İslam Estetiği

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Beşir AYVAZOĞLU

 

“17. yy sonlarından 18. yy başlarına kadar hemen hemen Avrupa’ nın içine uzanan ve üstünlüğüyle, zerafetiyle tebarüz etmiş bir medeniyet olan Osmanlı, kendine o kadar güveniyordu ki adını “Devlet-i ebed müddet” koymuştu, yani ebediyete kadar yaşayacaktı.

 

15. ve 16. yy da dünyada neler olduğunu yakından takib ettiği halde kendine aşırı güven duymasından dolayı 17. yy da içe döndü ve Avrupa’ daki gelişmelerin cereyan ettiği bu önemli asırda büyük bir kayıpla karşı karşıya kaldı. Çünkü artık Batı, sanayi devrimi sonrası teknolojik, askeri ve ekonomik üstünlük sağlamış ve neticede Müslüman aydınlar kaçınılmaz bir biçimde kendi kültürlerini Batıyla karşılaştırmak zorunda kalmışlardı. Fakat burada üstünlüklerin sebeplerini araştırmak, sorgulamak yerine onlarla doğrudan bağlantısı olmayan bir takım tezahürlerin peşine düştüler. Böylece bizim toplumumuza şekil veren mevcut güzellikler ve seçkin İslam kültürü yavaş yavaş tahribata uğratıldı.

İşte böyle bir yol ayrımına gelinceye kadar bizim de estetik dünyamız ve o dünyayı inşa eden sanatkarlarımız ve kurumlarımız vardı. Her kurumun olduğu gibi bu kurumların da dayandığı bir takım temel prensipler bulunmaktaydı. Tabiidir ki bunlar büyük ölçüde İslam’ın temel prensiplerine dayanıyordu.

Kur’an-ı Kerim’ de bir estetik teorisinin bulunduğunu düşünmek yanlıştır, nasıl sanat yapılacağı hususunda teferruatlı ölçüler vermez. Siz ancak Kur’an-ı Kerim’ de bulunan temel ilkeler üzerinden yeni bir estetik inşa edebilirsiniz. Nitekim öyle de olmuştur. Çünkü İslam sanatları Kur’an-ı Kerim’ in getirdiği tevhid anlayışı üzerine bina edilmiştir.

Müslümanlar için her alanda olduğu gibi bu alanda da tevhid prensibi çok önemlidir. Bir sanatkar orijinal bir eseri ortaya koyma sürecini “yaratmak” kavramıyla ifadelendirebilir. Yanlış olan Allah’ ın yarattığı manada, O’ nu taklit edercesine, kendini bir bakıma O’ nun yerine koyma anlayışıdır ki tevhid prensibine aykırı olan böyle bir yaklaşımdır. Dış dünyayı o tarzda yeniden üretmeye kalkışmak Müslüman sanatkarın, putperestliğe düşme kaygısıyla kabullenemediği bir nokta olmuştur ve buna bağlı olarak yeni bir estetik geliştirmeye başlamıştır.

Fakat o büyük birikimin hiç bir kültür ve medeniyetten faydalanmadan sadece bu prensipler üzerine bina edildiğini düşünürsek yanlışlık yapmış oluruz. Biliyorsunuz ki İslam, Hz. Peygamber’ den sonra büyük bir hızla yayıldı. Bu arada Sasani, Hint, Roma vs. gelenekleriyle karşılaştı ve bunlardan bir çok alanda olduğu gibi estetik alanında da veriler aldı. Sonra zamanla bu verileri kendi dünya görüşleri ve prensipleri istikametinde yorumladı.

Dış dünyaya, tabiata ayna tutmak manasına gelen “mimesis” Müslümanların kabul edemedikleri bir tarzdır çünkü mimesis dış dünyayı taklit etmektir. Müslümanlar buna prensip olarak karşı çıktıkları için bunun yerine soyutlamayı koymuşlardır. Zaten İslami prensiplere baktığınız zaman -mesela namaz kılınan yerde canlı mahlukat bulunmaması gibi- insanı soyuta yönelttiğini görürsünüz. Çünkü sanatkarın hedefi dış dünyanın benzerini yapmak, büyük abideler dikmek değil, görünen bu varlıkların arkasındaki görünmeyene “Mutlak Hakikat” e ulaşmaktır.

Orijinal ve güzel bir eseri ortaya koymak, bunun için uğraşmak insanın yaradılışında bulunan, içinden gelen bir şeydir. Müslümanların temel prensiplere bağlı kalarak geliştirdikleri sanat tarzı olan soyutlama, dış dünyadaki eşyanın sadece temel çizgilerini yakalama esasına dayanan bir anlayıştır. Soyutlamada eser o kadar sadeleştiriliyor ve stilize ediliyor ki dış dünyanın şekillerine benzemiyor fakat hatırlatılıyordu.

Kültürümüzde yer alan minyatür de, üç boyutlu dünyayı iki boyutlu satıhta yine iki boyutlu gösterme çabasıyla oluşmuştur. Oysa rönesanstan sonra Batı’daki resmin temel özelliği perspektif kaidelerine uymasıdır, yani iki boyutlu satıhta dış dünyayı üç boyutlu gibi gösterecek şekilde resim yapma sanatıdır. Bunlar aslında Müslümanların yabancı olmadığı ve düşünebilecekleri şeylerdi. Fakat böyle uygulanmadı, çünkü minyatüre baktığınızda mesela dağın arkasındaki insanın görünmesi kendine göre bir estetik kaygısının ve arkasında başka bir dünya görüşünün, bir felsefenin olduğunu size anlatır.  Bu ise bir bakıma üç boyutlu dış dünyanın kendi kanunlarından uzaklaştırılması “Mutlak Kanuniyet” e ulaşma çabasıdır.

Öte yandan bir de yazı sanatı vardır.

Hz. Peygamber dönemindeki Arap harflerinin hatları geometrik denilecek şekilde çok keskin iken çeşitli yazı karakterleri oluşturularak yavaş yavaş yuvarlaklaştırıldı. Bu sanat üzerinde çok çalışılarak öyle bir elastikiyet kazandırıldı ki o harfler aslını kaybetmeden birbirinden farklı binlerce kompozisyon içerisinde yer alabildi. Böylece hat sanatının doğmasına kapı açan süreç başladı ve Osmanlı döneminde en yüksek seviyesine ulaştı.

Kültürümüz son 40-50 yıl içinde büyük bir köylüleşme süreci yaşadı. Çünkü batılılaşma sürecinde Osmanlı kültürü tahrip olduğu, sonraki dönemlerde de o kültürü üreten kurum ortadan kalktığı için İstanbul’ a gelen insanlar kendilerini kuşatan bir kültür içine giremediler. Onun yerine yozlaşmış, şekil verme hususiyetlerini kaybetmiş bir kültürle karşı karşıya kaldılar. Bu göçler çok hızlı olduğu için İslam medeniyetinin tarihinden süzülüp gelen kültürler bu yeni nüfusu kuşatacak yerde yeni nüfuslar İstanbul’ u kuşattı. Bu sıkıntılar sonraları diğer şehirlere de ulaştı. Göç ederek şehre gelmiş ve yaşamaya, ayakta durmaya çalışan insan için köşe başında duran ve 19. yy’ dan kalma bir çeşmenin önemi yoktur. O çeşmeyi yıkarak oraya bir gecekondu dikmek daha karlı bir iştir.

Şehir medeniyetini kaybetmiş olmamızdan ve daha bir çok sebepten dolayı böyle bir medeniyetin ürünlerini son 30-40 yıl içinde yağmaladık. Korkarım böyle giderse her biri birer damga olabilecek ve bu topraklarda yaşadığımızı ıspat edecek eser bulamayacağız.

Medeniyet, Medine ile aynı köktendir. Köyden gelen kültürün ve köylünün yeniden şehirleşmesiyle, şehirli (medeni) hale gelmesiyle o medeniyet kendi sanatını tekrar üretecektir.

Not: Programın özeti, deşifre üzerinden hazırlanmıştır.

Hazırlayan: Özer Çelebi

 

 

Önceki Yazı

Tasavvuf Nedir

Sonraki Yazı

Kur’an’da İnsan Hakları

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir