Günümüz Aleviliği

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Öğr. Gör. Mehmet Toprak

21 Aralık 2017

 

Geçen dersimizde Aleviliğin sorunları üzerinde durmuştuk: cem evlerinin statüsü, din derslerinin Aleviliği içermemesi, Alevi dedelerin maaş almaması, Madımak Oteli’nin müze haline gelmesi, Alevi şahsiyetlere ait tarihi yapıların kontrolünün Alevilere verilmesi, Diyanette Aleviliğin de temsil edilmesi gibi. Bunlar Alevilerin devletle müzakere yoluyla çözmesi gereken sorunlarıdır. Bunlara ilaveten bir de Alevilerin kendi aralarında yaşadığı sorunlar var.

 

Türkiye Cumhuriyeti anayasasında din konusunda ciddi boşluklar var. Anayasada din ve vicdan hürriyeti tanınmış ama bunun ötesinde tarikatlar, cemaatlerin ne olacağı hakkında hiçbir şey belirtilmemiştir. Günümüz Aleviliğinin de birçok problemi bu anayasal boşluktan kaynaklanmaktadır. Bugüne kadar birtakım kararnamelerle yol alınmaya çalışılmış ama bu yol da zamanla tıkanmıştır.

 

Günümüz Alevilerinin en çok tartıştığı konu okullarda 80 darbesi sonrasında zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleridir. Asıl mesele bu derslerde İslam’ın kendisi mi yoksa genel olarak dinlerin mi öğretileceği meselesidir. Bunun içeriği bir türlü doldurulamamıştır. Aslında bir genel kültür dersi gibi hazırlanmış olsa da az-çok namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı gibi konulara da yer verilmiştir. Böyle olunca Alevi, Hıristiyan, Nusayri ya da Caferi bir çocuğun da bu derslere giriyor olması sorun olmuştur. Bu aslında anayasanın laiklik ilkesine de aykırı bir durumdur. Çünkü laik devlet, dini konularda vatandaşlarının ihtiyaçlarına cevap verir ama kendisi bir dayatmada bulunamaz. Aleviler yıllarca bunun mücadelesini verdi ancak hem sol hem sağ iktidarlar bu taleplere kulağını tıkadı. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Kararnamesine imza atmasıyla birlikte Aleviler bu meseleyi AİHM’ye taşımış ve davayı da kazanmışlardır. Bu tarihten sonra Din Kültürü kitaplarında bazı değişikliklere gidilmiştir. Önce Yunus Emre’den, Hacı Bektaş Veli’den güzel sözler, sonra 12 hizmet, musahiplik gibi Alevi kavramları kitaplara eklenmiştir. Muhtemelen ileride Alevi çocuklara ayrı sınıf oluşturulacak, bir Alevi Hoca ya da kendi istedikleri şekilde eğitim verecek bir ders içeriği de olabilecektir.

 

Bir diğer tartışma konusu cem evlerinin statüsüdür. Devletimiz Aleviliği İslam’ın tasavvufi bir yorumu olarak gördüğünden cem evlerini birer dergâh olarak kabul etmektedir. Çünkü İslam’ın ibadethanesi camidir. Fakat Aleviler cem evlerini ibadethane olarak kabul ederler. Normal şartlarda laik devlet buna da karar veremez. Fakat ülkemizde uygulama bu şekilde değildir. Aleviler bu konuyu da AİHM’ye taşımışlar bu davayı da kazanmışlardır. AİHM, camilerden elektrik, su parası alınmadığı gibi cem evlerinden de alınmamalıdır demiştir.

Alevi dedelerinin maaş alma durumu da tartışmalı konulardandır. Fakat bu konu kendi içlerinde de tartışma konusu olmuştur. Bazı Aleviler, devlet dedelere maaş bağlarsa yönetmek de isteyecek diyerek karşı çıkıyor, camilerde okunan hutbeleri devlet nasıl belirliyorsa, cem evlerinde de bunu yapabilir diye düşünüyorlar. Diğer taraftan bir başka grup da vergimizi ödüyoruz, bu vergilerimizden bizim dedelerimiz de faydalansın, onlara da maaş bağlansın. Eskiden köylerde dedelerin tarlası, bağı, bahçesi vardı ve oradan geçimlerini sağlayabiliyorlardı fakat şehirlerde durum böyle değil. Dede sabahtan akşama kadar cem evinde, bu durumda ailesini nasıl geçindirecek, bu yüzden maaş bağlanmalıdır diye düşünüyor.

 

Alevilerin tarihi şahsiyetlerine ait olan, özelikle Hacı Bektaş Veli Türbesi, Abdal Musa Türbesi gibi yapılar bugün devlet kontrolündedir. Aleviler bu merkezlerin idaresinin onlara bırakılmasını istemektedirler. Fakat buradaki sıkıntı, tekke ve zaviyeler kanununa göre Türkiye’de resmi olarak tekke, dergâh ve zaviyenin olmaması gereğidir. Devletin Alevilere bu dergahları vermesi anayasaya aykırı olabileceği gibi, diğer tarikatlara da bu kapı açılmış olacaktır. Dolayısıyla bu konu da çözümsüz kalmıştır.

Bir diğer konu çok elim bir hadise olan ve 1992 yılında gerçekleşen Madımak Oteli’nin yakılması olayıdır. Bunun bırakınız İslam’ı, insanlıkla bile alakası yoktur. İslam’da her şeyin olduğu gibi, savaşın da bir hukuku vardır. Savaşta da kadına, çocuğa, yaşlıya, silah çekmeyene dokunulmaz, yakarak hiçbir canlı öldürülemez. Bu kadar ince eleyip sık dokuyan bir dine öyle şeyler yamandı ki, işin içinden çıkılamıyor. Siyaseten gerçekleşmiş feci bir olaydan tüm Müslümanlar sorumlu tutuluyor. Aleviler içerisinde de Sünniler içerisinde de tüm bu karmaşadan, fitneden mustarip olan, rahatsız olan insanlar var. Bu insanlar bir araya gelerek insanı, hoşgörüyü merkeze alan bazı çözümler üretmelidirler. Zaten Alevi felsefesine sahip olan ozanlarda, dedelerde nefret tohumu göremezsiniz. Bir cem ayini izleyin; orada birlik, beraberlik ve işin özüne yönelme vardır. Bunu Alevi şair Daimi’ye ait şu şiirde de görebiliriz:

 

“Kemalatım hidayetim olmazsa

Marifet suyundan kabım dolmazsa

Benden insanlığa eser kalmazsa

Aleviysem, Sünniysem ne çıkar

 

Daimi’yim nefse galip olmazsam

İlme fazilete talip olmazsam

Ele, dile, bele sahip olmazsam

Aleviysem, Sünniysem ne çıkar.”

 

Bu şiirlerdeki manayı ister Sünni olsun, ister Alevi, ister bir tarikat ehli ya da farklı bir mezhepten kişi, kim olursa olsun herkes kabul eder. İşin ruhunda buluşmak çok daha kolaydır. Üzerinde Müslüman, Alevi etiketi var ama içine bakıyorsun onlarla örtüşmeyen farklı bir ürün çıkıyor karşınıza. Üzerinde insan etiketi var ama içine bakıyorsun başka bir mahluk çıkıyor. Bu yüzden etiketler üzerinden konuşmak çok da yanıltıcı olabiliyor.

Aleviler köy şartlarına göre oluşmuş bazı müesseselerini şehre gelince uygulayamaz oldular. Aleviliğin müsahiplik, düşkünlük, toplumsal dayanışma gibi ilkeleri herkesin birbirini tanıdığı köyde anlamlı iken şehirde anlamını kaybetmektedir. Mesela, Köyde bir insan düşkün ilan edilip atıldığında bütün sevdiklerinden, işinden, imkanlarından ayrılmış olduğundan bu onun için bir ceza oluyordu. Fakat şehirde bir adamı düşkün ilan ettiğinizde bunun çok da bir anlamı olmuyor. Burada işten atarsınız diğer mahallede bir iş bulur, çalışır. Buradaki insanlarla konuşma yasağı koyarsınız başka yerde başka dostlar, arkadaşlar edinir, bir şekilde hayatı devam eder. Aleviliğin müsahiplik ilkesi de öyledir: Köyde iki ailenin kardeş olması, birbirlerini kollayıp gözetmeleri, dayanışma içinde olmaları, birbirlerinin artı ve eksilerine ortak olmaları çok kolayken şehir ortamında neredeyse imkansızdır. Yine bir Alevi köyünde çocuklarına dini eğitim vermeleri, gelenek ve göreneklerini o cemaat içinde öğretmeleri çok kolayken şehirlerde Sünnilerin içinde yetişen Alevi çocuklarının çoğu din olarak Sünniliği öğrenmekte ve asimile olmaktadırlar. Bir de şehrin karmaşık yaşantısında dedelerin eğitimine giremeyen, cem evlerine gitmeyen Alevi gençler var. Bunlar sadece isim Aleviliği dediğimiz, siyasal anlamı olan bir Alevi kimlik taşımaktadırlar. Bu siyasal anlamdaki Alevilik de maalesef bu insanları ateizmden tutunuz da bir takım aşırı sol akımlara kadar sürükleyebilmektedir. Aslında Aleviliğin o dini yapısında, özünde insan sevgisi ve hoşgörü egemen iken bu gençlerde hep negatif, olumsuz, kendilerinden olmayanları dışlama anlayışı söz konusudur. Bu da ciddi bir problemdir. Yalnız bu sadece Alevi gençlere has bir durum değil, Sünni gençlerin de karşı karşıya kaldığı bir sorundur.

 

Not: Bu metin, Öğr. Gör. Mehmet Toprak Hocamızın 21 Aralık 2017 tarihinde Hazar Derneği’nde gerçekleştirdiği “Günümüz Aleviliği” başlıklı seminerin deşifresinden hazırlanmıştır.

Özeti Hazırlayan: Zeynep Sena Karataş

 

Önceki Yazı

Demokratikleşme Paketi ve Yargı Sistemimiz

Sonraki Yazı

Alevilik İnanç ve Ritüelleri

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir