İran Gezisi

Hazırlayan: 1 Yorum Paylaş:

6 Aralık 2019

İran, 1.648.195 km²’lik yüzölçümüyle Ortadoğu’nun ikinci , Dünya’nın ise 18. en geniş yüzölçümüne sahip ülkesidir. Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan ile kara sınırına sahiptir. Ülke nüfusu 82 milyon olup, nüfusun %61’ini Farslar, %16’sını Azeri Türkleri, %10’unu Kürtler, %6’sını Lurlar, %2’sini Beluciler, %2’sini Araplar ve kalan %2’yi de Kaşkay Türkleri ve diğer Türkmen grupları oluşturur. Ülkenin resmi mezhebi Şiilik’tir ve nüfuzun %90’ını Şii Müslümanlar oluşturur.  %8’ini Sünni Müslümanlar, kalan %2’yi ise diğer dinlere mensup insanlar oluşturur.

İran, şeriatla yönetilir.Zerdüştlük inancı hala İran’ın has dini olarak kabul ve saygı görmektedir. Hala ülkede 25 bin inananı vardır. Hindistan ve Amerika’dan sonra dünyadaki en büyük Zerdüşt nüfusu İran’dadır.

Bugüne kadar dernek olarak pek çok gezi düzenledik. Genelde de Nepal, Küba, Hindistan gibi zor destinasyonlara gittik, İran da yoğunluk bakımından en zorlularından biriydi.

İlk durağımız Şiraz’dı. Şiraz’da İrem Bağları’nı ziyaret ettik. Bağın İran’daki karşılığı bahçedir. İrem Bağları da içindeki yazlık köşk ve bahçelerle Unesco’nun tanımladığı,bahçe düzenlemesi olarak kendi literatürüne aldığı bahçelerden biridir. İran bahçelerindeki 2 canlı 1 cansız temasına burada tanık olduk. Bütün İran bahçeleri su-bitki-köşk üçlemesinden oluşmaktadır.

İran binlerce yıllık bir medeniyete sahiptir ve farklı farklı hanedanlarla yönetilmiştir. Kerim Han Sarayı’na adını veren Kerim Han Zend hanedanının kurucusudur ve 200 yıl kadar İran’ı yönetmiştir. Şiraz’ı başkent yapmıştır ve bir manada abad etmiştir. Kerim Han kendini padişah olarak değil milletin kendini yönetmek üzere seçtiği vekil olarak tanımlar. O yüzden saraylar, meydanlar, camiler vekil saray, vekil meydan, vekil cami olarak geçer.

İran denince karşımıza çıkan en simgesel fotoğrafların olduğu yer Nasır-ül Mülk Camii’dir. Nasır-ül Mülk Camii’nde gün doğumunda çok güzel görüntüler çıkar. Günün her saati rengarenktir fakat sabahlar ayrı güzeldir. Rengarenk vitrayların yanında mozaik ve kubbelerdeki detaylarla muhteşemdir Nasır-ül Mülk Camii. Aynı zamanda Pembe Cami diye de geçer.

İran denince edebiyat, şiir, sanat hep gündemdedir ve ilk olarak akla Hafız gelir. Hafız-ı Şirazi Türbesi ilk duraklarımızdandı. Hafız’ın divanı en önemli edebi eserlerdendir. Hafız 7’den 70’e herkesin hayatındadır. Sürekli, her yerde beyitler okunur, tefe’üller çekilir. Bu gelenek herkesçe yaşatılmaktadır. Çünkü Hafız hiçbir zaman olumsuz bir şey söylemez, herkese mutluluk verir. Hafız’ın beyitleri BM’de de duvarları süslemektedir.

Sadi-i Şirazi de İran edebiyatının en bilinen şairlerindendir ve Sadi-i Şirazi Türbesi de çok fazla ziyaretçi çeken yerlerdendir. Bu türbelerin bahçelerinde sürekli kasetten beyit okunur ve arkadan bülbül ve su sesleri duyulur.

Hafız ve Sadi, Mevlana’dan önce Batı dünyasını derinden etkilemiş mütefekkirlerdendir. Özellikle Hafız Goethe’nin Doğu-Batı Divanının esin kaynağıdır. Zaten Goethe’nin Müslüman olduğuna dair bir ferman da yayınlanmıştır.

Yakın dönemde, 1925’te Muhammed Pehlevi iktidara geldiğinde ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmıştır. Atatürk’le beraber Dolmabahçe Sarayı’nda çekilen fotoğrafları mevcuttur. İran Osmanlı’ya göre erken dönem modernleşme eğilimi olan bir yerdir. Nedeni de esasen Kafkaslar üzerinden gelip Urumiye’ye yerleşen Medler’in Persler’e ilham vermiş olmasıdır. Rıza Pehlevi Atatürk’ten modernleşme ile ilgili tavsiye istemiş, Atatürk de dilden başlanması, Latin alfabesine geçilmesi gerektiğini söylemiştir. Pehlevi bunu yapacağı takdirde halkın Hafız ve Sadi’yi okuyamayacağını, bağlarının kopacağını, bu sebeple bunu yapamayacağını söyler.

Şah Cerağ Türbesi de ziyaret ettiğimiz türbeler arasındaydı. İran bir nevi türbeler ülkesidir. Özellikle imam soyundan gelenlerin türbelerine çok rağbet vardır. Kadınlar türbelere girerken çador adında bir çarşaf giyerler. Muhtemelen mollaların verdiği bir kararla giyilen çador, tesettüre bir ölçü getirme, herkes arasında bir standart sağlama amacı güder. Şah Cerağ “ışık saçan” manasına gelir. Bu isim içerideki ışıklardan dolayı verilmiştir. Çok ihtişamlı bir türbedir. Ayna mozaikleri İran mimarisinin önemli özelliklerinden biri olmakla beraber, alışık olmadığımız tarzda yansıma ve kırılmalardan oluşan yüksek ışıklı bir mekan oluşturmaktadır. Kadraja sığmayan, sanki bir kristalin içindeymiş hissi veren bu mekanlar ancak ziyaretle müşahede edilebilir.

Şiraz’dan sonraki durağımız Persepolis’ti. Persepolis binlerce yıl öncesinde dünyanın yönetildiği yer olarak geçer. 2500 yıllık heykeller, duvarlar, sütunlar, saraylar vardır buradadır. Şehrin kurucusunun Zülkarneyn’e kadar dayandığına dair mitler vardır. Persler İstanbul Boğazı’na geçici bir köprü kurup geçen ilk millettirler. Manisa’daki Sardes şehri Pers’in başkentlerinden biridir. Batı’nın başkenti olarak görülür.Daryus’un heykeli ve ayaklarının altındaki figürler de 23 farklı devleti simgeler, tüm dünyanın buraya bağlı olduğunu gösterir. Bahar döneminde devletler gelip nevruzda gelip bağlılıklarını sunmuşlardır. Bu Türklerin kendi tarihlerini antik döneme dayandırması gibi bir durumdur. Her toplum kadim bir geleneğin üzerine oturmuş olmak ister. İran da milattan önceki döneme ait birkaç medeniyetten bir tanesidir. Yerleşik kültür itibariyle daha Roma, Atinavs yokken Persler vardır.

Tarih boyunca medeniyetlerbir ordu ile şehre girerken, esir alacaklarını almış, öldüreceklerini öldürmüş, şehrin geri kalanını da yıkmışlardır. Persepolis de Büyük İskender’in yerlebir ettiği bir şehirdir. Kiros’tan önce inşa edilmiştir. Kiros esas itibariyle Pers tarihinin önemli şahsiyetlerindendir. İlk insan hakları bildirgesini sayılabilecek fermanı yayınlayan ilk imparatordur. Bu manada medeniyetleri de dizayn etmiştir.

Üçüncü şehrimiz olan Yezd o kadar kadim bir şehir ki içinde gezerken sanki birkaç yüzyıl öncesine dönülmüş hissi verir.Aynı zamanda Zerdüşt inancının merkezidir. Zerdüştlerin yüzlerce yıldır söndürmedikleri ateş buradadır. Ateşe tapmadıklarını, ışığı tanrısal bir olgu olarak kabul ettiklerini ve ona yöneldiklerini, söylerler. Ateşe yükledikleri anlam, bir nevi nur gibi kabul edilebilir. Ateşe doğru konuşurken kirletmemek için ağızlarını kapattıkları eski duvar kabartmalarında görüldüğü gibi, Zerdüşt rahipleri ayinlerde ağız maskesi takmaktadırlar. Zerdüştlerde ateş gibi diğer üç element de kutsaldır. Hava, su, toprak…

Sessizlik Kuleleriİran’daki belki en ilginç yerlerdendir. Zerdüştler ölen insanın bedeniyle kutsal saydığımız toprağı kirletmemesi gerektiğini düşünür ve ölüleri tepelere çıkarıp akbabalara bırakırlar. Zaten 10 dakikada akbabalar etleri kemikten ayırır. Kalan kemikler de bir kimyasalla eritilir, pudra haline getirilir ve ailelere verilir. Bu uygulama devrime kadar İran’da devam etmiş, devrimden bir müddet sonra yasaklanmıştır. Fakat şuanda da ölüler defnedilirken direk toprağa yatırılmamakta, altlarına tuğlalar konmaktadır.

Dördüncü şehrimiz İsfahan, halıları ile öne çıkan bir şehirdir. İran’ın halıları genel olarak meşhurdur fakat İsfahan ve Tebriz halıları ayrı bir deryadır. İsfahan’la ilgili seyyahların “Her kim ki İsfahan’ı görmemişse hiçbir şey görmemiştir.” diye bir sözü vardır. İsfahan cihanın yarısıdır.

Nakşi Cihan Meydanı dünyanın en büyük meydanlarındandır. Dört tarafı binalarla çevrili kocaman bir alandır. Ali Kapu Sarayı Kaçar hanedanının yaşadığı ve memleketi yönettiği yerdir. Meydanın izlenmesi için bir terası vardır. Kıble tarafında da İmam Camii vardır. Bu cami Şah döneminde Şah Camii iken devrimden sonra İmam Camii olmuştur. Burası için İsfahan’daki en önemli yer denebilir. Çünkü Nizam-ül Mülk’ün bizzat ders verdiği, Selçuklu’nun inşa edildiği, belki de günümüzdeki Türk-İslam medeniyetinin dizayn edildiği yerdir.

Abyaneh Köyü de büyükçe nevi şahsına münhasır bir köydür. Binalar, insanlar, yapılar, gelenekler korunmuştur. Köylüler geleneksel kıyafetlerle dolaşıp, kurutulmuş meyve satarlar. Burası eski bir Zerdüşt köyüdür fakat şimdi Müslümandırlar.

Yine Şii inancında büyük bir önemi olan Hz. Masume Türbesi’ni ziyaret ettik. Bu türbe İran’ın ikinci büyük türbesidir.

Tahran’a geçtiğimizde, bir kadın STK ile görüşmek istediğimizden bizi kadın girişimciliğini destekleyen bir STK ile tanıştırdılar. Kadınların hepsi tiyatro sanatçılığı, animatörlük, sosyologluk gibi gayet modern işlerde çalışmaktaydılar. İran’da var olan hukuk sistemi ile ilgili bazı serzenişlerini dile getirdiler. Örneğin velayet haklarının olmaması, boşanma haklarının olmaması, mirastan yarı pay almaları, arabada tesettürleri düşünce ceza yemeleri gibi konulara değindiler. Hukuki olarak haklarına sahip olmadıkları için Türkiye’deki kadınlara özendiklerini belirttiler.İran’da kadına şiddet olmadığı gibi erkek erkeğe şiddetin de yüksek yaptırımlardan ötürü sıfıra yakın olduğunu söylediler.  Yine aynı sebeple taciz, tecavüz, bakışla rahatsız etme gibi vakalara da rastlamanın zor olduğunu gözlemledik.

Tahran’da antik İran medeniyetlerinden kalan eserlerin sergilendiği; üzerinden dünyanın en eski animasyonu resmedilen kasenin, meşhur Daryusun’un başı kırık heykelinin de bulunduğu İran Ulusal Müzesi’ni ve İran’ın modernleşmesininihtişamlı izlerini taşıyan Gülistan Sarayı’nı da ziyaret ettik.

Meşhed’de İmam Gazali makamını, Firdevsi, Feridüttin Attar ve Ömer Hayyam’ın türbelerini ve de en önemlisi İmam Rıza Türbesi’ni ziyaret ettik. İmam Rıza Şia inancındaki 12 imam inancının 8.imamıdır. Bu sebeple bu türbeye çok fazla önem verilir. Ortamı adeta Medine gibidir. İmam Rıza Hz. Peygambersoyundandır. Medine ahalisi özellikle de Ehli Beyt Muaviye ve Yezid dönemindeki baskıdan ötürü Kufe’ye, oradan da Orta Asya’ya taşınmıştır. Dolayısıyla Türkler de İslam’ı Ehli Beyt’ten öğrenmişlerdir. Sünniliğimiz Yavuz’dan sonra oluşmuştur.  Yavuz’dan sonra Osmanlı’nın anlayışı ulemanın da katkılarıyla farklılaşmaya başlamıştır. İmam Rıza’nın türbesi de bu sebeplerden ötürü Meşhed’dedir.

Şia yandaş demektir. Hz Ali’nin Muaviye’yle olan savaşından sonra Hz. Ali bağlıları olarak ortaya çıkmışlardır. Hz. Ali’nin, Hz. Osman’ın katillerini hemen bulmaması üzerine de Hariciler ortaya çıkmıştır. Erken dönemdekibu farklı eğilimlerden sonra da fıkhi ekoller ortaya çıkmıştır. Ebu Hanife de bu dönemde içtihad etmiş ve “Amel imandan cüz değildir.”diyip ortamı yumuşatmıştır.

Şiiliğin İran’da resmiyet kazanması,Şah İsmail ve Yavuz arasındaki savaş sonrasında Osmanlı’nın Sünniliği kabul etmesi üzerine, Safeviler’in de Şia’ya yönelmesiyle olmuştur. Yani Şia daha çok fıkhi değil de siyasi bir şekilde ortaya çıkmıştır. Şah İsmail’in dedesi Hanefi olan Orta Asya’daki tasavvuf ekolüne mensup bir şahsiyettir.

İttihat ve Terakki döneminde Türkler ve Safeviler arasında bir bütünleşme olmuştur, fakat bunu İngilizler engellemiştir. Kaçarlar Tahran’a İttihat ve Terakki mensuplarını davet etmişlerdir. Tebriz’deki Osmanlı ordusunun içinde Kaçar hanedanının içinden prensler asker olarak savaşmışlardır.

Safeviler’den önce de bölgede Karakoyunlar ve Akkoyunlar vardı ki bunların her ikisi de Türk’tür. İran’ın bütünü Selçuklu toprağıdır. Bir manada Selçuklu İran’da kurulmuştur diyebiliriz.

İran gezisi, coğrafi sınırlar ve tarihi bilgiler açısından ön kabullerimizin sınırlarını zorlayan bir deneyim yaşattı bize. Yemek, kültür ve insan tabiatındaki ortaklıklarımız açısından sınırların ötesinin ötesine geçebilmiş olma heyecanıyla ve bir kez daha İran’ı ziyaret edebilme arzusuyla ülkemize geri döndük.

Hazırlayan: Süleyman Gündüz – Seyit Ali Demirer – Aslı Öztürk

 

 

Önceki Yazı

Kadınlığın Keşfi Semineri

Sonraki Yazı

Hilal Ferşatoğlu

Bunlar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  1. Verilen nüfüs dağılımında bir yanlışlık olmalı İran’daki Azeri Türkü nüfusü en az %25 olup tahmini %30 civarındadır. . Fars nüfusu %45-50 arasındadır. kesin değerlere maalesef İran hükümetinin istatiksel verileri paylaşmamasından dolayı ulaşamıyoruz. Ayrıca sunni nüfusta%15-20 civarıdır. Nüfus dağılımı bu şekilde diyebiliriz ama maalesef yine de kesin veriler mevcut değilidir. Bu bilgiler İran tarafından servis edilmişse bile algı yaratmak için yapılmıştır çünkü İran’da Farsları ciddi düzeyde rahatsız edecek bir Türk nüfusu mevcuttur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir