Kilo ve Hastalık İlişkisi

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Diyetisyen Bahar ÖZER 

Geçmişten bu yana insanoğlunun yakasını bırakmayan kilo ve beraberinde getirdiği hastalıklara kalıcı çözümler bulmak ve uygulamak kaliteli bir yaşam için kaçınılmaz.

Bahar hanım bu konuda hem duyarlığımızı artırmak hem de bilgilendirmek amacıyla bizlere sunum yaptı.

Programın özeti aşağıda istifadelerinize sunulmuştur: 

“Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık raporunda “şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu” olarak tanımlanmaktadır.

Aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, nöroendokrin etmenler, psikolojik sorunlar, cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik, doğum sayısı, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren ciddi bir hastalıktır.

Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık… şeklinde sıralanabilir.

Her gün gazete, dergi, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçlarında onlarca “şok diyetler” ile karşılaşmaktayız. Genel ilkeleri benzer olmakla birlikte herkesin metabolizması farklı olduğu için diyet mutlaka ” kişiye özel ” olarak hazırlanmalıdır.
Öte yandan kilo fazlası olanlar genelde aç kalarak, öğün atlayarak, hiçbir şey yemeyerek sonuç almaya çalışmaktadır. Böylesi bir davranış, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider.

Buna karşılık sık sık, azar azar beslenmek metabolizmayı hızlandırdığı gibi, yavaş yemeyi de sağlar. Aç kalmak ve öğün atlamak, bir sonraki öğünde hem hızlı hem de fazla yemek yenilmesine neden olmaktadır. O nedenle başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalı, 2 – 3 saatlik aralıklarla beslenilmelidir.
Katı margarin, tereyağı, kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler, şekerli gıdalar gibi enerji değeri yüksek, öte yandan hiçbir besleyici değeri bulunmayan yağlı yiyeceklerden, kızartma ve kavurma işlemlerinden olabildiğince kaçınmakta yarar vardır. Suyun; alınan besinlerin sindiriminden, metabolik atıkların dışarı atılmasına kadar her aşamada çok önemli görevleri vardır. Bu nedenle günlük sıvı tüketimi artırılmalıdır. Katkısız, en iyi çözücü su olduğu için günde 10 – 14 bardak su içilmelidir.

Ayrıca posalı yani lifli besinlerin tüketimi artırılmalıdır. Posalı besinler kan şekerini, kan basıncını (tansiyonu) ve kan kolesterolünü istenilen seviyede tutmaya yardımcı olurlar. Midede, su ile birlikte hacimlerinin 20 katı kadar şişerler; tokluk, doygunluk hissi sağlarlar. Ayrıca dışkılama miktarını ve sıklığını artırırlar. Posaları kabuk ve kabuğa yakın yerlerde bulunduğu için, sebze ve meyveler soyulmadan yenmeli.

Diyete ilave olarak mutlaka spor da yapılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü en çok tempolu yürümeyi önermektedir. Bunun dışında; çok hafif tempoda koşma, bisiklete binme, yüzme, tenis, aerobik ve jimnastik tarzı kalbi çalıştıran sporlar yapılması da uygun görülmektedir. Başarılı bir zayıflama diyeti, vücuda alınan kalori ile vücuttan atılan kalorinin hesap edilip, yemek yeme düzeninin ona göre kurulmasından geçer. Vücuda alınan kalori vücudunuzun yaktığından daha az ise zaman içinde vücuttaki yağlar yakılmaya başlanacak ve bu da kilo kaybıyla sonuçlanacaktır.
Günlük aldığınız kalori miktarı, harcadığınız kalori miktarından 500 kalori eksik olduğu takdirde, 1 haftanın sonunda 454 gr. yağ yakmış olursunuz.”

Programdan kısa notlar:
*Kilo vermek için diyete başlayanlar koruma diyeti yapmadan ayrıldıkları için verilen kilolar hızla ve fazlasıyla geri alınabilmektedir.
*Sıkı bir sporla zayıflayan insanlarda ise spor yapma bırakıldığında kaslarda yağlanma artmaktadır.
*Kilolu doğan çocukların genelde yağ hücreleri fazla olmakta, bir çoğunun genetik şifrelerinde obezite taşıdığı tesbit edilmektedir. Böyle çocuklar ilk fark edildiği andan itibaren diyetisyen kontrolüne girmelidir. Annelerin çocuklarını yanlış yedirme alışkanlıkları da çocuklarda yağ hücrelerini artırmaktadır.
*Sürekli ilaç kullanımı –şeker hastalığı ilaçları, kalp-tansiyon ilaçları, anti-depresanlar-, hormanal hastalıklar kilo alımını artırmaktadır.
*Kız bebekler göbeklerinde %20 oranında yağ fazlasıyla doğar. Bu onların ileride doğum yapacağı gerçeğiyle ilgilidir.
Normal doğum yapan kadınların göbekleri sezeryanla doğum yapan kadınların göbeklerinden daha çabuk erimektedir.
*Süt veren annelerin enerji döngüsü daha fazla olduğu için daha kolay kilo vermekte ve verilen kiloyu koruyabilmektedirler.
Ancak sütü artırmak için bilinçsiz beslenme kilo alımını artırmaktadır. Aslında sütü artıran en temel gıda “su”dur.
*Çayın kanserden koruyucu etkisi olmasına rağmen fazla içilen çay kilo vermeyi zorlaştırmakta ve vücuttan atılması gereken bazı zararlı maddeleri tutucu işlev görmektedir. Ayrıca çayın kansızlık ve kalsiyum eksikliği gibi yan etkileri de vardır.
*Yeşil çayın metabolizmayı artırıcı etkisi vardır.
*B vitaminleri de kilo alımını kolaylaştırmakla birlikte strese ve kaslara iyi geldiği de bilinmektedir.
*Kilo vermeyi abartmamak da önemlidir. Belli bir kilonun altına düşüldüğünde sinirlerin zayıflaması sonucu psikiyatr ya da nörologlara gitmeyi zorunlu kılacak semptomlar da ortaya çıkabilmektedir.

Önceki Yazı

Hacamat

Sonraki Yazı

Holistik Tıp

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir