“Kadın Olmanın Günahı” Belgesel Söyleşisi

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

8 Mart 2019

Ümran Safter – Yaprak Zihnioğlu

Ümran Safter

“Kadın Olmanın Günahı” belgeselini çekme serüvenimiz Yaprak Hanım’ın “Kadınsız İnkılap” kitabıyla tanışmam ve Yıldıray Oğur’un Türkiye Gazetesi’ndeki Nezihe Muhiddin ile ilgili ilginç makalesini okumamla başladı. Kitap da makale de çok etkileyiciydi. Fakat bu konudan belgesel olur mu olmaz mı kısmında tereddütler vardı çünkü elimizde hiç görüntü yoktu. Nezihe Muhiddin ile ilgili toplamda sadece üç fotoğraf vardı, bu sebeple bir animatörle çalışmaya karar verdik. Filmimizi projelendirip bakanlıktan kısmen de olsa bir fon alıp, hazırlıklarımıza başladık. Yaprak Hanım da hep bizimle oldular. Animatör arkadaşımız da sıkı bir feministti, o da hikayeyi çok sevdi. Kapanış müziği için Sezen Aksu ile görüşüp iznini aldık. Küçük bir ekip, dar bir bütçeyle bu işe giriştik ve ortaya bu film çıktı. Sofya Film Festivalinde gösterimi oldu. Halen de festivallerde, üniversite ve kadın kuruluşlarında gösterimlerimiz devam etmekte.

Filmi çekerken bazı kesimlerden tepki gelebilir düşüncesine girmemeye çalıştık. Güncel siyasete, kutuplaşmalara karışmadan sadece Nezihe Muhiddin’in yaşadığı dönem nasıldı ve o neler yaşadı kısmına odaklanmaya çalıştık.

Filmi izleyen birçok genç üniversiteli kız ve seküler kadınlar konu karşısında şaşırdılar. Osmanlı’da kadın hareketi genelde çok bilinen bir konu değil. Kadın hareketinin genelde 1935’te başladığı düşünülüyor. Osmanlı’da kadın için evlerin içinde sosyal ve kamusal alanda olmayan bir kadın algısı var. Halbuki Fatma Aliye gibi kadınlar var, dergiler çıkarıyorlar, 30-40 tane yayın var. Dünyaya paralel olarak müthiş bir hareketlilik var. Yani aslında filmle beraber bazı ezberler de bozulmuş oluyor ki bu bizim adımıza çok mutluluk verici.

Dönemin kadın hareketindeki kadınlar genelde orta sınıftanlar. Hepsi zengin ailelerin, yalılarda oturan, mürebbiyelerle büyüyen, 3-4 dil konuşan kızları. Refah içindeler fakat Batılılar gibi giyinmek, kamusal alanda daha çok görünmek istiyorlar. Kendi sınıfları açısından talepleri ve bunların da karşılığı olarak dünyada zaten bir cumhuriyet akımı var. Bütün taleplerinin cumhuriyetle karşılanacağını düşünüyorlar. Nezihe Muhiddin de benim çıkarsamama göre başından sonuna cumhuriyet projesine gönülden bağlı. Fakat Cumhuriyet de Osmanlı’dan miras kalan kadınları görmek, ön plana çıkmak istemiyor.

Yaprak Zihnioğlu

Kadın kimliği açısından, kadınların nüfusa oranını da dikkate aldığımızda, o dönemki hareketin bugün karşımıza çıktığını tahayyül edemiyorum.

Türk Kadınlar Birliği Başkanı Sema Kendirci de o dönemde Kadın Birliği aktivistlerin önlerinin kesildiğini belirtir. Hareket tabandan gelen bir hareketti, feministlerden oluşan bir baskı grubuydu ve Birliğin Diyarbakır dahil on beş kadar şehirde şubeleri vardı. Bu örgütlenme o dönem iktidarı ve erkekler için korkutucu bir hal almıştı. İdeolojik bir ayrımdı bu.

Kadın sorunu toplumu diyagonal olarak, köşeden köşeye bütün sınıfları, katmanları, inançları, ideolojileri keser. Bunun da nedeni erkek egemenliğidir. Çünkü erkekler kendilerine üstünlük sağlayan, ayrıcalıklı sistemin devamından yanadırlar.

Burada kitabım ve etkileri hakkında değinmek istediğim bir konu var: Kitabın yayınlanmasından sonraki yıllarda bir algılama sorunu olarak Latife Bekir Çeyrekbaşı’na ilişkin değerlendirmelerde yanlışlarla çok sık karşılaştım. Latife Bekir kime sorulsa sevilmeyen, entrikacı bir kadın olarak anılıyor, Nezihe Muhiddin’le kavgaları anlatılıyor, komplo kurduğu düşünülüyor. Fakat gerçek öyle değil ve kendisine haksızlık edildiğini düşünüyorum. Bu algıya çok açık olmayan ifadelerle ben de katkıda bulunmuş olabilirim. Bugün de bakıldığında basın kadınlar arasındaki rekabeti körüklüyor, çünkü yöneticileri erkek. Nezihe Muhiddin zorla Kadın Birliği başkanlığından uzaklaştırıldığında Birlik bir şekilde yoluna devam etmek zorundaydı. Nezihe Muhiddin öne çıkan bir figür olduğundan iktidar tarafından indirilmek istendi. Ona yapıldığında tüm aydın kadınlar gerileyecekti. Bu sebeple kendisi seçilmiş bir figürdü. Gerçekten de bağımsız ve kimseye boyun eğmemiş biriydi. Serbest Cumhuriyet Fırkası’na girmesinin nedeni de kadınlar yönünden siyaseti değiştirmek içindi. Aslında hiçbir siyasi gruba dahil değildi. Kendisine yapılan haksızlıklardan sonra dahi Kadın Birliği’nin devam etmesini her şeye rağmen istiyordu, bazen bazı uygulamalarına sinirlendiği oluyordu basın da hemen bunu yakalayıp kavga ediyorlarmış gibi lanse ediyordu. Bu yayınlarındeğersizleştirme amaçlı,bilerek ve isteyerek abartılı olarak yapıldığınıdüşünüyorum. Basına hiç güvenmiyorum.

Ayrıca Takrir-i sükunun artçı etkileriyle o dönemde konuşmak pek kolay değildi. Çeyrekbaşı’nın da içinde olduğu Kadın Birliği’nin yöneticileri ne yapıp edip Birliği ayakta tutmak, dernek olarak kalmak yani kapatılmamak için daha ılımlı görünenbir strateji belirleyip kendilerini de koruyacak şekilde etkinliklerine devam etmek istediler. Fakat yine asıl gündemleri kadın haklarını savunmaktı.

Kadın Birliği sadece Nezihe Muhiddin’den ibaret değildi. Dönemin önde gelen aydın kadınları, yurdun İstanbul, Tokat, Amasya, Selanik gibi birçok yerinde derneklerde çalışmışlardı. Bu kadınlar örgütçü, deneyimli aktivistlerdi. II. Meşrutiyet döneminin kadın derneklerinin programları iki kısımdı. Birinci amaç savaş dönemlerinde şehit ailelerine, kız çocuklarına,kadınlara maddi manevi destek olmak, cephe gerisinde lojistik destek vermekti. İkinci amaç ise kadın haklarıydı; insan gibi addedilmek, okullara girebilmek, meslek sahibi olabilmek, oy vermek için mücadele ettiler. Kısacası erkeklerle eşit olmak istiyorlardı. Fakat bu taleplerine hiçbir cevap alamadılar. Savaşları beklediler, irtica tehlikesi var dendi onun geçmesini beklediler. II. Meşrutiyette de haklarını alamayınca yeni sistem olan Cumhuriyetin feyzinden yararlanmayı umdular. Yeni yapılacak yasalara kadınlar lehine müdahil olmak istediler.

Birliğin sonraki başkanı Latife Bekir Çeyrekbaşı, Nezihe Hanım’ı takdir ederdi, üstelik yakınıydı. Nezihe Muhiddin’le ilgili sadece Saime Eraslan’ın hoş olmayan iddiaları vardır ki, görebildiğim kadarıyla kendisinin dernekte etkisi yoktu. Yönetim kuruluna seçilmediği gibi dernekten de bir bakıma dışlanmıştı. Aşırı tepkiler veren bir kadındı. Onun neden böyle davrandığı ayrı bir araştırma konusu olabilir.

Nezihe Muhiddin’in eşiyle ilgili çok fazla bilgiye sahip değiliz. Taha Toros’tan aldığım bilgilere göre eşiyle arası pek iyi değil. Fakat bu filmin çekimi sırasında yakınlaştığımız Mizyal Karaçam’ın bana gösterdiği bir fotoğrafta Türk Kadınlar Birliği’nin idare heyetinde Nezihe Muhiddin ve arkasında da eşi görünüyor. Nezihe Hanımın anne tarafından üçüncü kuşak akrabası Prof. MizyalKaraçam’ın bana aktardığına göre eşi Memduh Tepedelenligil kendisini her bakımdan destekliyor. Mizyal Hanım şimdi hem tarihçi hem de ailenin bir üyesi olarak bir Nezihe Muhiddin biyografisi yazıyor, böylece yıllardır beklediğimiz bilgilere kavuşabileceğiz.

Ben kitabımda esas olarak 1923-1927 yıllarını inceledim ve 1927-1935 arasında Birliğin faaliyetleriniçalışma fırsatı bulamadım,bu yılları özet olarak yazdım. Bu özet bölüm Latife Bekir Hanım hakkında yanlış bir algıya neden oldu. Bundan sonra 1927’den Birliğin “kendini feshettiği” bana kalırsa kapatıldığı1935’e Kadın Birliği’nin faaliyetleri üzerine çalışmak ve gölgede kalan kadınları, mücadeleci ruhları, öncü insanlarıyazmak istiyorum. Hem cumhuriyet tarihinehem de kadın tarihine daha derinlemesine bakmak istiyorum.

Kadın Birliği çok değerli bir dernekti. Nezihe Hanım derneğin kapanmasını istememiştir. Seniha Moralı, Müfide Ferit gibi isimler de en ağır şartlarda, baskı altında derneğin varlığını korumak, kadınlara ilişkin bir şeyler söylemek, kadın haklarını savunmak çabasında olmuşlardır.

Nezihe Muhiddin ile ilgili bir de yolsuzluk iddiaları vardır. Fakat yaptığım araştırmalarda, basında ya da herhangi bir yerde insanların Nezihe Muhiddin’in bunu yaptığına inanmadığını gördüm. Mizyal Hanım’ın bu filme katkılarıyla aile hayatı hakkında biraz daha aydınlandık. Nezihe Muhiddin zaten iyi bir aileden gelen, yalıda büyümüş, yanında uşakları ve şoförü olan bir kadın. Birliğin ayakta kalması için harcamalar, bağışlar yapıyor. Ve herkes bu gerçekleri biliyor ama hiç kimse iddialara karşı çıkamıyor dönemin sertliğinden. O dönem bir yıldırma politikası güdülüyor, öncü konumundaki insanlar içeri atılıyor, arkasındakiler de bir şeklinde geri çekiliyorlar. Nezihe Muhiddin de böyle seçilmiş birisiydi. Aslında bugün de aynı yöntemler uygulanıyor, çok sayıda insan bu nedenle hapishanelerde.

Nezihe Muhiddin’den sonra Kadın Birliği üyelerisözel olarak onun iddialarını taşımaya devam ettiler. Derneğin kapanmaması için mücadele ettiler. İstanbul’da Nisan 1935’de toplanan Arsıulusal Kadınlar Kongresinden sonra yabancı konuklarla birlikte Ankara’ya Gazi Mustafa Kemal’e gidip derneğin kapatılmamasını istediler fakat ikna edemediler. Latife Bekir de son ana kadar mücadele ediyor fakat basına verdiği demeçte biz zaten kapanmasını doğru buluyoruz, hükümetimiz kadın hakları için gerekli her şeyi yapmıştır şeklinde resmi söylemleri sürdürüyor. Otoriter dönemlere özgü direniş biçimleri bunlar.

Tüm bu mücadele içerisinde kadınlara destek olan bazı erkekler de mevcut. Bunlara aydınlanmacı erkekler diyebiliriz. Tek parti rejimine karşı olan demokratlar, liberaller, bir şekilde bu çemberin dışında kalan aydınlar, daha çok İstanbul’dakiler destek veriyorlar. Aslında iki tarafta da aydınlanmacı olmakla birlikte kadın konusunda çok muhafazakâr olanlar da var.

  Sonraki Yazı

Adım Adım Üsküdar Gezisi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir