Hindistan’da Kadın Olmak Zor

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

“Hindistan Delhi’de Women In Distress Derneğini Ziyaret Ettik

15 Aralık 2012
Farklı kültürleri, farklı coğrafyaları görerek öğrenmek için düzenlediğimiz gezilerimizde bu sefer istikametimiz Hindistan-Nepal oldu. Daha önceden de gezdiğimiz ülkelerde bazı sivil toplum örgütlerini ziyaret ederek o ülkelerin kadın gündemini öğrenmeye çalışmıştık. Hindistan’ın farklı sosyal yapısı, dini inançları ve yaşam pratikleriyle bize orijinal veriler sunacak bir bölge olduğunu düşünüyorduk. Bütün bu farklılıkların kadınların hayatına nasıl yansıdığını hangi ayrıcalık ve sorunlar ürettiğini bir kadın derneği olmanın merakıyla öğrenmek için Hindistan’ın en önemli kadın kuruluşlarından biri olan Women In Distress Derneğini Delhi’deki yönetim binalarında ziyaret ettik.
Ulusal, bölgesel ve küresel ağlarda görev yapan Women In Distress Derneği Hindistan’ın çeşitli bölgelerinde örgütlenmiş 1500 sivil toplum kuruluşunu bünyesinde barındıran Women Power Connect’in (WPC) de kurucusuymuş. Ayrıca, siyasetteki Asya-Pasifik Kadınları Merkezi’nin başkan yardımcılığını yürüten dernek, UN Ekonomik ve Sosyal Konsül’ünün de danışmanı olarak görev almaktaymış.
Bütün bunlar güçlü bir dernek ve güçlü kadınlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu. Bu duygularla derneğe girdiğimizde bizi karşılayanların erkekler olduğunu görünce durumu biraz garipsedik. Sonra dernek üst düzey kadın yöneticilerinin bir çalışma için Nepal’in başkenti Katmandu ve Jaipur’da bulunduklarını öğrendik. Dernekte bizleri üst düzey 3 erkek yönetici karşıladı. Derneğin Yönetim Kurulu üyesi ve Medya ve İletişim Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Amitabh Kumar’ın kadın üzerine sosyal araştırmalar yapan bir akademisyen olması Hindistan’da kadın olmaya dair daha doyurucu bilgi edinmemize yardımcı oldu. Hindistan’da kadının sorun alanları üzerinde yoğunlaşan dernek faaliyetleri bir sunumla bizlere anlatıldı. Sunumda kadına yönelik politikalar bakımından Türkiye ve Hindistan arasındaki benzerlik ve farklılıkları görmek hepimiz için ilginç oldu.
Programın sonunda Sayın Kumar hem Hindistan’da hem de bu bölgelerde Müslüman kadınlar için model teşkil edecek kadınlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Bulundukları coğrafyada Müslüman kadın olmanın bazı pratikler bakımından sıkıntılı olduğunu belirtti ve “sizin gibi hem sosyal alanda aktif hem de iş hayatında başarılı olmuş Müslüman kadınlarla ilk kez karşılaşıyoruz. Sizden bunun sırrını buradaki Müslüman kadınlarla da paylaşmanızı isteriz” diyerek hem hayretini belirtti hem de işbirliği ve görüşme talebinde bulundu. Ziyaretimizden son derece memnun olan dernek yöneticileri son olarak, yapılan görüşmeye derneğin web sitesinde de yer vereceklerini söylediler.

Derneğin Amacı ve Çalışma Alanları
1983 yılından kurulan, çalışma felsefesini feminizm ve sosyal demokrat fikirler üzerine inşa eden dernek, ilhamını sosyal aktivizmden almaktaymış. 1990’lı yıllarda her iki cinsi de kapsayan bir kavram olarak toplumsal cinsiyet kavramının gündeme gelmesi ve yaygınlaşmasıyla derneğin çalışma alanı toplumsal cinsiyet ve insan hakları üzerinde odaklanmış. Derneğin misyonu kadınların korunması, güçlendirilmesi, temel haklarının sağlanması ve sosyal ve hukuki konuların toplumsal cinsiyet perspektifinden sorgulanması olarak belirlenmiş.
Derneğin çalışma alanlarını bütün dünya kadınlarının sorunu olan şiddet, aile içi şiddet, cinsel taciz-tecavüz ve cinsel saldırı, çocuk yaşta evlilik, insan ticareti/kaçakçılığı gibi konular oluşturmakla birlikte bu kültüre has namus cinayetleri, doğum öncesi cinsiyet seçimi, kadının çeyiz yükümlülüğü gibi konular da ilave edilmiş.


Hindistan’da Kadın Sorunları

1.200.000 nüfuslu Hindistan’da her üç kişiden biri açlık sınırında yaşıyor. Bu insanlar fakir değil, çok fakir. Ayrıca sokakta yaşayan evsizler 70-80 milyon gibi rakamlarla ifadelendiriliyor. Yani neredeyse bütün bir Türkiye nüfusu kadar insan sokakta yaşıyor. Bu durumda Hindistan da sırf kadın olmak değil erkek olmak bile çok zor. Sokakta yaşayanların %40’nın da kadın olduğu tahmin ediliyor. Sokakta yaşayan insanlar kırsal alanlarda dayanışma ve yardımlarla ayakta kalabiliyorken büyük şehirlerde bu insanların iyice sahipsiz ve yardımsız kalmalarını Prof. A. Kumar bir modern şehir problemi olarak açıklıyor.
Barınma ve yiyecek gibi en temel ihtiyaçlarından mahrum olan bu insanların eğitim, sağlık, güvenlik gibi diğer haklara ulaşmaları da hayal gibi. Dolayısıyla nüfusun %35’inin okuma bilmemesi ve tabii bu oranın büyük bir çoğunluğunun yine kadınlar olması bizleri hiç şaşırtmıyor. Bu da kadınların fakirliğini besleyen artı bir faktör olarak varlığını koruyor. Kadın sorunlarını besleyen fakirlik, yoksulluk ve yoksunluğun ardından gelen en büyük neden Hint kültürünün erkek egemen anlayışı ve geleneklerin ağır baskısı olarak ortaya çıkıyor. Zira bu durum bütün dünyada var olan kadın sorunlarına ilave sorunlar anlamına geliyor.
1947’de Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından kadınlar açısından yasal olarak bir takım olumlu gelişmeler olmuş olmakla birlikte herkesin eşit haklara sahip olması konusunda siyasal yönetimin çok da başarılı olduğu söylenemiyor. Çünkü bağımsızlıktan sonra tüm sosyal politikalara geleneksel algıya uygun olarak erkek gözüyle bakılmaya devam edilmiş.


Evlenme ve Cinsiyet Seçimi

Hindistan’ın yeni yasaları kadın lehine düzenlenmiş olmasına rağmen baskın geleneksel algı yüzünden bu durum uygulamaya yansıtılamıyormuş.
Hint geleneğinde evliliğe de boşanmaya da aileler karar veriyor, evlilik ancak ailelerin istediği adaylar arasında gerçekleşebiliyormuş. Evlenecek eşler bir birlerini çoğu zaman evlendikleri gece görüyormuş. Şimdilerde bu durum şehirlerde biraz yumuşatılmış. Evlenmeden önce birbirlerini görme izni, bazen de tanıma süreleri verilebiliyormuş. Hindu geleneklerine göre düğünler 5  gün sürmekte ve düğünlerin ekonomik yükü kız tarafının sorumluluğunda olmaktaymış. Evlilikte kızın ailesinin harcamaları kızın çeyizi olarak anılmakta, ayrıca bu esnada kızın ailesinin erkeğe hediye olarak örneğin bir araba alması da adet olarak uygulanmaktaymış. Peki erkek tarafı ne yapıyor diye sorduğumuzda “oğlunu veriyor daha ne yapsın!” anlayışının yaygın olduğu söylendi.
Evliliklerde kız tarafına yüklenen bu ağır sorumluluk doğum öncesi yapılan cinsiyet tercihlerini olumsuz etkilemekte vehamilelik aşamasında kız bebekler aldırılmaktaymış. Ülke genelinde her 1000 erkeğe karşı 930 kadın varken bu geleneğin kesif olarak yaşandığı bazı bölgelerde yapılan araştırmalar bu oranın kadın aleyhine bozulduğunu göstermekte. Bu araştırmalara göre her 1000 erkeğe karşı artık sadece 786 kadın var.

Namus Cinayetleri
Namus cinayetleri Hindistan’da farklı bir biçimde karşımıza çıktı.  Ülkedeki geleneksel kast sisteminin toplumda halen devam etmesi nedeniyle kastlar arası evlilik kabul görmemekte. Farklı kast ve farklı dinden olan kişilerin evlenmesi namus cinayetleriyle sonlanmaktaymış. Bu durumda hem erkek hem de kızın öldürülmesi namus cinayeti olarak anılmakta. Bu türden namus cinayetlerine Hindu ve Sih gelenekleri cevaz vermekteymiş.

Boşanma
Yasalarda aksi olsa da Hint geleneklerine göre gerçekleşen evlilik birliğini sonlandırmak mümkün olmuyor. Çünkü boşanma toplumda kabul görmüyor.  Çok istisnai durumlarda boşanacak çiftlerin ailelerinin kararıyla ancak boşanma gerçekleştiriliyor. Bunun dışındaki boşanma durumlarında boşanan kadını toplum izole ediyor. Aile rızasıyla bile olsa boşanan çiftlere ömür boyu evlenme yasağı uygulanıyor. Bir şekilde kadın öldüğü takdirde erkek evlenme hakkına kavuşuyor ancak erkek öldüğünde bile kadının evlenmesi uygun görülmüyor. Bu durum da kadınlar aleyhine bir ayrımcılık olarak karşımıza çıkıyor.


Çocuk Evlilikleri

Hindistan’da evlenme için hukuken izin verilen yaşlar, kızlarda 18 erkeklerde 21 olmasına rağmen bizim kültürümüzdeki “beşik kertmesine” benzer bir geleneğe de sahipler.  Bu durumda küçük yaşlarda evlendirilen kız çocukları ancak ergen olduktan sonra oğlanın ailesinin yanına taşınıyormuş. Bu tür evliliklerde bile kızların çok yaşlı erkeklerle evlendirilmesi toplumda pek hoş karşılanmamakta ancak az sayıda da olsa bu tür durumların varlığı da söz konusu olmaktaymış.

Taciz ve Tecavüz

Dünyanın her yerinde olduğu gibi cinsel taciz ve tecavüz buradaki kadının da önemli sorunlarından biri. Cinsel taciz kamu ve özel alanda, iş yerlerinde ve toplu taşıma araçlarında gerçekleşebilmekte. Biz henüz Hindistan’dan dönüş yolunda iken bütün dünyayı ayağa kaldıran ve kızın ölümüyle sonuçlanan otobüste bir kız yolcuya topluca tecavüz edilmesi tecavüz olaylarının ne kadar fütursuzca gerçekleştiğine dair ciddi bir örnek olarak gösterilebilir. Yine de sunumu yapan beyefendinin tacizin modern hayatın bir sonucu olduğuna dair yorumu dikkat çekiciydi.
Maalesef İnsan ticareti burada da kadınları meta haline getirmiş durumda. Az gelişmiş ülkelerden zor durumda olan kadınların gelişmiş ülke erkeklerine zevk ve eğlence malzemesi olarak satılması köleliğin geçmişte kaldığı tezine ciddi darbe vurmakta ve burada olduğu gibi fakir ülkelerin kadınları bu sorunla daha fazla karşı karşıya kalmakta.

Yönetime Kadın Katılımı

17 yıl boyunca Hindistan’ı yöneten Indra Ghandi örneğinde olduğu gibi kadın yöneticilere alışık olunmasına rağmen, erkek egemen bir toplum olan Hindistan’da kadınların politik hayata geçişleri çok zor olmaktadır. Aslında, yönetime kadınların katılımını sağlamaya dönük politikalar yeni değil, örneğin köylerde ve alt yönetim sistemlerinde 20 yıldır uygulanan kadın kotası varmış. Uzun yıllar %30 olarak uygulanan kadın kotası son 5 senede %50’ye çıkarılmış durumda. Ancak daha üst basamaklarda değişim çok daha yavaş gerçekleşiyor. Şimdilerde Hint kadın hareketi ulusal parlamentoda da kadın kotası konulması için uğraş veriyor.
Hindistan’da çalışan kadınlar için en önemli sorun yükselmelerini engelleyen bir cam duvar olması imiş. Bu görünmeyen duvarlar kadınların üst basamak görevlere geçişini engellemekte. Dolayısıyla üst kariyer basamaklarında kadınlar yok olmaktalar.

Şiddet

Öte yandan “aile içi şiddetin” üst gelir grupları dâhil her kesimde yaygın olduğu söylenmekte. Hindistan’da da kadın şiddete uğradığında resmi makamlara başvurmaktan çekiniyor. Böyle olunca da şiddete uğrayan kadınlara dair veri oluşturulamıyor ve şiddete uğrayan kadınlara yardım etmek de mümkün olamıyor. Buradan hareketle dernek suç izleme komiteleri vasıtasıyla şiddet gören kadınları tesbit etmeye çalışıyor. Resmi raporlar maalesef ülkenin şiddet haritasını çıkarmakta yetersiz kaldığından dernek gönüllüleri yetkili makamlara konuyla ilgili hazırlanan raporları sunuyor. Derneğin Delhi’de bulunan kriz-müdahale merkezlerinde ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddete karşı bilinçlendirme ve şiddet sonrası bakım ve rehabilitasyon hizmetleri sağlanmakta. İleri durumlarda kadınlar sığınma evlerine yönlendiriliyor.

Ulusal ve Uluslararası Güç Ortaklığı
Hindistan devletinin politikalarına uygun olarak kadının durumunu güçlendirici ve baskın geleneklere karşı kadını koruyucu çalışmalar yapan Dernek,  güçlü ilişkilere sahip. Hindistan hükümeti içindeki birimlerden fon alarak çalışan dernek ayrıca uluslararası kuruluşlardan da fon almaktaymış.
Bundan başka, medya desteğini de arkasına almış olan dernek, sosyal medyayı da etkin kullanarak çalışmalarını geniş kesimlerle buluşturmakta ve etkinlik gücünü arttırmaktaymış.

Son Söz
Dernekte yapılan çalışmaları takdirle dinlemiş olmamıza rağmen Hindistan’da hem kadın hem erkeklerin insanca yaşamalarını sağlamak için daha yapılacak çok şey olduğunu bilmek büyük bir yangına kovalarla su taşımanın verdiği ümitsizliği içimizden atmamıza yetmemişti. Aslında gittiğimiz her ülkede dinlediğimiz kadın sorunları bir dokun bin ah işit biçiminde gerçekleşmişti. Belli farklılıklar olsa da kadın sorunları bütün dünyada benzer özellikler göstermekteydi. Yoksulluk, yoksunluk ve savaş gibi olumsuz koşullar en çok kadın yaşamını olumsuz etkiliyor. Aslında adaletsiz sistemler kadın ve erkeği birlikte ezmekle beraber taciz, tecavüz gibi cinsel suçlarla, şiddet ve yoksullukla en fazla kadınlar muhatap olmakta. Bunlara eklenen insan yerine konmama ya da daha iyimser bir yaklaşımla ikincil bir statüye indirgenme durumu da kadınlara artı sorun alanları olarak geri dönmekte. Bugüne kadar gördüklerimiz ve duyduklarımız insanlığın derin bir bunalımda olduğu gerçeğini bir kez daha hissettirdi. Dünya uzun bir zamandır kadın ve erkeklerin adil ve insanca yaşayacağı günlerin özlemini duyuyor. Vuslatın gerçekleşeceği günlerin çok uzun olmaması temennisi ve duasıyla Hindistan’daki yolculuğumuz sona eriyor.
Hazırlayan:Ayla Kerimoğlu
Önceki Yazı

Önce Allah Sonra Osmanlı’nın Torunları

Sonraki Yazı

Suriye’deki Savaşta Kadının Dramı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir