Kudüs Ey Kudüs…

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:
28 Haziran 2007

Yaklaşık bir buçuk saatlik uçak yolculuğundan sonra Tel Aviv Ben Gurion havalimanına vardık. Havaalanında, daha önceden bilgilendirildiğimiz gibi, güvenlik gerekçesiyle bekletilme bizim de başımıza geldi. Grubumuzdan yaklaşık on kişi, iki saatlik bir bekleyişten sonra pasaport kontrolünden geçebildi. Sonunda programımıza devam edebilecektik. Modern görünümlü, yüksek katlı binaların bulunduğu kent olan Tel Aviv şehir turundan sonra büyükelçiliklerin ve otellerin bulunduğu caddeden Yafa’ya doğru ilerliyorduk. İsrail kendisine sonsuza kadar başkent olarak Kudüs’ü belirlemiş olduğu için bazı bakanlıkları da orada bulunduruyor. Ancak dünya devletleri bunu onaylamadığı için bütün elçilikler Tel Aviv’de.

OSMANLI’NIN PORTAKAL ÇİÇEĞİ YAFA

Yafa ve Tel Aviv iç içe geçmiş iki şehir olmasına rağmen Yafa’nın mimari dokusu kendisini hemen fark ettiriyor. Akdeniz kıyısındaki Yafa kesme taşlı yapılarla bezeli şirin bir Osmanlı şehri. Aynı zamanda bu şehir Kudüs’ün denize açılan kapısı durumunda.

Şehirde Osmanlı izini taşıyan pek çok eser bulunuyor. Bir Osmanlı eseri olan Hasan Paşa camii Tel Aviv’le Yafa arasında kalıyor. Osmanlı’dan kalma toplar, II. Abdülhamit’in 1900 de yaptırdığı ve hala kullanılmakta olan saat kulesi,  Bahriye camii ve Hamidiye külliyesi bunlardan bir kaçı. Son derece bakımlı olan Bahriye Cami’nin Külliyesi’nin bazı bölümlerine Yahudiler çoktan yerleşmiş durumda. Osmanlı’nın önemli bir liman kenti olan Yafa portakallarıyla da ünlü.  Şehrin en yüksek noktasından Osmanlı zamanında şehirlerimizin gelini adı verilen Yafayı izledikten sonra Kudüs’e doğru yola koyuluyoruz.

 KUDÜS

Şehre hâkim bir tepede olan Samuel peygamberin makamını ziyaret edip, haçlıların Kudüs’e buradan girip şehri aldığı için sevinç tepesi adı verilen yerden bir süre şehri seyrettikten sonra Kudüs’e giriyoruz. Şehre ulaştıktan sonra Zeytindağın’daki otelimize yerleştik. Kutsal olduğuna inanılan bu dağdan Mescid-i Aksa’nın görüntüsü muhteşem.

Uzaktan gördüğümüz bu mekâna gitmek için büyük bir heyecan içindeydik. Coşkumuz, Mescidi Aksanın girişindeki Yahudi askerlerini görünce hüzne dönüşüyor. Heyecan, hüzün, sevinç karışık duygular içinde girdiğimiz Mescid-i Aksa sınırları içinde altın kubbesi ile bizi ilk karşılayan Kubbet-üs Sahra oldu. Ardından Osmanlı’nın yaptırdığı çinileri göründü ve işte Kubbet-üs Sahra bütün güzelliği ile karşımızda. Oradan geçerek ilk binası Hz Ömer tarafından yaptırılmış olan El Aksa Camii’nın önüne geliyoruz. İlk kıblemiz, ilk kutsalımız olan Mescid-i Aksa’da akşam namazını eda ettikten sonra rehberimiz Musa Bey ve Gazeteci Sefer Turan ile Kudüs tarihi ve bölgedeki son durum hakkında bilgi aldık.

Tarihçesi: Şehrin tarihi M.Ö. 4.bin yıla kadar uzanır. Şehir Hz.Davud’un ele geçirmesine kadar Yebusilerin hakimiyetindedir. Sonrasında ise Hz.Davud şehri krallığının merkezi yapacaktır.

Oğlu Hz.Süleyman,  döneminde, şehirde bir mabed inşa ettirmiş ve bir saray yapmıştır, şehrin çevresine de bir duvar çektirmiştir. Hz.Süleyman ‘dan sonraki dönemde krallık ikiye ayrılınca Kudüs güneydeki Yahuda krallığının olmuştur.M.Ö.586’ya gelindiğinde Babil kralı Kudüs’e hakim olunca bütün şehri ateşe verip, halkı ise sürgün etti.

Babil esaretinden sonra şehir Perslerin sonrasında ise B.İskender(MÖ332) ve MÖ.63’te de Romalıların eline geçti. MS.66da Yahudiler Roma’ya karşı ayaklandı.70te şehir Romalılar tarafından yakıldı. İmp. Hadrien zamanında bir ayaklanma daha görüldü(132-135)bundan sonra Yahudiler katledildi.MS330-636 yılları arasında ise şehre Bizans hakim oldu.Nihayet Hz.Ömer zamanında Kudüs İslam devletinin sınırları arasına katıldı ve şehirdeki farklı dinler özgür yaşama alanına kavuştu.

İslam tarihi boyunca bölge Emevi, Abbasi, Tolunoğlu, Akşit, Fatimi ve Selçuklu hâkimiyetinde kaldı. 1099 da haçlılar büyük bir katliam düzenleyerek şehri ele geçirdiler. Haçlı tarihçilerinin gözlemlerine göre; Kutsal alana giderken dizlerine kadar ulaşan kan gölünden geçmişler. Bu dönemde haçlılar Kubbet-üs Sahraya haç diktiler, Mescid-i Aksa’da bazı değişiklikler yaparak krallarının sarayı haline getirdiler. Bu işgale 1187de Selahaddin Eyyubi son verdi. Artık şehir tekrar İslam dünyasındaydı. Eyyubi, Memlük ve 1517’de de Osmanlı hâkimiyetine geçen şehir 1917 de Osmanlı’nın çekilmesiyle İngilizlerin eline geçti.1948 de ise bölge İngilizler tarafından desteklenen Yahudilerin yönetimine bırakıldı. Kudüs ikiye bölündü. İsrail Batı Kudüs’ü işgal etti. Ürdün ise Doğu Kudüs’e hâkim oldu.1967’deki savaşların ardından İsrail bütün şehri işgal etti.

Cuma günü sabah 08.00 de başladığımız yeni günle Kudüs’ü daha yakından tanımak için eski şehre gittik. Öncelikle şehrin Hıristiyanlarca kutsal kabul edilmesinde etkili olan mekânları görecektik.

Hıristiyanlara göre Hz.İsa ölüm cezasına çarptırılınca, haçı taşıması gerekiyordu. Hz.İsa haçla birlikte bugün Çile Yolu denilen güzergâhı takip ederek Golgotha tepesine ulaştı. Bu yolda ilerlerken çeşitli nedenlerle 14 defa durakladı. Bugün bu noktalarda dini yapılar bulunmaktadır. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra defnedildiği ve sonra da dirilip göğe yükseltildiği yerde Kıyamet kilisesi adını alan bir kilise inşa edildi. Bu kilisenin karşısında Hz.Ömer camii bulunmaktadır. Caminin hikayesi şöyledir; Hz.Ömer şehri ele geçirdikten sonra namaz vakti gelince din adamları namazını kıyamet kilisesinde kılabileceğini söyler. Hz.Ömer; “Eğer ben burada namaz kılarsam, Müslümanlar gelecekte halifenin namaz kıldığı yer diye burayı camiye çevirebilir” dedi ve ilerideki alanda kıldı. İşte namazını kıldığı yerde bugün bu camii var. Cami bizim bulunduğumuz saatte kapalı olduğundan ziyaret edemiyoruz. Kudüs çarşıları içinden Mescid-i Aksaya doğru yola devam ediyoruz. Öncelikle ziyaret ettiğimiz mekân Burak mescidi oluyor. Peygamber efendimiz Miraç’ta Mescid-i Aksaya buradan girdiği için sonradan buraya Burak mescidi inşa edilmiş. Bu mescid duvarının diğer tarafı da Yahudilerin ağlama duvarına denk düşüyor.

MESCİD-İ AKSA

Mescid-i Aksa Surlarla çevrili olan 140 dönümlük bir alandır. Bu alana, Hz.Süleyman tarafından yaptırılan ilk mabed Romalılar döneminde harabe olmuş, Hz. Ömer’in Kudüs’e gelişinden sonra bir bölümüne mescid yaptırılmıştır.
İslam kaynaklarına göre Aksa “en uzak” demektir. Mekke’ye uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır. İslam’ın ilk kıblesi olması ve Peygamber efendimizin miraca buradan yükselmesinden dolayı Müslümanlar için kutsaldır. Mescid-i Aksa vahye dayalı diğer dinlerde olduğu gibi İslâm’da da büyük bir öneme sahiptir. Hadis ve ayetlerden de bu bölgenin önemi anlaşılmaktadır Yüce Allah, İsrâ suresinin birinci âyetinde Mescid-i Aksa’yı adıyla anarak şöyle buyurur: “Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.” Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: “Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya.” (Müslim, Kitâbu’l-Hacc, 15/415, 511, 512) .
Ahmed ibnu Hanbel, Nesâi ve Hakim’in Abdullah ibnu Ömer (r.a.)’den rivayet etmiş oldukları bir hadisi şerife göre de Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Süleymân (a.s.) Mescidi Aksa’yı yaptığında Rabbinden üç şey istedi. Rabbi ona ikisini verdi. Ben üçüncüsünü de vermiş olmasını ümit ediyorum: Kendisine, kendi hükmüne denk gelecek hüküm vermesini istedi, (Rabbi) bu istediğini verdi. Kendisinden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir saltanat vermesini istedi, bu istediğini de verdi. Bir de her kim, bu Mescid’de -yani Mescid-i Aksa’da- namaz kılmak amacıyla evinden çıkarsa anasından doğmuş gibi günahlarından sıyrılsın istedi. Biz Allah’ın bu istediğini de ona vermiş olmasını ümit ediyoruz.”

Bu alanda Aksa Camii, Kubbet-üs Sahra, Peygamberimizin diğer peygamberlere vaaz ettiği yerde II.Abdülhamid tarafından yaptırılan minber, Selahaddin Eyyubi’nin yaptırdığı şadırvan, Kubbetü’l mihrab-ı nebi, Kubbetü’l mirac ve sebiller bulunmaktadır.

Kubbetüs Sahra(Kayanın üzerindeki kubbe) Emevi halifesi Abdülmelik b.Mervan tarafından 685’te başlanan yapı 691’de tamamlanmıştır. Peygamberimiz (sav) in miraca yükseldiği büyük kayanın üzerinde yer alır. Bu kayanın en geniş yeri17.50m, en dar yeri ise 13.5m dir. Kayanın içine on bir basamaklı merdivenle inilir. Kayanın iç kısmındaki yaklaşık 1,5m. Yüksekliğinde 4,5 * 4,5 m. boyutlarında bir oyuk, yarım daire şeklinde bir kaya uzantısıdır. Peygamberimiz burada namaz kılmıştır.  Sekizgen  şeklindeki yapının dış cephesi Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılan alt kısmı mermer, üst kısmı ise Anadolu’dan getirilen çiniyle kaplatılmıştır. İslam mimarisi için çok özel bir yer sahip olan bu yapının ziyaretinin ardından Aksa Camii ve Mervan mescidini ziyarete geçiyoruz.

Aksa Camii

Velid b.Abdülmelik tarafından 709 yılında yaptırılan El-Aksa Camii’nde çocuğu olmayan yaşlı bir adam iken Hz Yahya’nın müjdesini alan Hz Zekeriya’nın minberi ve kendisini Allah’a adayan Hz Meryem’in  bir süre yaşadığı oda da yer almaktadır.

El-Aksa Camii’de Halepli bir ustanın yaptığı Selahaddin Eyyubi’nin buraya getirttiği ahşaptan çivisiz yapılmış olan minber, 1969 Yahudi saldırısında yandığı için yenilendi; Ürdün’de ki bir vakıf, minberin tüm resimlerini orjinaline uygun olarak yeniden yapmak için topladı. Minberi yapmak için ağaçlar Türkiye’den alındı ve Türk ustalarının da katkısıyla orjinaline uygun olarak yapıldı.
Mescid-i Aksan’nın alt katında da İslam öncesi döneme ait kalıntıların da olduğu El-Aksa El-Kadimi de ziyaret ediyoruz.

 

MERVAN MESCİDİ

Ardında yer altına inşa edilen Mervan mescidine geçiyoruz. Emevi Halifesi Mervan tarafından yaptırılan Mervan mescidi 3,000 kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyüklüktedir. Hz.Meryem, Hz.İsa büyüyene kadar bir süre burada kalmıştır. Cuma günü yaptığımız bu ziyaretlerden sonra bayanların Cuma namazını kılmaları için ayrılmış olan Kubbet-üs Sahra’ya yöneliyoruz. Namazın ardından yolumuz Beytüllahim olacak.

BEYTÜLLAHİM:
Hz. İsa’nın doğduğuna inanılan bu şehirde Bizans tarafından yaptırılan Doğuş kilisesi bulunmaktadır. Biz bu şehre İsrail’in bütün Filistin’de olduğu gibi Batı Şeria’da da yaptırdığı Utanç Duvarındaki kontrol noktalarından geçerek giriyoruz, çıkışta da otobüslerimizden indirilerek tek tek güvenlik kontrolünden geçiriliyoruz. Filistin halkını bir nebze olsun hissedebildiğimiz, anlayabildiğimiz anlardan birini de böylece yaşamış olduk.

AĞLAMA DUVARI

Akşam üzeri otelimizden Hz. Süleyman mabedinden kalan tek duvar olan ağlama duvarını görmek ve namazlarımızı kılmak için ayrıldık. Cuma günü akşam saatlerinden sonra ertesi güne kadar devam edecek olan Yahudilerin bir takım yasaklarla geçirdikleri ibadet günlerine denk geldiğimiz için ağlama duvarının bulunduğu alan oldukça kalabalıktı. Buraya girmek için de Yahudiler de dâhil herkesin kontrol noktalarından geçmesi gerekiyordu. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu mekânda kadın ve erkekler ayrı bölümlerde ibadet ediyor. Burada ibadete gelen erkeklerin kibba takması şart. Kadınlarda ise başörtüsü ve peruk takmak çok yaygın. Genelde ayakta dua edildiği gibi oturarak ta dua edilebiliyor. Ellerinde İbranice dua metinleri olanlar ve dualarını küçük kâğıtlara yazarak ağlama duvarına sıkıştırıp bırakanlarda var. Çıkarken Ağlama duvarına arkanızı dönmeden geri geri çıkarak saygıda bulunmak buranın adetlerinden.

Otelimize döndüğümüzde Kudüs üniversitesinde Felsefe alanında öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Mustafa Bey ve eğitimci eşi ile buluşup Filistin halkının yaşadıkları zorluklara dair çarpıcı bilgiler aldık. Utanç duvarının yapılmasından sonra günlük yaşantılarının ne kadar zorlaştığını da kendilerinden öğrenmiş olduk.

 

EL-HALİL

Cumartesi günü el-Halil kentine doğru yola çıktık. Burada ziyaret etmek istediğimiz
Hz İbrahim, Hz ishak, H z Yakup, Hz Yusuf ve eşlerinin kabirlerinin bulunduğu mekândı. Asıl ana giriş kapısı Yahudilerin kontrolünde olduğundan mekâna ancak üç ayrı güvenlik kontrolünden geçtikten sonra girebildik. Müslümanların ve Yahudilerin ibadet mekânları bir bölmeyle birbirinden ayrılmış. Müslümanlar Hz.Yakup ve Hz Yusuf’un makamını Yahudilerin alanında olduğu için ziyaret edemiyor.

Hz.İbrahim’in makamında bulunan Osmanlı sancağı bizleri hem şaşırttı hem de duygulandırdı. El Halil mescidinin çok değerli ahşap minberi de, Aksa camiindeki minberle benzer özellikler taşıyor. Çivi ve tutkal kullanılmadan birbirine geçme şeklinde yapılmıştır.

ERİHA

Tarihi 8000 yıl önceye kadar uzanan eski bir şehirdir Eriha. Şehre giderken deniz seviyesinin 400 m. aşağısına iniliyor. Burada Emeviler’den kalma Hişam Sarayını ve dağlara inşa edilen kiliseleri gördükten sonra Hz.Musa’nın makamının bulunduğu Osmanlı döneminden kalma külliyeyi ziyaret ettik. Çölün ortasında tek başına duran bu külliyeye sahip çıkan Filistinli Müslümanlar sayesinde temiz bir mabede girebiliyorsunuz.

 LUT GÖLÜ

Ardından Allah’ın lanetine uğramış kavmin helak edilmesiyle bilinen batılıların içinde canlı yaşamadığı için Ölü Deniz dedikleri Lut Gölü’ne gittik.
Eskiden Sodom ve Gomorra’nın bulunduğu, yani Lut Kavmi’nin yaşadığı yer işte burasıdır:
Hud Suresi’nin 82. ayeti “böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık” ifadesiyle, Lut Kavmi’nin başına gelen felaketi açıkça bildirir. Ayette geçen “üstünü altına çevirmek” fiilinin şiddetli bir deprem olduğu tahmin edilmekte.

Tuzluluk oranı %30 (okyanuslardan 7 kat fazla) olduğu için 11 tür bakteri dışında canlı barındırmayan ve deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre altında olan, insanlık tarihine tanıklık etmiş Lut Gölü, bugün bölge kaynaklarından biri olarak görülüyor ve buradan çıkarılan kimyasal maddeler ve tuz o bölgenin gelir kaynakları arasında sayılıyor.

KUDÜSTE SON GÜN

Son günümüze Rabiatül Adeviyye ve Selman-ı Farisi’nin Zeytin dağındaki makamlarını ziyaretle başlıyoruz. Ardından Hz. İsa’yı göğe yükseldiğine inanılan yeri ziyaret ediyoruz. Burayı ziyaret edenlerin dualarını kağıt parçalara yazarak bir kutuya bırakmış olmaları burada tanrılarıyla mektuplaşma adetinin yaygın olduğunu göstermesi açısından da önemli idi. Zira daha önce hem ağlama duvarında, hem de H z İbrahim’in mescidinde bunun başka örneklerini de görmüştük.  Buradan H z Meryem’in kabrinin bulunduğuna inanılan kiliseye gidiyoruz. Pazar günü olduğu için kilisede bir Ermeni ayinini de görmüş olduk.
Kutsal kabul edilen Zeytin dağı Mescid-i Aksanın görüldüğü en güzel noktadadır. Yahudilerin inancına göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Semavi Kudüs’ün dünyanın sonunda yerdeki Kudüsün yerine inecektir. Yahudiler de Kudüs tekrar kurulduğunda ve ölüler dirildiğinde mabedin bulunduğu tepeye yakın olduğu için zaman kazanmak ve sıkıntıyı azaltmak için Zeytin dağına gömülmek ister. Bu da tabiî ki bugün için mezar fiyatlarının binlerce dolar olmasında etkili oluyor.

Hz Davud’un makamını ziyaretin ardından Mescid-i Aksayı bu defa son kez görebilmek ve burada zaman geçirmek için kutsal mekâna dönüyoruz. Kıldığımız namazlar, okuduğumuz Kur’an’lar ve gözyaşları arasında ki yaptığımız dualarla bu ziyaretimizi noktalamış olduk.

Ayrılık Hüznü
Her ayrılıkta olduğundan daha fazla bu ayrılık bizi hüzünlendiriyor. Sadece kutsal bir mekândan ayrılmanın hüznü de değil bu. Bu güne kadar sahipsiz bıraktığımız bu mekânların utancını da yaşıyoruz, bir daha gelememe korkusunu da.
Kudüs’e sahip çıkma adına şehid düşen insanların, çocuklarını İsrail askerlerinin tacizine rağmen Mescid-i Aksa’nın avlusunda yetiştiren anaların, sabah namazları da dahil çoluk çocuk mescidlere koşan Filistin halkının, Rablerine el açmış yakaran küçücük çocukların şehri olan Kudüs’ten ayrılmanın hüznü bu. Ölüm korkusundan buraya gelemeyen Müslümanlara rağmen ölümle dost olmuş insanların şehrinden ayrılmanın hüznü bu.

İşgale rağmen ruhlarını diri ve özgür tutanların şehrinden ayrılmanın hüznü bu. Peygamberler şehri, Miracın mekânı, şehidlerin diyarı olan Kudüs’ten ayrılmanın hüznü bu.
Tarih boyunca en büyük acıları yaşamış, kan gölüne düçar olmuş bir şehrin, İslam’ın huzuruyla buluştuğu yıllara ara verdiği bir dönemde boynu bükük bırakarak ayrılmanın hüznü bu.

Bütün bunlardan habersiz yaşayan milyonlarca müslümanın, buradaki feryadı duymayan milyarlarca insanın varlığından duyduğumuz hüzün bu.

Ve,
Kalbimize akıttığımız gözyaşlarıyla beslediğimiz bu duyguları yarınlara taşıyamama korkusunun hüznü bu.

Hazırlayan: Gülşah Karabulut

 

Önceki Yazı

Suriye; Peygamberler, Evliyalar Diyarı

Sonraki Yazı

Prag, Viyana, Budapeşte Gezisi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir