21 Ekim’de Hazar’da Zeytin Ağacının Altında belgeselini izledik; ardından yapımcılar Zümrüt Sönmez ve Büşra Göktaş ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Program, Ayşenur Ezgi Eygi’nin hikâyesine ve onun adalet uğruna verdiği mücadeleye yakından tanıklık etme fırsatı sundu.
Ayşenur’un Dünyası: Kökenler, Kimlik ve Hassasiyet
Belgesel, Ayşenur’un motivasyonlarını anlamak için çocukluğuna ve ailesinin ABD’deki göçmenlik deneyimine geri dönüyor. Ailesinin hayatındaki zorluklar, onun dünyadaki acılara karşı güçlü bir empati geliştirmesinde belirleyici olmuş. Ablasının sözleri bunu açıkça gösteriyor:
“Kolay bir çocukluk geçirmedik. Bu, onda başkalarının acısına karşı derin bir duyarlılık oluşturdu.”
Ayşenur’un hayatındaki en etkileyici figürlerden biri eşi Hamed Ali. Birbirlerine hem kültürel kökleri hem de yeni yerler görme tutkusuyla bağlılar. Hamed Ali’nin anlatımı, Ayşenur’un çevresindekiler üzerindeki dönüştürücü etkisini çarpıcı şekilde ortaya koyuyor:
“Doğru olanı yaptığımı sanırdım. Onunla tanışınca anladım ki sadece yanlış olandan kaçınıyormuşum. Oysa değer sahibi olmak, bu değerler doğrultusunda aktif olmayı gerektiriyor.”
Aktivizmden Filistin’e Uzanan Yol
Ayşenur’un Filistin’e gitme kararı, bir anda alınmış romantik bir karar değil. Uzun süredir kampüslerde yürüttüğü aktivizmin doğal devamı. Washington Üniversitesi’ndeki Filistin dayanışma kampının en aktif isimlerindendi. Yönetimle yapılan müzakerelerde yer aldı, rektörün eylemcileri “antisemitik” olarak nitelemesine karşı açıkça söz aldı.
Eylemlerdeki en büyük kaygısı, kendisinden küçük öğrencilerin zarar görme ihtimaliydi. Bu koruyucu tutum, göze aldığı kişisel risklerin de temelinde yer alıyor. Filistinli Çocuklara Yardım Fonu (PCRF) için sanat bağışı kampanyası düzenlemesi de onun aktivizmi nasıl somut bir çabaya dönüştürdüğünün güçlü bir örneği.
Ayşenur Ezgi Eygi’nin Öldürülmesi
Belgeselin en ağır bölümü, Ayşenur’un Batı Şeria’da yaşanan protestolarda uluslararası gözlemci görevindeyken vurularak öldürülmesinin anlatıldığı bölüm.
Olay günü cuma namazı sonrası başlayan protestoya İsrail askerleri göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermilerle müdahale ediyor. Tanık ifadelerine göre protestocular geri çekilirken İsrail askerleri daha yüksek bir noktadaydı ve protestoculardan yüzlerce metre uzaktaydı. Çevredeki bir çatının askeri birliklerce kontrol altına alınması ise kritik bir ayrıntı.
Bir tanığın anlattığına göre önce bir silah parlaması, ardından metal bir yüzeye çarpan mermi sesi duyulmuş. İkinci atışın hemen ardından yardım çığlıkları gelmiş ve yerde yatan kişinin Ayşenur olduğu anlaşılmış.
Ayşenur bir zeytin ağacının altında, sol kulağının arkasından aldığı tek kurşunla hayatını kaybetmişti.
Tüm tanıklar ve belgeselde konuşan uzmanlar, bunun bir “kazara atış” olmadığını; keskin nişancı tarafından gerçekleştirilen kasıtlı bir hedef alma olduğunu vurguluyor. Olayın sıcak çatışma anında değil, insanlar tarafından güvenli kabul edilen bir zeytinlikte gerçekleşmiş olması bu kanaati güçlendiriyor.
Belgesel, saldırıyı gerçekleştiren askerin ve talimatı veren komutanın kimliklerinin hem İsrail hem de ABD makamları tarafından bilindiğini fakat gizlendiğini belirtiyor. Yapımcılardan Büşra Göktaş’ın yorumu durumu çarpıcı biçimde açıklıyor:
“O keskin nişancı orada bir Amerikalı gönüllüyü vurduysa, bu başkalarının gelmesini engellemek içindir.”
Hukuki Mücadele ve Siyasi Çıkmaz
Ayşenur’un öldürülmesinin ardından ailesinin bağımsız bir soruşturma talebi hem İsrail hem ABD tarafından yanıtsız kaldı. İsrail’in “kazaydı” açıklamasıyla duyurduğu soruşturma hiçbir zaman tamamlanmadı. Ailenin ABD Adalet Bakanlığı ve FBI’a yaptığı başvurular da sonuçsuz kaldı.
ABD yönetimlerinin söylemiyle pratiği arasındaki keskin fark belgeselde açık biçimde ortaya konuyor.
Washington Eyalet Meclisi’nde Ayşenur için çıkarılmak istenen karar tasarısı ise güçlü lobi baskısı nedeniyle defalarca yumuşatılmak zorunda kaldı. En temel düzeyde “sembolik” bir metnin bile geçirilememesi, ABD siyasetinin İsrail karşısındaki iradesizliğini gözler önüne seriyor.
Bu mücadele, daha önce Gazze’de bir buldozer tarafından öldürülen Amerikalı aktivist Rachel Corrie’nin davasıyla da yan yana getiriliyor. Corrie ailesinin Eygi ailesine desteği, iki hikâyeyi ortak bir adalet arayışı içinde birleştiriyor.
Belgeselin Yapım Süreci
Belgesel, olayın üzerinden yalnızca birkaç ay geçmişken çekildiği için ekip açısından oldukça zorlayıcı bir süreç olmuş. Ailenin acısı tazeydi; propagandanın yoğun olduğu uluslararası ortamda hikâyenin görünmez kılınmasını önlemek için hızlı davranmak zorundaydılar. Çekimler öncesinde aileyle kamera dışı uzun görüşmeler yaparak güven temelini oluşturmuşlar.
Belgesel, TRT World için İngilizce hazırlanmış; yayınlandığı haftada TRT Arabi, TRT Kürdi ve diğer kanallarda eşzamanlı gösterime girmiştir. Daha sonra Washington’da özel bir gösterim yapılmış ve belgeselin uluslararası festivallere gönderilmesi planlanmaktadır.
Filistin’de süren soykırımın, kararan vicdanlara gerçeği bir tokat gibi hatırlatan bu tanıklıkların çoğalmasını diliyoruz. Bu tür belgesellerin taşıdığı gerçeği daha fazla göze, daha fazla kulağa ve kalbe ulaşmasını niyaz ediyor, bu emeği ortaya koyan tüm belgesel ekibine teşekkür ediyoruz. Bu vesile ile Ayşenur Ezgi Eygi’yi bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.




