Küçük Yardımlarla Oluşan Büyük Mutluluklar

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Bir Regaib kandili gecesi başladı yolculuğumuz. Gecenin kudsiyetiyle aynı değerde kutsal bir yolculuktu. Çünkü bizi dört gözle bekleyen yetimlerimize ulaştıracaktı. On iki saat süren uzun bir yolculuktan sonra akşam vakti Endonezya’nın başkenti Jakarta’ya indik. Ertesi gün Endonezya’nın muhteşem tabiat güzelliklerine sahip bir safari parkında yetimlerimizle piknik organizasyonu vardı programımızda.

Parka gittiğimizde bir otobüs dolusu sevimli mi sevimli çocuk bizi bekliyordu. “Yetim gülerse dünya güler” sloganı onların yanında adeta ete kemiğe büründü.  Gözlerine bakınca utanarak tebessüm edip birbirlerine daha çok sokulmaları görülmeye değerdi. Aslında bu çocukları mutlu etmek için o kadar uğraşmak gerekmiyordu. İHH’dan arkadaşların poşetler dolusu getirdikleri balonlar şişirilip üzerlerine atılınca gözlerindeki hüzün bir anda yerini pırıl pırıl mutluluğa bırakıyordu.
 Piknik alanına gitmek için otobüse bindiğimizde ” abla şu çocuk çok mahzun bir ilgilenir misin ” diye yanına oturttukları küçük kız, o gülen gözlerin ardındaki hüznü anlatmaya yetti. Omuzlarından beline kadar sarkan bembeyaz başörtüsü ve yine bembeyaz eteğinin içinde incecik mahzun, küçücük el kadar bir kız çocuğu. Boynunda asılı karttan adının Aşifa olduğunu öğrendiğim bu dünya tatlısı kızın dikkatini çekmek, yüzünde bir tebessüm oluşturabilmek için biraz uğraştım ama nafile.  Sonra elindeki naylon poşeti görünce, otobüs tutmasından dolayı midesinin bulanıp kustuğunu ve bunun için çok bitkin olduğunu anladım. Beni esas etkileyen, perişan olmuş bu 7-8 yaşındaki çocuğun büyük bir sabırla, poşeti ağzına götürüp istifra ederken dahi çıtını çıkarmadan, taşkınlık yapmadan, hiç şikayet etmeden yaşadığı sıkıntıyı kabullenişiydi. Aşifa o gün hepimizi öylesine etkiledi ki aslında yaşadıkları sıkıntılar karşısında başını dayayıp mızıldanacağı bir anne baba omuzundan mahrumiyetti Aşifayı böylesine içine kapayan ama hayata karşı dayanıklı kılan.
Çocuklarımızla geçirdiğimiz güzel bir günün ardından ertesi gün yine üç saatlik bir uçak yolculuğu ile Açe’ye gittik. Açe hepimizin 2004 yılında yaşadığı tsunami felaketi vesilesiyle tanıdığı ama aslında tanışıklığımız Osmanlı dönemine kadar uzanan bir ülke. Hucurat suresinde Rabbimiz ” Müminler ancak kardeştir” buyuruyor ya, insan bu ayetin ne anlama geldiğini binlerce km uzaklarda yaşayan Müslüman kardeşleriyle bir araya gelince idrak ediyor ancak. Zaten bu kardeşlik bağı değil mi 1500’lü yıllarda başı dara düşen Açe Sultanlığına o zamanın hakim gücü Osmanlı Devletinin donanmasını, Hint okyanusunu aşarak bu topraklara yardıma koşturan.
Açe, Sumatra adasında bulunan özerk bir devlet. Başkenti ise bizim yetim ziyaretlerimizi yaptığımız ve tsunamiden en çok etkilenen yer olan Banda Açe. Senelerce Portekiz ve Hollanda’nın sömürgesi olmuş ama İslami kimliğini korumuş. 2004 yılında bu felaket yaşandığında İstanbul’da pek çok STK bir araya gelerek İHH önderliğinde bir organizasyona imza atmıştık. Bu organizasyon Açe’de bir yetim köyü kurulmasına vesile olmuştu. Sonrasını ise bilmiyoruz. Taa ki yetim projesi kapsamında İHH’dan böyle bir teklif gelip Asya, Afrika, Balkanlar gibi geniş bir coğrafyadan tamamen Rabbimin tevafukuyla bana Açe ziyareti çıkana kadar.  On iki yıl önce yapılmasında katkımızın olduğu bir yetimhaneyi ziyaret etmek benim için çok güzel bir sürpriz oldu. “Allah katında en hayırlı amel az da olsa sürekli olanıdır” düsturunca yapılan hayırların sürekliliğinin de Rabbimiz katında çok makbul olduğuna inanıyorum.

” İstanbul Dormitory” yani İstanbul Yetimhanesi mescidi, yatakhaneleri, kütüphanesi, toplantı salonu ve misafirhanesiyle pırıl pırıl bir yetimhane. Çok güzel yeşillikler içinde bir yer. Etrafı hindistan cevizi, muz, avakado ve bilumum tropik meyve ağaçları ile dolu cennet gibi bir bölge. Şu an 65 yetim barındırıyor ama 105 kişilik kapasitesi var ve yeni yetimler geliyor.
Yetimhane ile İHH’nın buradan gönderdiği genç bir aile ilgileniyor. Hizmet aşkı olmasa asla yapılabilecek bir şey olmadığını düşündüğüm bu hizmeti bu kardeşlerimiz öyle can-ı gönülden yapıyorlar ki yetim kızlarımızın annesi babası olmuşlar adeta. Tsunami sonrası gelen kızlar büyümüşler kimi orda,  kimi yine İHH nın yardımıyla Türkiye’de üniversitede okur yaşa gelmişler. Daha küçük olanlar da etraftaki okullarda okuyorlar.
Yetimhanedeki kızlarımız bizi öyle büyük bir sevgi ile karşıladılar ki sanki ne zamandır görmedikleri anneleri babaları gelmişti uzaklardan. Biliyorlardı ki binlerce km ötelerde onları seven, düşünen bir aileleri var. Proje gerçekten müthiş, İslam coğrafyasındaki küçücük mahzun, kırık gönülleri, mesafeleri aradan kaldırarak uzak ama çok uzaklardaki sevgi dolu yüreklere bağlıyor. Yetimlerimize uzanan bu şefkat elleri onların, hayatın zorluklarına karşı mukavemetlerini güçlendiriyor.
Orada ziyaret ettiğimiz yetimhanelerin hiçbirinde pdr uzmanı, psikolog veya psikiyatr görmedim. İlk önce çok şaşırdım çünkü her biri farklı bir travma yaşamış bu çocuklar yüzlerine bakınca o kadar güzel gülümsüyorlardı ki… Oysa her türlü konforun içinde yaşayan çocuklarımızın kaç tanesi mutlu, hayatından memnun? Pahalı okullarda okuyan, lüks evlerde yaşayan marka kıyafetler giyen ama sadece tebessüm edebilmesi için devamlı terapiler alan, ilaçlar kullanan çocuklarımız…
Bu proje kapsamında ayrıca annesi olan yetimlerin annelerine yönelik mesleki destek de veriliyor. Açe’ye gittiğimizin ertesi günü yetimhanede böyle bir programa katıldık. Bu çalışmalarda, dikiş makinası kiralayıp dikiş diken annelere dikiş makinası, yemek yapıp satması için ocak, tencere v.b malzemeleri olmayanlara bu malzemelerin alınması gibi hizmetlere şahit olmak,  dahası bu yardımları aldıklarında o annelerin yüzündeki sevinci görmek bizi çok duygulandırdı. Demek insanlar bu kadar küçük şeylerle bu kadar mutlu olabiliyormuş diye düşünmeden edemedik doğrusu.
Açe’de kaldığımız sürece her gün, İHH’nın Endonezya’daki partner kuruluşu olan PKPU nun diğer yetimhanelerini de gezdik. Başını okşamanın dahi Rabbim katında değeri olan bu çocuklarımızla birlikte olmak, onlara sarılmak, hediyeler götürmek, gözlerinin içine bakmak hepimize tarifsiz duygular yaşattı. Son gün ise yine yetim ailelerine dağıtılmak üzere kesilen akika ve adak kurbanlarının dağıtımını birlikte yaptık.  Buralardan taa oralara uzanan yardım ellerinin bir yetimin yüzünde oluşturduğu tebessüme, bir annenin yüreğine kattığı sevince şahit olduk. Küçücük yardımlarla çok büyük mutluluklara atılan imzaları gördük ve hafızalarımıza kazıdık ki hiç unutmayalım ve yurdumuza döndüğümüzde şahitliğimiz ikrar edelim.

Sekiz gün bir çırpıda geçti. Yetim çocuklarımızın hayatına bir renk olarak dokunduk ve onları yine siyah beyaz hayatlarında hüzünleriyle baş başa bıraktık. Ama yine de Türkiye’de bir ailelerinin olduğunu bilmeleri onların hayatlarındaki en güzel renk aslında. Bu projeye destek verip Afrika’da, Asya’da bizlerden binlerce km uzaktaki bu yetim çocuklarımıza anne baba olan herkesten Allah razı olsun. İHH’nın mazlum coğrafyaların mazlum insanlarına götürdüğü bu hizmet inanıyorum ki ümmet için rahmete vesile olur.
Allah rızası için hizmet eden bütün gönüllü kuruluşlara selam olsun…
Hazırlayan: Şafak SARI
Önceki Yazı

İl Koordinasyon Toplantısına Katıldık

Sonraki Yazı

Caledeiscoop Derneği Yetkililerinin Ziyareti

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir