Kadına Yönelik Şiddet; İlerleme Temelinde Değişim Programına Katıldık
9-10 Aralık 2015
Pekin Bildirgesinin 20. yılının gözden geçirilmesi vesilesiyle BM Kadın Birimi ve BM Nüfus Fonu ortaklığıyla birlikte T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen program İstanbul, Marriot Otel’de gerçekleşti. Pekin Eylem Platformu’nda yer alan 12 kritik alandan birisi olan ‘kadına yönelik şiddet’ programın öncelikli konusuydu.
Kadına yönelik şiddet bir insanlık suçudur, bir hak ihlalidir, bir zulümdür. Sadece kadını değil çocuğu aileyi ve hatta toplumların geleceğini olumsuz etkilemektedir. Biz de dernek olarak yaptığımız kadına yönelik şiddet çalışmalarında gördük ki, bu alanda birçok acı yaşanıyor. Bu süreçte şiddete uğrayan çaresiz, kendilik algısı bozulmuş, hayatları alt üst olmuş, geleceğe güvensiz bakan kadın ve şiddete şahitlik eden çocuklarla tanıştık. Akademik düzeyde yaptığımız çalışmalarla, bildiğimiz ancak sahaya inince daha fazlasına şahit olduğumuz bir sorunla yüzleştik. Farklı kültürlere ait şiddetin farklı dinamikleri olsa da kadının olduğu her yerde benzer sorunların yaşandığını da biliyoruz. Kısaca kadına yönelik şiddet, üzerinde durulmaya, düşünülmeye ve çözüm üretilmeye muhtaç bir konu. Bu soruna ulusal tedbirlerin yanı sıra uluslararası sözleşmelerin de güç vermesi önemli.
Neden bu kadınlar, kadın hakları, şiddet ve istismar konularında yapılan düzenlemelerin dışında kalıyor?
Neden, kadına yönelik şiddet bir ayrımcılık çeşididir diyen BM’lerin bizzat kendisi bir ayrımcılık yaparak devlet şiddetini gören kadınları görmezden geliyor?
Neden, BM hiç bir zaman kadınlara ve çocuklara ağır bedeller ödeten devletlere çağrı yaparak ‘bu zulmü durdurun’ demedi, demiyor, diyemiyor?
Bu kadınlar ve bu çocukların suçu ne!
Neden bu kadınlar bu kadar sahipsiz bırakılıyor?Sanki Dünyada yaşanan asıl şiddeti görmeyelim diye bizi bu dar kapsamlı çalışmalarla oyalıyorlar.
Peki, bu toplantılarda mülteci ya da sığınmacı bir kadın olsaydı ve “biz kadına yönelik şiddetin her formunu en ağır şekilde yaşıyoruz, eğitim, istihdam, sağlık ve yaşam haklarından mahrumuz. İnsan onuruna aykırı şartlarda yaşıyor, taciz ve tecavüze uğruyoruz. Yaşamak için verdiğimiz mücadeleler ölümle sonuçlanıyor ve adalet bize çok uzak. Kadına yönelik şiddeti konuşan ey parlamenterler, uzmanlar, uluslararası örgütlenmeler! sizin sorun olarak ortaya koyduklarınız bile bizim için bir nimet durumuna gelmişken, sizler bizi daha ne zamana kadar yok sayacaksınız. Bizi görmeniz için daha kaç kadın, kaç çocuğun ölmesi gerekiyor” derse nasıl bir cevap verirdik acaba?
Benim verecek bir cevabım yok, peki ya sizin!?….

Pekin Bildirgesinin 20. yılı münasebetiyle düzenlenen programa üye devletler, Avrupa Konseyi ve diğer BM Kuruluşları, araştırmacılar, akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinden temsilciler katıldı.
Pekin Eylem Platformu’nda yer alan, 12 kritik alandan birisi olan kadına yönelik şiddet, programın öncelikli konusuydu. Kabul edilen “2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi” doğrultusunda, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin sonlandırılmasına ilişkin üye devletlerin taahhütlerinin yenilenmesi programın bir diğer amacıydı. Programa katılan temsilciler, ülkelerindeki gelişmeleri bu açıdan değerlendirdiler.
Toplantı, organizasyonu gerçekleştiren UN WOMEN (BM Kadın) ve UNFPA (BM Nüfus) Direktörlerinin yaptığı açılış konuşmalarıyla başladı:
– BM Kadın İcra Direktörü Dr. Phumzile Mlambo- Ngcuka konuşmasında;
“Kadına yönelik şiddet, BM’in öncelikli çalışma alanıdır. BM olarak, kadına yönelik bütün istismar formlarını reddediyoruz. İnsan hakları alanında görülen en fazla ihlal, kadına karşı gerçekleşen şiddettir. Halbuki kadına yönelik şiddet engellenebilir bir durumdur. Şimdi kanunların yürürlüğe sokulması gerekmektedir. Sorunun çözümü için sürdürülebilir farkındalık ve farklılık yaratmalıyız. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’yle kadına yönelik şiddet konusunda liderlik yapmıştır. Türkiye’nin konuyla ilgili aktif katılımı çok önemlidir.” dedi.
– BM Nüfus Fonu Direktörü Dr. Babatunde Osotimehin;
“Dünya’da her gün 1600 kadın, sağlık hizmetlerine ulaşamadığı için doğum esnasında bebeğini kaybediyor. Bu da bir şiddet türüdür. Yine yetişkin erkeklerden kaptıkları AİDS yüzünden hayatını kaybeden kız çocuklarının yaşadıkları da bir şiddettir. Ayrıca bütün kız çocuklarının, kız çocuk olma hakkı vardır, gelin olma değil. Bu yüzden yaşlı adamlarla küçücük kız çocuklarının evlendirilmesi de bir şiddettir. Tüm bu sorunlar için öncelikle kadınları, seslerini duyurmaya teşvik etmeliyiz. Kadınların güçlendirilmesini eğitimden, sağlıktan, hukuktan, yönetişimden ayıramayız. İnsani gelişmenin merkezine kadınları ve kız çocuklarını koymalıyız. Çünkü kadın gelişir ve değişirse toplum da değişir” dedi.
Programın açılış konuşmasını yapan Başbakan Ahmet Davutoğlu ise;“Şiddet toplumların en büyük kamburudur ve bundan kurtulmak için hastalığı doğru teşhis etmek gerekir” dedi. Davutoğlu; “Dünyanın dört bir yanında kadınlar erkeklerin aldığı kararlarla mağdur ediliyor” dedikten sonra Dışişleri Bakanı’yken farklı bölgelerde şahitlik ettiği savaş ve şiddet mağduru kadın hikayelerini anlattı.

Gazze’de, bombardımanda ölen 17 yaşındaki genç kızı, Srebrenitsa’da iki oğlu gözlerinin önünde öldürülen yaşlı kadını, Halep bombardımanda bacakları kopan genç kızı hatırlattı. Somali’de susuzluktan bebeği kucağında ölen anneden, Arakan’da kendisine pusula ulaştırmaya çalışan evleri yanmış kadınlardan, IŞİD’ın Parisi bombalamasında camdan sarkan hamile kadından, Suriye’de savaştan kaçan kadınlar ve çocuklardan örnekler verdi. Böylece şiddetin sadece kadın-erkek arasında olmayıp devletler ya da terör olayları yüzünden kadın ve çocukların yaşadığı şiddete dikkat çekmiş oldu. Davutoğlu, “Kadınlar, gençler, çocuklar sandallarda denize dökülüyor. Çocukların bedenleri faili meçhullerle paramparça ediliyor. Kızlar meçhul dağlara kaldırılıyor. Buradan BM Kadın Konferansı çerçevesinde dünyaya sesleniyorum: Kadına karşı şiddetin en fazla cereyan ettiği Suriye’deki bu rejime ve bu zulme karşı artık bir ‘dur’ diyelim” dedi.
“Sosyal bir mesele olarak şiddeti, özelde de kadına yönelik şiddeti konuşmanın gerçekten derin bir hüzün ve üzüntü vesilesi olduğunu söyleyen Davutoğlu; ‘hala içim soğumadı’ dediği Özgecan’ı da andığı konuşmasında kadına karşı şiddetle mücadeleye etkin şekilde devam edileceğini söyledi.
Katılımcı Ülkelerin Temsilcileri Neler Söyledi
Program, katılımcı ülke temsilcilerinin Pekin Deklerasyonu’ndan bu yana ülkelerinde yaşanan değişim ve gelişimlerden örnekler verdiği oturumlarla devam etti:
-KONGO: Biz kadına yönelik şiddetle ilgili çalışmaya ancak 10 yıl önce başlayabildik. Ondan önce Kongo karışık zamanlar yaşadı. Bu dönemde 11.000 farklı tecavüz vakası yaşandı. Bu yüzden bir general mahkum edildi. Şimdi askeriyede rütbeli kadın askerler olduğu gibi 3 kadın general var. Böylece askeriyeyi de dönüştürmeyi hedefliyoruz.
-AVUSTURYA; Sally Moyle: Ülkemizde sadece geçen yıl, 60 kadın eşi ya da partneri tarafından öldürüldü. Biz kadına yönelik şiddetle, 40 senedir mücadele ediyoruz.
-İSPANYA; Martin Asuero: Devletler şiddete çözüm bulmalı, zira kadına yönelik şiddet ve kadın-erkek eşitsizliği insan haklarına aykırı olmakla birlikte kalkınmaya da engeldir.
-GÜRCİSTAN; Adalet Bakanı: 12-13-14 yaşlarındaki kız çocuklarıyla evlenen erkeklere ceza verilmeli diye düşünüyoruz. Fakat kültürel kabuller ve oluşmuş evliliğin bozulması gibi zorlukları var. Bir başka zorluk da; kadına yönelik şiddete müdahale etmek isteyen polise önce kadınlar itiraz etmesi.
-NİJERYA; Prof. Joy Ezeil: Pekin sonrası anayasamızda ilk kez kadından, kadın haklarından, kadın-erkek eşitliğinden söz edilmeye başlandı. Miras hakkı getirildi. Kadınların adalete erişimi hızlandırıldı. Kadınların sesi duyulmaya, kadına yönelik şiddet konusu tartışılmaya başlandı. Henüz tam istenilen yerde değiliz ama çok ilerleme kaydettik. Kısaca diyebilirim ki; Pekin bizim için bir milat oldu.
Kültürlere tepeden bakmamalıyız, böyle yaparak mücadele edemeyiz. Fakat kültürel kabullerin bir kısmı bazı iyileştirmelerin önünde engel olabiliyor. Mesela, kızların erken evlendirilmesi kültürel olarak kabul gördüğü için hukuken yasaklansa bile engellemek zor. Bu durumda kadınlarla bile mücadele etmek zorunda kalıyoruz… Bu arada, kız çocuklarını kaçıran Boko Haram gibi örgütlerle de mücadele ediyoruz.
Kadına yönelik şiddetin sadece sonuçlarıyla değil sebepleriyle de ilgilenmemiz gerekiyor.
-AZERBAYCAN; Prof. Hüseyinova: Erkek, düşman olarak kadının karşısına konulmamalı, böyle yapmak başkaca sorunlara neden oluyor. Bu sebeple daha dikkatli bir dil kullanılmalı… Ayrıca, kopyala yapıştır şeklinde bir çözüm olamaz. Her ülkenin kendine has bir kültürü var. O yüzden bu kültürel farklılıklar dikkate alınmalı. Bütün bu çalışmalara rağmen ilerlemeyle her şeyin hallolacağını da söyleyemeyiz. Öyle olsaydı Batı’da şiddet de taciz de olmazdı.
-UKRAYNA: Aile ici şiddet sessiz bir sorundur. Soruna karşı kadınları daha çok ses çıkarmaya teşvik ediyoruz.
-ENDONEZYA: Kadına yönelik şiddetin en önemli sebebi ataerkil toplum ve alkoldür.
-COSTA RİCA: Yaptığımız bir alan araştırmasının sonuçlarına göre erkekler kadına yönelik şiddeti, değiştirilmesi gereken ciddi bir sorun olarak değil sadece bir konuşma konusu olarak görüyorlar.
-FİLİSTİN: Şiddetin bir nedeni de yoksulluktur. Bunun giderilebilmesi gerekir. Kamplarda ve işgal altındaki topraklarda yaşayan kadın ve çocuklar için daha çok yardıma ihtiyacımız var.
-UN WOMEN: 20 yıl önce şiddeti azaltmaya çalışıyorduk. Şimdiki hedefimiz ise şiddeti bitirmek. Bunun için bilgiye dayalı stratejiler geliştirmeliyiz. Kadına yönelik şiddetle ilgili hala bir direnç var, ona göre çalışmalarımızı da artırmalıyız.
-LİBERYA: Biz de kadına yönelik şiddetle mücadele ediyoruz. Ancak bizim en önemli sorunumuz kadının sünnet edilmesidir.
-AFGANİSTAN: Çatışmanın varlığı kadınları iki kez mağdur ediyor. Taliban döneminde Afgan kadını tam bir hapis hayatı yaşadı. Sağlık hizmetini bile evinde almak zorundaydı. Şimdi artık kadınlar daha özgür. CEDAW kabul edildi. Parlamentoya girmek için kadınlara %25 kota kondu.
-TÜRKİYE: Bu konuda kayda değer ilerleme yaşıyoruz. Bugün 2 kadın bakanımız var. 10 yıl öncesine kadar en büyük bütçe Savunma Bakanlığı’na ayrılıyorken bugün, ilk sırada Eğitim Bakanlığı sonra Aile Bakanlığı en fazla bütçeye sahip bakanlıklar haline geldi. Türkiye, kadına yönelik şiddetle ilgili çok önemli bir metin olan İstanbul Sözleşmesi’ne de öncülük etti.



