Mesnevi’de Ölüm, Cennet ve Cehennem

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:
Nur H. ARTIRAN

Efendim bildiğiniz üzere Şeb-i Arûs haftası içerisindeyiz. Hz. Mevlânâ: “Bizim ölümümüz ebedi düğün, bayram günüdür” diye buyurmuştur. O nedenle de gerçekten yüz yıllardır Hz. Mevlânâ’nın ölüm günü, düğün bayram gibi kutlanmıştır.
Ölüm dedikleri şey nasıl bir şeydir ki; bâzılarımız ondan hiçbir şeyden korkmadığımız kadar korkup kaçmaya çalışırken, kimleri de onu çok şefkatli bir anne kucağına benzeterek hemen o kucağa koşmak, ona sarılmak istemişlerdir.
Hemen hemen hepimiz bir yakınımızı kaybettiğimiz günü yas ilân ederken, Hz. Mevlânâ’nın bu fâni âlemden ayrıldığı gün düğün bayram olarak kabul edilir.
Neden bazılarına ölüm yas olurken, bazılarına düğün bayram olur?
Ölüm, Mezâr, Cennet, Cehennem nedir?
Tüm bu soruların cevaplarını âyet, hâdis ve Hz. Mevlânâ’nın çeşitli beyitleriyle hep birlikte anlamaya çalışacağız inşallah.
Cenâb-ı Allah; Ali imrân sûresi 185 âyet de, “ Her nefis ölümü tadacaktır ” diye buyurmuştur. Bu âyetten de anlaşılacağı gibi ölmek yok, sadece ölümü tatmak, yâni hissetmek var.
Peygamber Efendimiz de bir Hâdis-i Şeriflerinde; “Müminler ölmezler belki bir âlemden öteki âleme göçerler” buyurmuştur. Makalat clt.1. syf.51’de Şems-i Tebriz-i hazretleri bu ayet ve hâdisleri açıklarken; “ölme başka göçme başkadır. Bu âyet ve hâdisleri çok iyi anlamak, çok iyi düşünmek lâzım” demiştir.
Kur’an-ı Kerim’de ölüm diye bir şey olmadığı,  ölüm gibi görünen bu hâlin ardından tekrar bir diriliş olduğu hakkında bu ve buna benzer bir çok âyet mevcuttur.  Hepiniz ölümden sonra bir diriliş olduğunu biliyorsunuz zaten o nedenle bu konuyu uzatarak değerli vakitlerinizi almak istemiyorum. Fakat Div.Keb. clt.1.327: “Bizim ölümümüz ebedi bir düğün bayram günüdür” diye buyuran Hz. Mevlânâ’nın ölüme bakış açısını Mesnevi ve Divân-ı Kebir’deki  bâzı beyitlerle sizlere  arz etmek istiyorum.
Divân-ı Kebir clt.3.1039: “Bence bu dünyadan göçüp gitmek yolculukların en hayırlısıdır. Çünkü mekanlar, mekansızlık âlemine perde olmuştur.
Divân-ı Kebir clt.3.1046: Halkın nazarında bedenimiz mezarda toprak altında uyumaktadır. Fakat aslında rûhumuz onun yeşilliğinde gül bahçesinde serviler gibi salına salına dolaşmaktadır.
Bedenin uyuduğu mezar çöplüğünde cana binlerce bağ, binlerce bahçe bulunmaktadır.
Divân-ı Kebir clt.3.1150: Bu dünyada yıkanmak için soyunanlar, öteki âleme dalıyor. Aslında şu mezarlık elbiselerin çıkarıldığı bir cemekân gibidir. Rûhlar mezarlarında beden elbiselerinden soyunarak mâna âlemine gitmedeler.
Rubailer clt.4.218: Ölümde adalet ve din ehline bir başka hayat vardır. Ölümden temiz rûhlara huzûr ve sükûn vardır.
Ölüm Hakk’a kavuşmadır. Cefâ etmek, kin gütmek değildir. Fakat ölmeyen bir kimse öleceğim diye her an ölür durur. Zâten en büyük dert de budur.
Divân-ı Kebir clt.3.1212: İnsan Allah ile olduktan sonra mezarda olmak ne hoş, ne güzel şeydir.
Divân-ı Kebir clt.2.591: Ben ölümden ebedi zevke, ebedi ömre ulaşılacağı haberini aldım. Cenâb-ı Allah’ın lûtfuna bakınız ki, ölümü ebedi ömür peygamberi yapmış. Ölümle ölümsüzlüğü bizlere müjdeliyor
Divân-ı Kebir clt.1. 455: Ey şu rûh âleminden bu dünya’ya doğup gelenler. Ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın, bu ölüm değil bir ikinci doğumdur haydi doğun doğun bir başka âleme doğun.”
Arz etmek istediğim şu ki; Mâdem ki, ölüm diye bir şey yok. Niçin ölümden bu denli korkarız, niçin bir çukur kazılıp içine atılmak bizi bu denli ürkütür?
Efendim, elbette bu sorulara en güzel cevap, bu âlemden gidişi düğün bayram gibi kutlanan Hz. Mevlânâ tarafından verilmiştir.
O nedenle konumuzla alâkalı bâzı Mesnevi beyitlerini sizlere arz ediyorum:
Evet efendim Hz. Mevlânâ’ya göre ölüm nedir, niçin ölümden korkarız?
Mesnevi clt.3.3438:  “Kim ölümü Yûsuf gibi güzel gördü ise, canını ona fedâ etti. Ölümü kurt gibi görüp korkan ise sapıttı, doğru yoldan çıktı.
Ey Oğul; herkesin ölümü kendi rengindedir. İnsanı Allah’a kavuşturduğunu düşünmeden, ölümün gerçek yüzünü bilmeden, ölümden nefret edenlere, ölüme düşman olanlara, ölüm korkunç düşman gibi görünür. Ölümün hakikatini bilip, ona dost olanların karşısına da ölüm dost olarak çıkar.
Ayna beyaz yüzlü kişinin karşısında hoş beyaz renklidir. Siyah bir zencinin karşısında da simsiyahtır.
Ey ölümden korkup kaçan kişi, işin aslını, sözün de doğrusunu istersen, sen ölümden korkmuyorsun,  aslında sen kendi kendinden korkuyorsun.
Çünkü ölüm bir aynadır. O aynada görüp ürktüğün, korktuğun da ölümün çehresi değil, senin kendi çirkin yüzündür. Sen kendi çirkin amelinden, çirkin yüzünden korkuyorsun.
Çünkü senin rûhun bir ağaca benzer. Ölüm ise o ağacın yaprağı gibidir.  Her yaprak ise ağacın cinsine göredir.
O yaprak iyi ise de kötü ise de senin ağacından senden bitmiş çıkmıştır. Nasıl ki hoş olsun veya olmasın, senin gönlüne gelen her hâyal, her düşünce senden, senin kendi varlığından gelmiştir, ölümü de aynen bunun gibi bil.
Eğer sana bir diken batmış ise, bu dikenle yaralanmış isen, o dikeni sen kendin dikmişsindir.
Eğer ipekli hoş elbiseler içerisinde isen, o kumaşı da günün birinde sen kendin dokumuşsundur.
Sen ölümün hoş yüzünü de, çirkin yüzünü de kendi yüzünde kendi işinde ara. Bunca sözün özü şu ki: Sen ne isen ölüm de odur. Korkacaksan sen kendinden kork.”
Efendim açıkça anlaşıldığı üzere ölüm denilen şey sadece bizim aynada kendimize bir anlık bakışımızdır. Biz aynada gördüğümüz görüntüden korkuyoruz. Korktuğumuz görüntü ise sadece kendimize ait.
Hz. Mevlânâ Aynı şeyleri Divân-ı Kebirde de dile getirmiştir. Clt.3.966
Eğer sen imân sahibi isen ölümünde tatlı bir eminliktir, hoşluktur, güzelliktir. Eğer kâfir gibi acı isen ölümünde acıdır, kötüdür.
Ölüm bir aynadır. Senin her türlü görüntün oraya vurur akseder, oradan sana görünür. Ayna sendeki güzelliği sana gösterince ölmek ne hoş bir şeymiş dersin. Sendeki kötülüğü sana gösterince de ölümden korkup kaçmak istersin. Ölümün hoşluğu da sensin, korkup kaçmaya çalıştığın çirkin yüzü de sensin.”
Ölümü bir elbise olarak düşünecek olursak o elbiseyi biz kendi ellerimizle dikip giyiyoruz. Kumaşını da kendimiz dokuyup dikişini de kendimiz yapıyoruz.
Ne Cenâb-ı Allah’a ne de başkasına söylenecek hiç bir sözümüz yok.
Mâdem ki Peygamber Efendimize göre ölmek yok, bir odadan bir odaya geçmek var. Bir odadan bir odaya geçerken elimizde hoş kokulu bir demet çiçek varsa neden korkacağız.
Fakat bir odadan bir odaya geçerken elimizde bir sepet dolusu yılan ve akrep varsa o zaman elbette korkmak lazım, bize ne gelirse kendimizden gelir.
Efendim Hz.Mevlânâ’mız “bu dünya bir dağa benzer yapıp ettiklerimiz de sese benzer mutlaka o ses yankılanıp geri bize dönecektir” demiştir.
Bizler mezarımızı da cenneti de cehennemi de kendi ellerimizle yaparız.
En çok korktuğumuz şey de mezara girmektir. Bu nazla niyazla beslediğimiz bedenimizin bir çukur açılıp içine atılması hepimizi korkutur. Özellikle toprak içerisinde yaşayan çeşitli böcekleri düşünmek bile istemeyiz.
Yine bu konuda da Hz. Mevlânâ bir Divân-ı Kebir beytinde şöyle der: “Mezarda akrep yılan yoktur. Sensin akrep yılan sepeti.”
Demek ki, ölümden korkmak kendi kendimizden korkmak olduğu gibi mezardaki böceklerden de korkmak gene kendi kendimizden korkmaktır.
Eğer bizim bu âlemde akrep yılan gibi duygu ve düşüncelerimiz yoksa mezarda da akrep ve yılan olmayacaktır. Çünkü Hz. Mevlânâ gene bir Divân-ı Kebir beytinde clt.2.882 “Hayatta iken yaptıkların ve her düşünce çocuğunun mezarının başında sûret bularak baba baba diye mezarının etrafında dolaştıklarını görürüsün. Güzel düşüncelerinden hûriler, güzel delikanlılar doğar. Çirkin düşüncelerinden ise mezarında koca şeytanlar meydana gelir” der.
Divân-ı Kebir clt.2.587: “Kim bu dünya’da nefsâni arzularını şehvetini gönlünden söker atarsa, her vazgeçtiği, özlem duyduğu nefsâni arzularının her biri mezarında ona bir güzel hûri, eş-dost kesilir.
Kim de azgınlık yolunda at koşturursa, koşturduğu at ona çifteler atar, onu tekmeler  o tekmelerden perişan olur gider.”
Divân-ı Kebir clt.1.164: “Senin ölümünden sonra güzel huyların, güzel düşüncelerin, güzel huriler şekline girerler ve senin tabutunun önünde salına salına yürürler.
Biri seni götürürken elinden tutar, öbürü hatırını sorar, öteki sana çeşitli yiyecekler mezeler getirir, sana nice şekerler sunar.
Sayısız güzel hûriler senin tabutunun önünden gider. Hayatta gösterdiğin sabır eşsiz bir mülk olarak karşına çıkar. Şükür ise, neşeli neşeli tabutunun önünde giden sana arkadaşlık eden bir melektir.
Mezarında tertemiz hûriler sana eş dost olurlar. Senin bu dünyadaki güzel ahlâkın çeşitli şekillerde karşına çıkar. Sana oğlun kızın gibi sarılır sana sahiplik ederler, seni hiçbir zaman yalnız bırakmazlar.”

 

Hz. Mevlânâ’ya göre CENNET ve CEHENNEM nedir?

Cenneti ve Cehennemi nasıl kendi ellerimizle yaparız. Mesneviden arz etmek istiyorum efendim.
“Bir Müslüman secde yâhut rükû edince, onun secdesi ve rukûu âhiret âleminde cennet olur.
Birinin ağzından Cenâb-ı Allah’ı övme, hamd ü senâ çıkınca, Cenâb-ı Hakk o hamdi, o övgüyü cennet kuşu yapar.
Senin elinden sadaka ve zekât verilince, o sadaka ve zekât cennet bağı ve bahçesi olur.
Senin sabır suyun, cennet ırmağı kesilir, cennette akan süt ırmağı da senin sevgindir, aşkındır.
İbâdetten aldığın zevk, cennetteki bal ırmağıdır. Kendinden geçişin, mest oluşun da şarap ırmağıdır.
Bu sebepler, yaptığın işlere benzemez. Fakat Allah bu sebeplerin yerine o eserleri nasıl getirdi? Bunu da kimse bilemez.
Bu sebepler, dünyada iken nasıl senin fermânın, buyruğun ve irâden meydana gelmişse, cennetteki o dört ırmak da senin buyruğuna, irâdene uyacaktır. Dünyadaki güzel sıfatlar senin emrinde olduğu gibi, cennetteki ırmak¬lar da senin emrindedir.
Cennetteki ağaçlar da, senin buyruğunu yerine getirirler. Çünkü o a¬ğaçlar, senin dünyadaki iyi sıfatlarından, ahlâkından yeşerdiler, meyve verdiler.
Bu güzel sıfatlar, bu dünyada senin buyruğun altında idiler. İyi huy¬larına, ibâdetlerine karşılık olarak verilen şeyler de, öteki dünyada, senin elinde olacaktır.”
İşte yaptıklarınıza karşılık size mirasçı kıldığımız CENNET! (Araf-43)

“Cehennem de yine senin elindedir, senin eserindir.
Elinden bir mazlûm yaralandı, zulüm gördü ise o zulmün cehennemde bir ağaç olur, ondan zakkûm meyvesi husûle gelir ve onu yersin.
Sen hiddete kapılıp, gönüller kırdı, gönüllere ateş düşürdü isen, o ateş cehennem ateşinin mayası olur seni yakar yandırır.
Senin öfke ateşin bu dünyada insanların gönlünü yakardı. Ondan doğan cehennem ateşi de, orada seni yakar, yandırır.
Senin hiddet ateşin, burada, insanlara kastederdi. Ondan doğan cehe¬nnem ateşi de, orada sana saldıracaktır.
Dünyada hiddete kapıldığın zaman ağzından çıkan yılan ve akrep gibi insanları sokan sözlerin, orada yılan ve akrep olup senin kuyruğundan ya¬kalayıp sokacaktır. İşte böylece yaptığın iyiliğin de kötülüğün de karşılığını ahirette bir bir aynıyla göreceksin.”
Kim bir zerre miktarı hayır üretmişse onun karşılığını görür.
Kim bir zerre miktarı şer üretmişse onun da karşılığını görür. (Zilzal-7-8)
Biz kimseye zulmetmeyiz herkes kendi elinin ettiğini çeker.
İyilik ve güzellikten sana ne gelirse hepsi Allah’tandır.
Kötülük ve çirkinlikten de sana ne ulaşırsa bil ki o da senin nefsindendir. (Nisa-79)
Bunlar elinizin önceden gönderdiği şeylerdir. ALLAH kullarına asla zulmetmez. (Enfal-51)
Al işte bu senin iki elinin önceden gönderdiği şeylerdir. Şu bir gerçek ki; Allah kullarına asla zulmedici değildir. (Hac-10)
Size gelip çatan her nusubet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da af ediyor. (Şuara-30)
Tüm bu anlatılanları Hz. Mevlânâ’mız aslında bir tek beyitte toparlamış; Div. clt.1.388: “Hiddet ve öfkeye kapılıp insanları çiğneyip geçme ki Cenâb-ı Allah da kudret ayağıyla seni iki cihanda çiğneyip geçmesin.”
Ölümden ancak Hakk âşığı olmayanlar korkar.

Hazırlayan: Dilek Karataş
Önceki Yazı

Kadın Buluşmaları Tarihçesi

Sonraki Yazı

Mesnevi’de Az Uyumanın Hikmeti

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir