Kayseri- Nevşehir Seyahatimiz

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Kayseri Seyahatimiz….

21/05/2009- 22/05/2009
Hazırlayan: Emir Sultan Baryaman

Mesai saatim dolunca hızla eve koşturuyorum, hazırlanıp otogara  geçiyorum. Nezaket, Gülçin, Hatice ve Sacide haremden binecekler otobüse, diğer arkadaşlarımız sabah uçakla gelecekler. 3 saatlik rötar ve Sacide’nin Kırşehir’de verdiğimiz mola yerinde unutulma tehlikesini de atlattıktan sonra Kayseri’ye varıyoruz, Erciyes’ten tepesindeki karın soğuğunu taşıyarak esen nemsiz rüzgar yolun yorgunluğunun izlerini taşıyan yüzüme hafifçe dokunuyor, kuru havayı ciğerlerime çekip şükür diyorum içimden. Bizden önce gelip kahvaltı için bizi beklemeyen arkadaşlarımızla buluşuyoruz, hepsi  yüzünde meraklı bir gülümsemeyle selam veriyor, keyifli ve rahat bir gezi umudu taşıyan gözlerle etrafımızı inceleyerek seferimize başlıyoruz.

İlk durağımız tarihsel dokusunu kaybetmemiş benim dedemden kalma Diyarbakır’da ki evimize benzeyen tarihi bir Kayseri evi, ikinci durak Seyyid Burhaneddin türbesi, eski mezarlardan oluşmuş, restorasyondan geçtiği belli yemyeşil bir bahçeye giriyoruz, Ayşe Sula’nın dikkatini ilk çeken mezar taşları oluyor, türbe avlusunda Kayserili kadınlar sergiler açmış kiminde modern hayatın fabrikalarından çıkma mallar, kimindeyse el emeği göz nuru eserler, meraklı gözlerle izleniyoruz, yabancı olduğumuz dikkatlerini çekiyor, teyzenin biri turist misiniz kızım diye soruyor ‘evet teyze İstanbul’dan geldik’ diyorum.

Seyyid Burhaneddin hazretlerini ziyaret edip duamızı ediyoruz, bizim için hazretin makamı özel açılıyor, tabi bunu fark eden halkta fırsattan istifade edip içeri giriyor, bahçeye çıkıp mezarlıkların arasında hem yürüyüp hem de türbe mihmandarının mekanla ilgili verdiği bilgileri dinliyoruz, Su içmez babanın önünde durup hikayesini dinledikten sonra üçüncü durağımız olan Kent ve Mimar Sinan müzesine geçiyoruz. Modern dünyanın imkanlarıyla akıl birleşip güzel bir yapı oluşturmuş. Giriş salonunun ortasında Kayseri’nin şehir maketi ve maketin etrafında dört tane dokunmatik ekran(kiosk) var. Bu ekranlardan şehrin tarihi coğrafyası yönetimi alışveriş sağlık vs. gibi her türlü bilgisine ekrana dokunarak ulaşabiliyorsunuz.

Aynı zamanda şehrin yöneticilerine istediğiniz mesajı yazabiliyorsunuz. Bu mesajlara önem verildiğini ve titizlikle ilgilenildiğini öğreniyoruz rehberimizden. Salonun duvarlarında asılı geniş ekranlardan şehrin tarihçesi, tarihi eserleri, coğrafya ve nüfus, kent ve eğitim, doğal güzellikler, Kayseri mutfağı, el sanatları gibi yirmi yedi başlık altında hazırlanmış bilgilendirme metinlerini ekranın önüne geçildiğinde ses algılayan kulaklıklardan görüntüler eşliğinde dinleyebiliyorsunuz. Aynı zamanda başka bir ekrandan istediğiniz bilgiyi print edip çıkarken yanınıza alabiliyorsunuz. Bunu görünce  ortaokulda kütüphaneye gidip de eve götürmemize izin verilmeyen kitaplardan sayfalar dolusu yazıyı tepesine uzasın diye tükenmez kalem başlığı taktığımız ucu jiletle bilenmiş kırpık kalemlerimizle saatlerce ellerimiz tutuluncaya kadar yazdığımız dönem ödevlerimiz geldi aklıma. İdare katına çıkıp vazifemizi yerine getiriyoruz, daha sonra gezimizin öğleden sonraki kısmı başlıyor. Önce kurşunlu camii, ardından Selçuklu zamanından kalma bir camii, tarihi çarşı ve kuytuda kalmış yerini göstermezlerse gezerek bulamayacağımız bir türbe ziyaretinden sonra öğlen yemeği için Kayserinin bağ evlerinin bulunduğu bölgeye doğru yola çıkıyoruz. Bu arada otobüste arkadaşlar bağ evi konusunda konuşuyor, bilen söylüyor bilmeyen dinliyor. Şehirden çok ta uzak olmayan-tabi ki bizim için mesafeler İstanbul ayarında-Kayseri’ ye tepeden bakan bir mahalleye ulaşıyoruz.

Gideceğimiz evi ararken aramızdaki en acıkmış olanlar pembe boyalı yemyeşil bakımlı bir bahçesi olan evin bahçesinde kurulu yemek masalarını görünce geldik işte burası olsa gerek diye sesleniyorlar. Kapıda güler yüzle sanki yıllardır bilinen ama görüşülmeyen akrabalarmışçasına karşılanıyoruz. Bir anda ev halkı halamız, teyzemiz, babaannemiz, yengemiz bizde gurbetteki yeğenler oluyoruz. Hasbı halleşip namazları kılmaya geçiyoruz, ilk defa girdiğimiz bir ev ama sanki bizim, ilk kez gördüğümüz yüzler ama sanki hep tanıdık. Evin annesi “bir haftadır yolunuzu gözlüyoruz amcanızla ya gelmezseniz diye nasılda endişelendik, şükür ki geldiniz diyor’’talaal bedru ’’ geçiyor içimden,’’mü’mini mü’mine kavuşturan RABBİME şükürler olsun’’. Ben direkt bahçeye geçiyorum, köşede beyaz demirli, çiçekli minderleri olan bir salıncak, yorgun bedenim vaha görmüş gibi mutlu, hemen uzanıveriyorum salıncağa Emine yanıma geliyor dizlerini yastık yapıyorum, gözlerimi kapatıp dinlendirmeye çalışıyorum kendimi. Malum uykusuz bir gece yolculuğunun arkasından bunca koşuşturma… Yorgunum ama mutluyum orda olmaktan. Hafifçe üşüyen bedenimin bir sıcaklıkla örtündüğünü hissediyorum, gözümü açıyorum. Nesrin hanım(evin büyük kızı), elinde bir battaniye üstümü örtüyor. İkiye katlanıyor içimdeki huzur, “iyi ki gelmişim”, diyorum tekrar. Teşekkürüm gördüğüm izzet ikrama çok eksik ama samimi tüm yüreğimden.

Yemeğe geçiyoruz: sofra cıvıl cıvıl, kabak salatası, patlıcan ezmesi, yoğurt, pastırma, derken servis başlıyor. Kayseri mantısı harika, yaprak sarması geliyor ortaya, mantı tabaklarımızı henüz yalamışken yağlama geliyor, kıymalı peynirli seçmek ne mümkün, midelerimizde bir bayram, bir coşku, nasıl da güzel nasıl da lezzetli yemekler, her lokma yemekle bir lokma bazlama alıyoruz ağzımıza, yetmiyor kalan bazlamaları yanımıza almayı düşünüyoruz. Yemek harika derken tatlılar geliyor, yer kaldı mı diye şöyle bir yokluyoruz midemizi, tatlı bastırır hilesiyle sebep buluyoruz damla sakızlı muhallebinin üzerini kaplayan ekmek tatlısını yemeğe. Bütün yorgunluğumuz gidiyor geriye yemek sonrası rehavet kalıyor üzerimizde. Kahvelerimizi evin doksan yaşındaki anneannesinin yanında içmek üzere içeriye geçiyoruz. Tepsiler bizim için hazırlanmış hediyelik eşarp ve çoraplarla dolu.

Arayı arayı buldum burayı
Yoksa ben mi bozdum sohbet sırayı
Beni burada değirmen taşımı sandın  
Sen kendini alimlerin başımı sandın

Dilinden maniler misaller dökülen Şerife teyze tam bir gönül ehli, bize beyit okuyup duruyor, Berna ve Sacide’nin  dillendirdiği nağmelerle nur un ala nur dolan gönlümüzü de alıp Kayserinin yerel televizyonu olan Elif TV ye doğru yola çıkıyoruz. Karşılıklı tanışmalardan sonra Ayla abla uzatılan mikrofona derneğimizle ilgili bilgiler verip, Kayseri ile ilgili izlenimlerini aktarıyor. Arkadaşlar stüdyoyu geziyor ve havayı karartmış bir şekilde Elif TV den çıkıp bizi heyecanla bekleyen kurs öğrencilerinin yanına varmak üzere Nevşehir’e doğru yola çıkıyoruz.

Kayseri ve Nevşehir gezimize dair….

21-24 Mayıs 2009
Hazırlayan: Emine AKAY 

Sabah 6:35 de İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanından hareket ettik ve 7:40 da  Kayseri ye indik. Berna Önçırak arkadaşımız ve Kayserili kardeşlerimiz, bizi çok sıcak bir şekilde karşıladılar. Kent müzesi müdürü Orhan bey eşliğinde Berna’nın görevli olduğu Özkoyuncu Kur’an Kursu’na giderken şehir turu yaptık. Kursta son derece özenle hazırlanmış yöresel tatlar eşliğinde yaptığımız kahvaltı, güler yüzler vesilesiyle daha da unutulmaz oldu.

Şehri gezmeye tarihi Güpgüpoğlu konağıyla başladık. Konağın selamlık bölümünde bulunan etnografya müzesini ve zamanında gelin odası, damat odası, misafir odası, haremlik olarak kullanılan yerleri gezdik ve tarihteki Kayseri evinin günlük yaşantısını görme imkanımız oldu.  

 
Ardından Mevlana Hazretlerinin hocası Seyyid Burhaneddin Tirmizi Hazretlerinin türbesini ve aynı alanda bulunan 800 yıllık Selçuklulardan kalma tarihi kabristanı ziyaret ettik. Orhan bey bu kabristanda evliyaların medfun olduğunu anlattı. İsim veya herhangi bir sembolün bulunmadığı mezar taşları son derece sade ve etkileyiciydi. Rehberimiz, bizi gezdirirken bir yandan da Kayseri hakkında genel bilgiler verdi.

Kadir Has Kent Müzesini ziyarete gittiğimizde, orijinal olan bu müzede Kayseri Kent Rehberi Sisteminin kurulmuş ve işler halde olması bizde hayranlık uyandırdı. Bu sistem sayesinde isteyen herkes ellerinde kulaklıklarla ekran önünde istedikleri bilgileri alabiliyor. Öğrencilerin de istifade etmesi, çok faydalı bir hizmet olduğunu gösteriyor.

Hayırseverlerin katkılarıyla yapılmış olan Kent Müzesinde şehirdeki tarihi mekanlar, eğitim kurumları, sağlık kurumları, askeri kurumlar, idari kurumlar gibi tüm binaların maketi hazırlanmış büyük bir platform da mevcuttu.

Kayseri belediyesinin yaptırdığı huzurevini ziyaret ettik. Orada yaşlılarla sohbet etme imkanımız oldu. Tinerci çocuklar için rehabilitasyon merkezi açılmış olması da ümit verici bir atılımdı.

Selçuklu ve Osmanlı dedelerimizin oluşturduğu vakıf kültürünü, Kayseri’de yoğun olarak görmek mümkün. Bu bağlamda Tarihi Gevher Nesibe Tıp Müzesini restorasyon yapıldığı için dışından görebildik. Bu merkezde akıl ve ruh hastalıklarının tedavisi, hastalara müzik ve su sesi ile yapılırmış. Bugün de tıp fakültesinden mezun olan doktorlar burada yemin ediyorlar.

Osmanlı eserlerinden birini temsilen görmek üzere; Mimar Sinan’ın 80 yaşında yaptığı Kurşunlu Camiine gittik. Caminin iç avlusundaki son cemaat yerine taştan ray sistemi döşeyerek binanın depreme karşı korunmasını sağlamış olması o dönemde dahi Osmanlı mimarisinin ne kadar incelikli olduğunu gösterir.

Alaaddin Keyhüsrev’in annesi Hunat Hatun’un yaptırdığı külliyeyi ziyaret ederken külliyelerdeki hamamın beden temizliğini, camiinin ruh temizliğini, medresenin ise ilim temizliğini ifade ettiğini öğrenmek bizi hayran bıraktı.

Kayserili ev sahiplerimiz, bizleri bir bağ evine götürerek Kayseri yemeklerinden oluşan nefis bir öğle yemeği ikram ettiler. Namaz, sohbet, evdeki güngörmüş yaşlı teyzeden maniler ve arkadaşlarımızdan ilahiler, günün en güzel ve tekrar enerji topladığımız saatlerinden biriydi. Bize Anadolu misafirperverliğini hatırlatan ev sahiplerine teşekkür ederek oradan ayrıldık.

Kayseri’nin yöresel televizyonu olan Elif Tv yi ziyaret ettik. Burada başkanımız Ayla Hanım’la Hazar derneğini tanıtan bir röportaj yapıldı. Pastırma siparişlerimizi rehberimiz olan Orhan beye verdik ve teşekkür ederek Kayseri’den ayrıldık.

Bir saat sonra Nevşehir’deyiz. Akşam 22.30 civarında Nevşehir Üftade Kur”an Kursunda yatakhanelerimize yerleştik. Çay ikramından sonra öğrencilerin, çok emek vererek hazırladıkları II. Abdülhamit’i anlatan tiyatro oyununu izledik.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra saat 08.00 de Nevşehir turuna çıktık. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın memleketini ziyaret ediyoruz.
Rehberimiz Mustafa bey, ilk durağımız Hacı Bektaş’a giderken bize hem Nevşehir ili hakkında hem de Kapadokya bölgesi hakkında bilgiler verdi.
15 yıldır Hacı Bektaş müzesinin avlusundaki camide görev yapan Adem bey bize müzeyi gezdirdi. 1200’lü yıllarda kurulan dergahın avlusundaki üçler çeşmesi, Allah, Muhammed ve Ali’yi simgeliyor.

İçerde dergaha ait bir mutfak bulunmakta ve bu mutfakta yemeğin piştiğini haber vermek üzere geyik başı asmanın adetten olduğunu öğreniyoruz. Bektaşilikte her şeyin sembolik olduğunu ve her birinin anlamının olduğunu anlatıyor bize Adem bey. Yine kendisinden bu sembollerin bugün artık yozlaşmaya uğradığını ve Bektaşiliğin neredeyse ateistliğe doğru gittiğini öğreniyoruz. Avluda Kahveci Baba kabri, 1834’de yapılmış Tekke camii ve Aleviliğin sembollerini oluşturduğuna inanılan Balım Sultan Türbesi var. Avludaki dilek ağacının hikayesini de dinliyor ve önünde fotoğraf çekiliyoruz.

Hacı Bektaş-ı Velinin türbesinde, aile efradı ve Horasan dervişleri yatıyor.
Aleviliğin bir yaşam tarzı olduğunu ifade eden Adem bey, Türkiye’de 29 çeşit Alevilik anlayışının olduğunu vurguladı. Her yıl 16 Ağustos’ta Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenleri yapıldığını ve bu törene katılanların hacı olduğunu da ekledi. Adak kültürünün yaygın olduğunu, kurban kesme, lokma verme geleneğinin uygulandığını anlattı.
Hacı  Bektaş-ı Veli’nin halvete girdiği çilehaneyi gördükten sonra da Hacı Bektaş’ın, bizim anlayışımızdaki yerinden bahsetti. Bu arada Hacı Bektaş’ın, Ahmet Yesevi’nin yoluna mensup olduğunu, onun da; şeriat, tarikat, marifet ve hakikat prensiplerini benimsediğini ifade etti.

Hacı Bektaş’tan sonra Kaymaklı yeraltı şehrini gezdik ve orada bir düğün yemeğine davet edildik. Bahçede odun ateşi ile pişirilmiş çorba, haşlama, bulgur pilavı ve üzüm hoşafından oluşan düğün ziyafetinden sonra hayır dualarla Kaymaklı’dan ayrıldık.

Öğle namazından sonra artık Ihlara Vadisi’ndeydik. Dağlardan oyulmuş kiliseleri gördük, vadi boyunca akan dere kenarında yürüyüş yaptık.
Ardından Göreme açık hava müzesi, Uçhisar’da doğal kalede gün batımı derken acıktık ve yine çok güzel ve unutamayacağımız bir akşam yemeği yedik. Nar kasabasında Oyma bağ evinde katıldığımız yemeğin ardından dualar ve ilahiler bizi mest etti.

Üçüncü gün yine sabah 08.00 de meşhur Göreme açık hava müzesine gitmek üzere yola çıktık. Burada 12.y.y. yapımı olan kiliseleri gezdik. Kiliselerden birindeki kök boyalarla boyanmış olan resim ve tasvirler görülmeye değerdi. O kiliseye dair bir başka bilgi de 1960’lı yıllarda keşfedilmiş olmasıydı.

Bu arada hoş bir gösteri eşliğinde Avanos’ta Çömlek yapımını izledik. Buraya gelmişken çömlek almadan gidilmez diye karar verip güveç alışverişi yaptık.
Öğle namazının  ardından Kızılırmak üzerinde Aşıklar Köprüsü üzerinde yürüyüş, Sofra Restaurant’ta çömlek kebabı ve ayrandan oluşan öğle yemeği, gezi arasında dinlenmemize vesile oldu.

Enerji topladıktan sonra Üç kızlar peri bacası ve Ürgüp peri bacalarını gezdik.
Bu gezi esnasında Kapadokya’da herkesin kendi kültür ve inanışına göre bir şeyler bulabileceğini anladık. Antik çağlara ait kültür, Hıristiyanlık kültürü, İslam kültürü hatta Alevilik kültürü burada çok önemli izler oluşturmuştu. Fakat üzücü olan; halen yoğun olarak misyonerlik faaliyetlerinin devam ettiğini, özellikle mevsimlik işçi olarak oralara gelen ailelerin çocukları üzerinde yoğun olarak çalıştıklarını öğrenmek oldu. Nevşehir’de bize rehberlik eden Sebahat hanım ve eşi Mustafa Bey’e teşekkür ederek  Kayseri’ye döndük.

Artık dönüş vakti geldiği için Berna arkadaşımız ve Kayseri’li dostlarımızla vedalaşarak çok güzel duygularla ve dualarla ayrıldık.
Teşekkürler…

 

Önceki Yazı

GAP gezisi

Sonraki Yazı

İstanbul Gezileri

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir