Önce Allah Sonra Osmanlı’nın Torunları

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

“Suriye’de Kadın” Programı Dinleyici Yorumu

9 Şubat 2013
Bosna’da insanlık şirazeden çıkmıştı, Müslümanlara yapılan zulümler, eziyetler, anlatılmaz acımasız tecavüzler; keskin nişancılardan kaçmak için günlerce karanlık bodrumlarda aç susuz bekleyişler ve tek başına doğumlar;  fakat bunları yapan insan olamaz diyorduk, evet bunlar Avrupalı medeni(!) Sırplardı.

Yeşil gözlü, elli dokuz yaşında öğretmen olduğunu söyleyen Suriyeli Fatma ablamız, ‘ben sadece bin de birini anlatabilirim’ diyordu konuşmasına başlarken ve ‘Suriye de olan tarihte olmadı’ diye devam ediyordu. Türkçe terimleri tam olarak yerli yerine oturtamıyordu ama gözlerinden çıkan ateş bütün boşlukları dolduruyor ve hepimizi yakmaya yetip artıyordu.Biz bir zamanlar Bosnalı kadınlardan yiğit bir kadını da dinlemiştik. Ressam Müberra İsanoviç, Bosna’da ki savaşın kadınlar üzerindeki yakıcı tesirini iliklerimize kadar hissettirmişti. Şimdi de yine bir kadın, Suriyeli Fatma Hanım savaşın acımasızlığı ve kalleşliğini anlatıp kör bir kurşunla ölmenin “bahtiyarlığından” söz ediyordu.

1964’de kurulan muhalefetsiz Baas rejimi Hafız Esad ve devamındaki halefi Beşar Esad, babasının kurduğu korku imparatorluğunu taçlandırarak devam ettiriyor. Ülkede güçlü bir istihbarat ağı var, herkes bir diğerini ajan sanıyor ve korku her an her yerde, yüreklerine hükmediyor. Fatma ablamız “Savaştan önce de herhangi birinin evden çıktıktan sonra tekrar evine dönmesi, bir sevinç sebebiydi” diyor,  “çünkü zindanlar neden orada olduklarını bilmeyen insanlarla dolu… Kırk yıldır göğsümüze bastılar, zengin sınıf azaldı ve çook zengin oldu, fakir sınıf da artarak çoğaldı…’’ diye devam ediyordu. İktidara yakınsan, akrabaysan ya da aynı mezhepteysen her türlü işin yolunda gidiyor, ya şayet değilsen…
Peki ya şimdi… Mısır da başlayan ‘Arap Baharı’ ve 27 Şubat 2011’de Şam’da birkaç çocuğun Esad’ın aleyhine yazdığı bir cümle ile başlayan ‘Cumhurbaşkanı sıra sende’ duvar yazısı ve o çocukların bulunup, tırnaklarının çekilmesine kadar varan acımasız eziyetler, ailelerin çocuklarına sahip çıkmak istemeleriyle, halkı yakıp kavurmaya varan büyük yangın. Esad güçleri ‘ya Esad kalacak, ya Suriye yanacak’ diyordu, sadece iki üç ay sürer diye tahmin edilen ve neredeyse iki yılı bulan bu korku filmi nasıl nihayet bulacak…
Suriyeli kardeşlerimiz, bizlerle sınır oldukları için kendilerini çok şanslı görüyorlar ve ekliyorlar ‘önce Allah sonra Osmanlı’nın torunlarına güveniyoruz’ diyorlar, halbuki o torunların, artık yüksek bir gaye-i hayalleri yok, sistem onları kendi çarkına almış ve eritmiş çoktan; peşinden diğer Arap ülkelerine sesleniyorlar ‘’Ey Arap ülkeleri eğer Türkiye’ye sınırınız yoksa sakın devrime kalkmayın’’ Ah! canım Suriyeli kardeşim, merak etmeyin,  onların da  parmaklarını kıpırdatacak halleri yok, nasıl bir ölü toprağı atılmışsa üzerlerine  ya da nasıl bir anlaşma yapıldıysa kapalı kapılar ardında…
Ya Rab! Ne olur bize yardım et,  bizim senden başka bildiğimiz bir kapı yok;  bizler uluslararası kazanda neyin kaynadığını bilemeyiz ve sırada hangi yemeğin pişeceğini de… Biz kimselerin yazamadığı, farklı hassasiyetlerden dolayı kimsenin dillendiremediği, tecavüz sonucu doğan bebeklerin annelerinin yüreğinde kopan feryadı, tırnakları çekilerek ve daha ne türlü eziyetler edilerek öldürülmüş evladının başında ağıt yakan annelerin yüreğindeki acıyı biliyoruz ve Rabbim diyoruz ki: Sen karıncaya Nemrut’un Sarayını yıktırırsın, sineği de firavunlara musallat edip alaşağı ettirirsin. Ne olursun Ya Rab! Zalimleri zalimlerle uğraştır, nusretini geciktirme…{jcomments on}
Hazırlayan: Ziynet Kır
“Suriye’de Kadının Dramı” programı katılımcı yorumu”
Önceki Yazı

Evlilik Göçünün Oluşturduğu Kadın Problemleri

Sonraki Yazı

Hindistan’da Kadın Olmak Zor

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir