Niyet ve Önemi

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:
28 Nisan 2011

İmam Gazali; niyet bahsinde niyetin fazileti, önemi ve hakikati üzerinde durmuş, amelden daha önemli olduğunu hatırlatmıştır. Recep Şentürk Hoca’yla yaptığımız İhya derslerinden, niyet bahsi üzerine olan konuşmasını özet halinde istifadelerinize sunuyoruz:

 

‘AMELLER NİYETLERE BAĞLIDIR. HER ŞAHIS İÇİN ANCAK NİYET ETTİĞİ VARDIR’
Niyet, bir işi yapmaya azmetmek, ne için yaptığına karar vermektir. Müslüman, her eylemin her amelin başında niyet etmelidir. Çünkü amelin Allah’ın katında varlık kazanabilmesi, anlam kazanabilmesi için niyet şarttır. İmam Gazali; ‘niyetsiz amel meşakkattir’ demiştir.

Peygamberimizin buyurduğu gibi müminin niyeti, zaman ve önem bakımından amelinden önce gelir. Hac niyeti olmadan Mekke’ye giden insanın yaptığı amelde, ibadet değeri olmaz. Allah Teâlâ niyet eksikliği yüzünden kulun amelini rahmetiyle kabul edebilir. Ama kaide, niyeti tam yapmaktır, diğeri Allah’ın ihsanıdır. İhsan ettiğinin yanında mutlak adalet sahibi olduğunu da unutmamak gerekir. Cenabı Hakk’ın ihsanı sınırsızdır ama yapılan amelin karşılığını adaleti icabı verir.

 

‘MUHAKKAK Kİ, CENAB-I ALLAH, SİZİN SURETİNİZE VE MALLARINIZA DEĞİL, ANCAK KALPLERİNİZE VE AMELLERİNİZE BAKAR’

İnsan, her amelinin başında niyetini tazelemelidir. Bizi diğer mahlûkattan ayıran özellik tam da burasıdır. Çünkü insanlar seçme iradelerini kullanarak amel ederler yani amellerinde ihtiyaridirler. Hayvanlar ise -içgüdüsel diyemeyiz- Allah’ın onlara verdiği ilham duygusuyla hareket ederler, seçme iradeleri yoktur. Arılara nasıl bir sosyal düzen kuracaklarını Allah ilham etmiştir. Hayvanlar doğuştan programlanmış olarak hareket ederler. İnsanlar nasıl bir toplumsal düzen kuracaklarına ilhamla değil iradeleriyle karar verir ve oluştururlar.

İradenin arkasında niyet, niyetin arkasında akıl vardır. Akıl niyeti, niyet iradeyi getirir. İradeden sonra da amel ortaya çıkar. Niyetsiz bir hareket amel değildir. Olsa olsa reflekstir. İnsan uyurken yatakta nasıl irade ve niyet olmadan dönüyorsa niyetsiz amel de bir anlamda ona benzetilebilir.

Gün içerisinde yapılacak her eylemin Allah katında değerinin olması için, o amelle Allah’ın rızasını kazanmaya niyet etmek gerekir. Sünnet olan kalben niyetlenmektir. Kişinin yapacağı ameli kalbinden geçirmesidir. İnsanın kalbinden geçeni melekler bile duymaz. Sadece Allah Teâlâ ve amele niyetlenen bilir. Dil kalbin tercümanıdır. Kişi sadece kalp ile niyet ettiği zaman tercüman kullanmamış olur. Ameli de direkt Allah’la kul arasında bir amele dönüşmüş olur. Mübahları ibadete çevirmek bu şeklide kolaylaşır. İşte o zaman her anınız ve ameliniz, Allah katında ibadet mesabesinde anlam kazanır. Sizin üzerinde durmanız ve pratiğe çevirmeniz gereken çok önemli bir mevzudur.

Her davranış için ayrı ayrı niyet edilmelidir. Sürekli besmeleyle Allah’la bağlantı halinde olunmalıdır. Bu kolay değildir. Gafletten uzak olmayı gerektirir. Sürekli Cenabı Hakk’ı zikretmek, hatırda tutmak ve yaptığı her işi onun için yapmayı şuur haline getirmek, gayret gösterdikçe istikrar kazanılacak bir durumdur. İşte böylece 24 saat ibadete dönüşmeye başlar. Her dakika her nefes her adım her yudum her bakış her tutuş ibadet haline gelmiş olur. Bunları kazanmak bir insan için büyük bir şuur terbiyesi, kalp terbiyesi gerektirir.

 

‘MÜ’MİNİN NİYETİ AMELİNDEN DAHA HAYIRLIDIR’
Bazen insan amelsiz de sevap kazanılabilir. -Farz ibadetlerde durum farklıdır, yapamayınca sorumluluk kalkmaz, iade etmek gerekir.- Halis bir niyetle amel etmeye hazırlanmış fakat yapmak nasip olmamış kişiye Allah, niyetindeki ihlâs vesilesiyle sevap yazar. Mesela saatini yanlış kurup namaza kalkamayan, umreye niyet edip tüm hazırlıklarını yaptıktan sonra hastalanan mümine, ameli yapamamış olsa da Allah sevabını nasip eder. İnsanlar bir araya gelip Allah’tan isteseler ve Allah onlara her istediklerini verse Allah’ın hazinesinden bir şey eksilmez. Biliyoruz ki Allah’ın hazinesi geniş, merhameti sonsuzdur. Onun için her eyleminizde Allah rızasına niyet edin, niyetlerinizi güzelleştirin. Bu vesileyle Allah size yapmadıklarınızı, yapamadıklarınızı nasip eder. Neden sizin de Osmanlı saraylarındaki hanım sultanların vakfiyeleri gibi salih amelleriniz olmasın? Mihrimah Sultan, Valide-i Atik, Valide Sultan gibi Üsküdar’da yapılmış üç külliye aynı zamanda tam techizatlı üniversitedir. Cumhuriyet döneminde bir hanım tarafından yaptırılmış bir üniversite, bir hanım adı taşıyan üniversite yok. Çünkü hali hazırda böyle bir niyet ve tahakkuk yok. Siz de o hanımlar gibi mesela Valide Sultanı örnek alıp bu türden salih amel yapmaya niyet edin, nasip olacaksa Allah önce finans kapısını açar. Yapamasanız da niyetiniz için Allah bir sevap verir. Eğer gerçekleştirmek nasip olursa 10 ila 700 sevap vardır. ‘Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır.’

 

‘NİCE NAMAZ KILAN İNSANLAR VARDIR Kİ TEK KARLARI YORULMAK, NİCE ORUÇ TUTAN İNSANLAR VARDIR Kİ TEK KARLARI AÇ KALMAKTIR.’
İnsan yaptığı ameli Allah rızası için değil de başka maksatlarla –nefs, para, makam- yaparsa o şeyi putlaştırmış olur. Beden olarak iki kişi aynı ameli yaparken birisinin sevap kazanması diğerinin ise bir şey elde edememesi, bu kişilerin niyetindeki ve amelindeki ihlâslarıyla alakalı bir durumdur. İhlâs, kazanma vesilesi olmaktadır. Kişi, amelde bulunurken o amelin hedefi, Allah rızası dışında başka bir hedefse o kişinin kalbinde hastalık vardır. Kişi, halini terbiye etmesi, kalbini tezkiye etmesi gerekir. Peygamberimiz; ‘riya şirktir’ buyurmaktadır. Şirk bir kalp hastalığıdır. Çünkü kendini öne çıkarıyorsun, kendin için yapıyorsun. İnsan amellerinde sadık olmalıdır. Peygamberimiz; ‘din, güzel ahlaktır’ buyururken bir yandan Allah’a karşı, kullara karşı, mahlûkata karşı ahlaka işaret eder. Allah’a karşı ahlak, samimi ve doğru olmayı gerektirir.

Bir başka kazanç vesilesi de; aynı amelde birden çok niyet etmektir. Gazali diyor ki: ‘Faziletin kat kat olmasına gelince niyetlerin çokluğuna bağlıdır. Zira bir taatte niyetin çokluğu, sevabın da çokluğunu getirir.’ Diyelim ki bir arkadaşınız sizi davet etti. Sadece bu davete icabetle bile birçok amel ibadet haline gelebilir. Sayalım: Davete icabet sünnettir, Müslüman kardeşini ziyaret etmek Sıla-ı Rahimdir, eğer bu kardeşinizin dertleri varsa ona yardımcı olmak ibadettir. Daha saymaya devam edecek olursak; ondan öğreneceğiniz hayırlı şeyler ya da sizin öğreteceğiniz hayırlı ameller vardır. Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğe vesile olur. Böylece bir ameldeki halis niyetlerin sayısını arttırarak birçok sevabı elde edebiliriz.

 

‘İNSANA ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞI VARDIR
Niyet konusuna bir de kesb açısından devam edelim. Kesb, insanın ameli neticesinde ortaya çıkan kazançtır. İnsanın her ameli kesbtir, amel defterine yazılır ve kişi oradan ya günah ya da sevap kazanır. Hem günaha hem de sevaba kapı açtığına göre, kesb lehte de aleyhte de olabilir. Amellerin lehte veya aleyhte olduğu, akıl, niyet, irade ve amel sürecinde belirlenir. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; kişi sadece ne yapacağını değil niçin yapacağını da çok iyi bilmesi ve ona göre karar vermesi gerekir. ‘Niçin yapıyorum?’ sorusunun cevabı, insanı hayvanattan ayırmakta ve insan olma mertebesine çıkartmaktadır. Bu özelliği, yemek yeme, dolaşma veya günlük işlerin her birine uygulamak gerekmektedir.

Yaptığı amellerin nedenini sorgulamayan insan gafil insandır. Gafletten kurtulmanın yolu amellerin şuurlu hale gelmesidir. Amelleri yaparken niçin yaptığımız, fikrimizde ve kalbimizde canlı olmalıdır. Niçin yaptığımız sorusu aynı zamanda bizim Allah rızası için mi yoksa başka bir amaçla mı yaptığımızı belirler. Amellerin değeri Allah rızası için olup olmadığıyla orantılıdır. Allah rızası dışında olursa ne maksatla olursa olsun önemi yoktur. Biz buna ihlâslı olmak diyoruz. O bizim için lehte bir kazançtır. Amelin içinde ihlâs olmadığında, o amel günah olmasa bile bir kayıptır. Çünkü Müslüman, mübah bir işi halis niyetle yaparak ibadete, salih bir amele çevirir ve kazanır. Mübah işleri hüsnü niyetle salih amele dönüştürmediğiniz zaman herhangi bir günah yazılmaz ama kayıp olur. Bu önemli ve ince bir husustur. Mübah dahi olsa, amelimizi Allah rızasına bağlayıcı niyetle ibadete çevirmeliyiz. O zaman hayatımızdaki her davranıştan kar ederiz.

İhlasın dereceleri vardır. Hz. Peygamber buyuruyor ki: Bir kişi Salih amel işlediğinde 10 ila 700 kat arasında sevap alır. O sevabın oranını belirleyen katsayı, niyetteki ihlâstır. Sırf Allah rızası için başka hiçbir beklenti yoksa en üst derecedir. Alt derecelerden biri de; salih amel yapacak olan insanın riya içeren amelidir. Kişi, amelinde riya var diye amelinden vazgeçmez. O ameli gerçekleştirir ve sonra; ‘Ya Rabbi! beni riyadan koru’ der sonra Allah’a tevekkül eder. Amelinin öncesinde niyet ederken, ‘Allah beni muvaffak kılarsa ben ihlaslı olarak bu ameli yaparım’ der. Zaten kişi amelini kendine mal ederse kibir ve ucûba düşer.

 

‘DİNİN TEMEL İLKELERİNİ ÖĞRETEN –Rabbanilerden- OLUN
Bir hadis-i şeriften hareketle şunu biliyoruz: Ahirette bazı insanlara amel defterleri takdim edildiğinde şaşırırlar. ‘Herhalde yanlış amel defteri getirildi, çünkü bu defterde benim yapmadığım salih ameller yazılı’ dediklerinde melekler ; ‘sen bunları yapmaya niyet ettin ama müyesser olmadı. Allah da sana yapmışsın gibi sevabını verdi. Yahut da sen yapmadın ama vesile oldun, birisini teşvik ettin veya senin çocukların, talebelerin yaptı. Onların amellerinden sana da yazıldı’ derler. Bizim de böyle amellerimiz ve niyetlerimiz olmalı. Diyelim ki herhangi bir salih amelde öncü oluyorsunuz ya da namaz kılmayı öğretiyorsunuz. Öğrettiğiniz kişiler, o amelleri yaptıkça sevaplarından siz de hissedar olursunuz. Sevaplar amel defterine yazılırken aynı zamanda vesile olanlara da yazılır. Allah; ‘Rabbaniler olun yani dinin temel ilkelerini öğretenlerden olun’ buyurmaktadır.

 

‘DİN NASİHATTİR’
Nasihat Arapçada samimiyet demektir. Samimiyet ve nasihat arasında sıkı bir ilişki vardır. İnsan samimi olduğu kişilere nasihatte bulunur. Peygamberimizin uygulamalarından anlıyoruz ki; Allah’a karşı samimiyet, ‘yap’ dediğine kayıtsız şartsız teslim olmaktır. İhlâsla amel etmek, her işi O’nun rızasını kazanmak için yapmaktır.  Allah’ın rızası en büyük şeydir. Ali İmran süresinde önce dünya nimetleri sonra ahiret nimetleri sayılıyor. Cennet nimetlerinden bahsedilirken; ‘ bundan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Allah’ın rızası var ya en büyük odur’  buyrulmaktadır.

Allah’a karşı samimiyet, kayıtsız şartsız teslimiyet, Peygambere samimiyet; sünneti yerine getirmek, sünnete ittiba etmek, söylediklerini ve yaptıklarını yapmaktır. Bütün Müslümanlara samimiyet, kendin için istediğini onlar için de istemendir. O zaman insan, gerçek manada ihlâs sahibi olmuş olur. Allah Teâlâ cümlemize sahih niyetle amel etmeyi nasip eylesin. Amelleri sadece Allah rızası için yapanlardan eylesin.

Peygamberimiz ‘Allah herkese istediğini öğretir’ buyuruyor. Allah’ın rızası en büyük şeydir. Cenabı Hak bütün yaptıklarımızı böyle bir niyetle yapmayı bize nasip etsin.

 

Hazırlayan: Nurdan Subaşı
Önceki Yazı

İmam Gazali’de Zühd Anlayışı

Sonraki Yazı

Kalbin Hastalıkları; Kibir ve Ucub

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir