktalarından biri olan Abdullah Cevdet’te bile üst düzeyde bir İslamcılık düşüncesi vardır. Elbette bu İslâmcılık Mehmet Akif’in, Elmalılı Hamdi Efendi’nin İslamcılık anlayışından farklılıklar gösterir.

İslamcılık düşüncesi bugün pür İslami iddialar sahibi olan insanların savunduğu bir düşünce olarak takdim ediliyor. Oysa İslamcılık hareketi sayesinde en uç batılılaşma projeleri bile İslamın içinde kalarak rahatlıkla savunulabilmiştir. Cumhuriyet yönetimi kendisini 1924 yılına kadar bir tür İslamcılık politikası üzerine inşa etmiştir. Türkçülük-Milliyetçilik hareketi de bugün ilk bakışta İslamcılıktan uzak gibi görünür fakat hareketin mantığı, muhtevası ve ortaya çıkışı kesinlikle böyle değildir. Ziya Gökalp’in 1923 öncesinde yazmış olduğu metinlerde ciddi bir İslamcı damar göreceksiniz. Burada dikkat edilecek nokta şudur: İslam dünyasıyla Türkiye arasında kronolojik olarak biraz farklılık olmakla beraber İslam dünyasının bütün modernleşme projelerinin içinde İslam çok önemli bir yer tutmaktadır. Belki buradaki İslam dediğimiz şey modern damarları kabarmış, modernist temayülleri ve yorumları yoğunlaşmış bir İslam’dır, ama böyledir.

Aktüel tartışmalardan uzaklaşıp, derinden akan damarlara baktığımız zaman, Türkiye’de hala bazı İslami politikaların, siyasi merkez tarafından yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Bu ise önümüzdeki birçok şeyi görmemizi engelleyecek perdeler çekmektedir.

İslamcılık, bir yönüyle modernist, bir yönüyle ideolojik bir harekettir. Buradaki moderni, geleneksel olana karşı, gelenekle problemli olarak algılamamız gerekir. Bid’at dediğimizde belki meselenin bir yönünü anlamamızı mümkün kılar. Modernliğin karşısında  kullandığımız gelenek ise, bir toplumun bir medeniyet havzasının tarihi tecrübesi anlamında hususi bir manayı ihtiva eder. Düşünce bazında ise kişinin ve toplumun, kendinden bağımsız olarak harekete geçen ve karşılaştığı olayları anında yorumlayan bir hafıza anlamını taşır. Bu sebeple İslamcılık hareketi, diğer modernist hareketler gibi İslam geleneğiyle, tarihi tecrübesiyle, İslam ilim ve kültürel mirasıyla bir şekilde veya hayli problemli bir harekettir.

İslamcılık bir yönüyle modernisttir dedim. Çünkü İslamcılığın siyasi, dini, kültürel ve sosyal hayata dönük modernleştirici projesi vardır. Bir diğer yönüyle de ideolojik olduğunu söyledim. Çünkü politiktir, seçmecidir, indirger ve genelleştirir. Genelleştirmeci ve indirgemeci olması önemlidir çünkü bu; büyük bir tarihi sürecin içinden akıp gelen İslam kültürünün ve tasavvurunun tek tipleştirilmesi anlamına gelir ki bugün karşılaştığımız önemli bir problemdir.

Burada sormamız gereken şeyler var:
Mesela; Büyük ve uzun tarihi tecrübeler içinde oluşmuş, her sahada devasa ürünler vermiş olan İslam ilimleri ve yorumları, sahip oldukları derinlikten ve genişlikten indirgemecilik ve genellemecilik adına bu dar alana niçin zorlansın? Bu çabalar bir fantezinin neticesi olamaz, fantezi olsa gelip geçici olur, şahsi olur. Bu birkaç asra hükmeden bir plan olduğuna göre arkasında çok hayati gerekçeler olmalı. Bu sorulara verilecek cevapların ana gövdesi, İslam dünyasının küfür karşısında mağlup oluşu veya kendisini mağlup hissedişiyle alakalıdır. “İslam dünyası küfrün karşısında mağlup oldu” sözüne çok aşinayız. Burada küfür kelimesini hususi olarak kullanmak lazım. Çünkü o zamanın Avrupası bugünkü Avrupa gibi daha kendisini bize kabul ettirmiş değildi. Şimdi küfür karşısında yenildiğini varsaydığımız İslam dünyasına bakalım. Bu yenilgi dini, ilmi, kültürel ve sosyal alanda bir yenilgi miydi veya bu yenilgi gerçekleştiği zaman İslam dünyası, yenildiği insanlardan gerçekten geride miydi?
İslam dünyası askeri mağlubiyetlerle yüz yüze geldiği zaman diğer zikrettiğimiz alanların hemen hiç birisinde kendisini geri görmüyordu.
O gün Avrupa sadece yeni bir ordu yapısı gerçekleştirmiş, biz bunu gerçekleştirememiştik. Oryantalistler; “İslam dünyasının geri kalışının sebebi İslamdır” diyorlardı. Bunun için bir gerekçe de sunuyorlar. Onlara göre; İslam dünyası, Balkanlar’dan Hindistan’a, Kuzey Afrika’dan Kafkaslar’a kadar çok farklı coğrafya, kültür ve beşeri unsur arasında yaşamasına rağmen hepsi de kötü durumda. Bunların tek ortak noktası var: İslam, öyle ise geri kalış sebepleri İslâmdan kaynaklanmaktadır. (Bu tezi ilerleyen zamanlarda bazı Müslüman aydınlar da paylaşacaktır).Oryantalistlerin, mağlubiyete sebep olarak İslamı göstermeleri, siyasi olarak çok iyi kurgulanmış bir şey ama asırlardır mağlubiyeti tatmamış Müslüman bir hafıza bunu kabul edemez. Mağlubiyetin sebebini İslama mal edemeyince, bir sebep bulması gerekir. Halka kadar inmiş olan “kabahat İslamda değil Müslümanlarda” sloganı bu aşamada uygun bir araç olarak inşa edilmiştir. Çağdaş İslam dünyasındaki fikri akımların ve İslamcılık projesinin mayalandığı mantık da burada aranıp bulunabilir. Gerçek İslam-Tarihi İslam ayrımı da buradan kaynaklanmıştır.

Şimdi faturalar Tarihi İslama , İslamın tarih içinde algılanma, yorumlanma ve yaşanma biçimine çıkartılıyor. Peki bu bakışa göre negatif olarak görülen Tarihi İslam nereden başlayıp nerede biter ve pozitif olarak görülen Gerçek İslam neresidir?

Biz anlamakta çok zorlansak bile o dönemde İslam ordularının küfür karşısında yenilmesi, aynı zamanda İslamın yenilmesi olarak algılanmıştı. Peki siyasi yapının çökmesi niçin dinin çökmesi anlamına gelsin? Nazari olarak da, dini olarak da baksanız devletin çöküşü dinin çöküşünü getirmemelidir değil mi? Esasında problem doğuran bu irtibat, siyasi ve toplumsal hafızanın bu iki kompartımana bakışının neticesidir. Mesela Akif’in; “Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek şer’-i mübin” demesi, Yahya Kemal’ in; “Galib et, çünkü bu son ordusudur İslamın” demesi o dönemin idrakini ortaya koyuyor. Fikri ve dini olarak, devlet ile din arasında bire bir ilişki kurulması belki doğru değil ama kuruluyor.

Gerçek İslam-Tarihi İslam ayrımını, mağlubiyet problemi etrafında devlet ile din arasında kurulan zaruri ilişkiyle alakalı olarak düşünmek ve kavramak lazım. Çünkü bu zaruri ilişki, modern İslam yorumlarının meşru zeminini teşkil edecektir. Mesela ileride İslam dünyasında, Müslümanlar ile Hıristiyanların, gayrımüslimlerin müsavi (eşit) oldukları savunulacaktır.-19.y.y’ın ikinci çeyreğinde bu gerçek İslama ve diyelim ki tarihi İslama göre mümkün değil iken tarihi tecrübeyi çoktan eksilerin hanesine yazdığımız için, gerçek İslamın da zaruret gibi bir açık kapısı olduğu için Müslümanlarla Hıristiyanların müsavi olması tartışmaları meşru hale gelmiş oluyor. Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var. Zarureten kabul ettiğimiz şey esasında kötüdür değil mi? Fakat bu kötü, devam eden süreç içerisinde iyi hale geliyor. Dinin kıstasları dahil olmak üzere değerlerin erimesi ve farklılaşması dediğimiz hadisenin bir tarafı da bu.

Aslında karşı karşıya kaldığımız problemin büyüklüğünün ve derinliğinin yeterince farkında değiliz. Halbuki cesamet ve ciddiyetin farkında olmak ve problemi ağırlığı ölçüsünce hissetmek fevkalade önemlidir. Hissetmezseniz yanlış ve yetersiz bir tesbitten yola çıktığınız için mesafe katetmeniz  kaderin cilvelerine kalmıştır.

Türkiye özel bir yer. Buradaki insanlar ve öncelikli olarak Müslümanlar, bu toprakların kendilerine sağladıkları imkanları fark ettikleri zaman, dünyada hiçbir ülkenin sahip olamadığı fırsatları ele geçirmiş olacaktır.

Türkiye, İslam tarihi içerisinde yaşadığı tecrübeler ve irtibata geçtiği medeniyet havzaları itibariyle İslam dünyasında yeganeliği olan bir yerdedir; Cumhuriyet devri de dahil. Türkiye’nin Cumhuriyetle birlikte yaşadığı tecrübenin yeganeliğini batılılar iki şekilde yorumluyorlar. Doğruluk payı da olan bir görüş, “Türkiye, laik ve modern bir devlettir, bunun geriye dönüşü olamaz” şeklinde hülasa edilirken alttan alta derin bir şekilde akan ve yüksek sesle söylenmeyen bir diğer görüş, “Türkiye’nin yaşadığı bu tecrübe aynı zamanda onu diğer İslam ülkelerinden daha kuvvetli ve mütehammil kılan bir tecrübedir” diyor. Burada modernleşme tecrübesinin müsbet tarafı vurgulanıyor.

Bugün yapılacak şey modernleşmeyi reddetmek için reddetmek değil, mümkün olduğu kadar gerilere gidip hadisenin anlaşılması, tartışılması ve masaya yatırılmasıdır. Hadiseyi anlamaya yönelik ne kadar geriye giderseniz ve ne kadar bilgi ve kültür birikimini devreye sokarsanız ortaya koyacağınız şey o ölçüde büyük ve derin olacaktır. Geçmişte yaşadığımız bazı tecrübelerimiz menfi ve problemli olabilir fakat insan çoğu kez yanlış veya kötü tecrübelerinden bir çözüm üretir, yol bulur. Tehlike, problemi ağırlığı ölçüsünce önemsememek ve tarihi tecrübeyi yanlış idrak etmektedir.

Modern Avrupa Medeniyeti, kendisini dinin yerine ikame etmek isteyen bir medeniyet talebidir. Esasında tüm dinlere hem askeri hem akademik hem de kültürel olarak çok geniş bir çerçevede yönelen Modern Avrupa Medeniyeti projesi mutlak mânada başarıya ulaşamadı. Ne kendi coğrafyasında ne de diğer bölgelerde, bu arada İslâm dünyasında. Yaptığı büyük tahribat belki insanlık tecrübesi içinde örneğine rastlanamayacak bir tahribattır. Bu doğru fakat İslâm dünyasının, olan biten bunca şeye rağmen bugün dünyayı (maddeyi) ve ahıreti (mânevi olanı) talep eden bir konumda olması ciddiye alınmalıdır. İslâm dünyasında modernleşme teşebbüsleri aynı zamanda bir tür dinileşme teşebbüsüdür derken kasdettiğimiz şey de budur.

Unutmayın, bir itikad, zihniyet ve yaşama tarzının inşa veya tadili ancak kendine, kendinde olana taassup, evet taassup derecesinde önem veren insanların başarabileceği bir şeydir.”

Not: Programın özeti, deşifre üzerinden yapılmıştır.

Hazırlayan: Gülşah Karabulut

Önceki Yazı

Osmanlı’nın Çöküşü

Sonraki Yazı

Batılılaşma Hareketi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir