Toplumun en hassas dinamiklerinden biri olan aile ve eş ilişkilerinde yaşanan şiddet olgusu, yüzeysel ve tek tip yaklaşımlarla çözülemeyecek kadar karmaşık bir sorundur.
Prof. Dr. Medaim Yanık ile Aile Atölyemizin dördüncü ve son dersinde, şiddet olgusunun dinamiklerini anlamak ve olası çözümler sunmak amacıyla Sümeyra Hafızoğlu ile birlikte kaleme almış olduğu Eşim Tehlikeli mi? Eş İlişkisinde Güvenlik Değerlendirme Rehberi kitabı üzerine konuştuk.
Dr. Yanık’ın temel argümanı, şiddetin homojen bir olgu olmadığı ve farklı kök nedenlere dayanan şiddet türlerinin, birbirinden tamamen farklı müdahale yöntemleri gerektirdiğidir. Bu yaklaşım, kamusal tartışmaları domine eden “şiddet varsa hemen boşan” ile “yuva yıkılmasın, sabret” şeklindeki tehlikeli ikilemin ötesine geçen kritik bir tanı aracı sunmaktadır. Dr. Yanık’ın sorduğu “Bu kolay boşanmaya ya daölüme giden yolu nasıl ayırt edebiliriz?” sorusu, analizinin merkezini oluşturur. Geliştirdiği piramit modeli, sadece bir sınıflandırma sistemi değil, aynı zamanda hem bireylerin hem de kurumların doğru kararları alabilmesi için hayati bir stratejik karar verme çerçevesidir.
Genel Yaklaşımların Yetersizliği: Neden “Tek Tip” Çözüm İşe Yaramıyor?
İlişkilerde şiddetle mücadele dendiğinde akla ilk gelen yöntemlerden biri, geniş kitlelere yönelik farkındalık kampanyalarıdır. Ancak Dr. Medaim Yanık’ın klinik tecrübelerine dayanan analizi, bu “billboard” tipi yaklaşımların neden belirli ve en tehlikeli şiddet türleri karşısında etkisiz kaldığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tespit, şiddetle mücadele stratejilerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteren kritik bir eşiktir.
Dr. Yanık, bu genel kampanyaların yalnızca belirli bir şiddet türünde, yani eşler arası “itişip kakışma” olarak tanımlanan ve daha çok ilişki dinamiğinden kaynaklanan vakalarda işe yaradığını belirtmektedir. Ancak ölümcül risk taşıyan diğer gruplar için durum tamamen farklıdır. Dr. Yanık bu durumu şu ifadelerle özetlemektedir:
“Antisosyalileri [psikopatları] etkilemede, astığınız kadınlara yönelik billboardlar hiçbir işe yaramaz arkadaşlar. Bu iki grubun [psikopatlar ve ağır ruhsal hastalığı olanlar] ruhuna dahi işlemez. Bunlarla mücadele etmek istiyorsak en etkili yöntem yüksek güvenlikli psikiyatri hastaneleridir.”
Dr. Yanık’ın eleştirisi, soruna dair sistemik bir yanlış anlaşılmaya işaret etmektedir. Bu stratejik hatanın boyutu, şiddet piramidi modeli anlaşıldığında daha da netleşmektedir: Mevcut kampanyalar, yalnızca piramidin tabanında yer alan, sayıca en kalabalık ancak en düşük ölümcül riski taşıyan gruba etki etmektedir. Piramidin zirvesindeki en ölümcül riskler ise bu yöntemlerle tamamen göz ardı edilmektedir. Bu tespitin stratejik anlamı büyüktür: Etkisiz yöntemlere kaynak ayırmak, yalnızca israfa yol açmaz, aynı zamanda toplumun en savunmasız kesimlerini korumasız bırakma tehlikesi taşır. Dr. Yanık’ın sunduğu risk değerlendirme modeli, tam olarak bu boşluğu doldurarak, hangi şiddet türüne hangi müdahalenin gerekli olduğunu gösteren bir yol haritası sunmaktadır.
Şiddet Riski Değerlendirmesi: Altı Kategorili Piramit Modeli
Dr. Medaim Yanık tarafından geliştirilen piramit modeli, şiddet vakalarını tehlike seviyelerine göre sınıflandıran analitik bir çerçeve sunar. Model, tabanında en sık rastlanan ve terapi ile çözülebilen “itişip kakışma” vakalarını barındırırken, zirveye doğru daraldıkça antisosyal kişilik bozukluğu ve namus cinayetleri gibi hem daha nadir görülen hem de ölümcül riski en yüksek olan kategorilere ulaşır.
Zirvedeki Tehlike: Namus Cinayetleri
Piramidin en tepesinde, en yüksek ölümcül riski taşıyan “namus cinayetleri” yer almaktadır. Dr. Yanık, bu şiddet türünü analiz ederken “namus” kavramını meşru bir değer olarak ele aldığını, ancak bu değer adına bireyin kendi cezasını kesmesinin gayrimeşru ve kabul edilemez olduğunu kesin bir dille ayırdığının altını çizmektedir. Bu şiddet türü genellikle iki şekilde ortaya çıkar: töre cinayetleri (ailenin onayı dışındaki birliktelikler) ve daha yaygın olarak görülen aldatma sonrası şiddet. Bir aldatılma vakasına tepki olarak ortaya çıkan bu durumda, failin kişiliğine ve tepki biçimine göre risk seviyesi değişse de, ölümcül bir şiddet potansiyeli her zaman mevcuttur.
* Önerilen Müdahale: Bu gibi durumlarda en temel ve acil strateji, durumu rasyonel bir zeminde tartışmaya çalışmak değil, potansiyel kurbanın derhal ortamdan uzaklaşmasıdır. “Kaç kurtul, sığın, aileni devreye sok” mesajı, bu kategorideki vakalar için hayat kurtarıcı bir tedbirdir.
Değişmeyen Profil: Antisosyal Kişilik Bozukluğu (Psikopati)
Toplumun yaklaşık %1’ini oluşturan antisosyal kişilik bozukluğuna sahip bireyler (psikopatlar), şiddet risk piramidinin en tehlikeli gruplarından biridir. Dr. Yanık’a göre bu durumun iki temel kökeni vardır: biyolojik yatkınlık ve ağır travmatik yaşantılar. Bu bireyler adeta birer “şiddet makinesi” gibi hareket ederler, vicdan duygusundan yoksundurlar, eylemlerinden pişmanlık duymazlar ve psikoterapiye yanıt vermezler. Sokaklarda görülen tiplerinin yanı sıra, ekonomik suçlara karışan eğitimli ve zeki “beyaz yakalı psikopatlar” da mevcuttur.
* Önerilen Müdahale: Sosyal kampanyalar bu grup üzerinde tamamen etkisizdir. Dr. Yanık’a göre bu bireylerle mücadele için tek etkili yöntem, adli sistem ve yüksek güvenlikli psikiyatri hastaneleri aracılığıyla toplumdan izole edilmeleridir. Bu, bir tedavi değil, toplumu korumaya yönelik bir tecrit önlemidir.
Tedavi Edilmemiş Ağır Ruhsal Hastalıklar
Şizofreni, bipolar bozukluk ve hezeyanlı bozukluk gibi ağır ruhsal hastalıklar, şiddetle doğrudan eş anlamlı değildir. Risk, bu hastalıkların tedavi edilmediği veya kontrol altına alınamadığı akut alevlenme dönemlerinde ortaya çıkar. Örneğin, hezeyanlı bozukluğa sahip bir kişi, eşinin kendisini aldattığına dair gerçek dışı bir sanrıya kapılarak şiddete yönelebilir. Benzer şekilde, şizofreni hastası bir birey, kendisine zarar verilmesini emreden sesler (işitsel halüsinasyonlar) duyarak en yakınındaki kişiye saldırabilir.
* Önerilen Müdahale: Bu gruptaki bireyler de sosyal mesajlardan etkilenmezler. Çözüm, proaktif ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımlarındadır. Bu hastaların evlerinde ziyaret edilerek tedavilerinin yapıldığı “Toplum Temelli Ruh Sağlığı” modeli gibi sistemlerin yaygınlaştırılması, bu tür şiddet vakalarını önlemenin en etkili yoludur.
Tetikleyici Faktör: Alkol ve Madde Bağımlılığı
Bazı bireyler normal yaşamlarında sakin ve makul bir yapıya sahipken, alkol veya madde etkisi altına girdiklerinde tamamen farklı bir kişiliğe bürünerek agresifleşebilirler. Bu durumda şiddet, kişinin karakterinden ziyade, maddenin beyindeki kontrol mekanizmalarını ortadan kaldırmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu durum, hem eş hem de çocuklar için travmatik bir ortam yaratır.
* Önerilen Müdahale: Bu vakalarda çözüm, şiddetin nedenini ortadan kaldırmaktır. Yapılması gereken, kişinin alkol veya madde bağımlılığı tedavisi almasını sağlamaktır. Eğer kişi tedaviyi reddediyorsa, evliliği sonlandırmak ciddi bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.
Yapısal Sorun: Öfke Kontrol Problemleri
Toplumun yaklaşık %3 ila %5’inde görülen öfke kontrol problemi, genellikle mizaçla ilişkili yapısal bir sorundur. Dr. Yanık bu durumu, “arabanın freninin patlaması” benzetmesiyle açıklar. Öfke anında mantık ve rasyonel düşünme yetisi tamamen devre dışı kalır ve kişi, sonrasında pişman olacağı yıkıcı eylemlerde bulunabilir. Bu kişiler de sosyal kampanyalardan sınırlı düzeyde etkilenir çünkü sorun, ahlaki bir seçimden çok, biyolojik bir tepkiselliktir.
* Önerilen Müdahale: Bu grup için en etkili çözüm, kişiye özel veya grup formatında verilecek olan profesyonel “öfke kontrolü eğitimleri”dir. Bu eğitimlerin bir beceri kazandırma süreci olduğu unutulmamalı ve toplumda yaygınlaştırılması için adımlar atılmalıdır.
En Yaygın Tür: İtişip Kakışma
Eşler arası şiddetin belki de %50’sini oluşturan bu en yaygın tür, piramidin tabanında yer alır. Bu kategorideki bireyler, bireysel olarak şiddete eğilimli veya psikopatolojik bir profile sahip değildirler. Şiddet, iki kişi arasındaki ilişki dinamiğindeki uyumsuzluktan, iletişim hatalarından ve çatışma çözme becerilerinin eksikliğinden kaynaklanır. Bir tarafın bir adım atması, diğerinin karşı bir adımla cevap vermesiyle başlayan gerilim, fiziksel temasa dönüşür.
* Önerilen Müdahale: Sosyal kampanyaların ve toplumsal mesajların en çok işe yaradığı grup budur. Bu bireyler, kadına yönelik şiddetin “kötü, aşağılık bir iş” olduğu mesajını içselleştirmeye açıktırlar. Bu nedenle, çift terapisi gibi profesyonel destek mekanizmalarına en yatkın olan ve en olumlu yanıtı veren gruptur.
Bu patolojileri anlamak, müdahale için kritik öneme sahiptir. Ancak Dr. Yanık’ın analizi, nihayetinde en güçlü stratejinin önleyici bir yaklaşım olduğunu savunmaktadır: Bu dinamiklerin en başta kök salmasını engelleyecek beceri ve farkındalıkla donatılmış ilişkiler inşa etmek. Bu süreç, temel seçimlerimizle ve geliştirdiğimiz yetkinliklerle başlar.
Piramidin Ötesinde: Ayrılık Sürecindeki “Cinnet” Vakaları ve Modelin Sınırları
Dr. Yanık’ın altı kategorili modeli güçlü bir çerçeve sunsa da, etkinlik sırasındaki tartışmalar modelin sınırlarını zorlayan bir başka kategoriye işaret etmektedir: Önceden belirgin bir şiddet geçmişi olmayan, ancak ayrılık gibi yoğun stres anlarında “cinnet” olarak tabir edilen bir kopuşla ölümcül şiddete başvuran bireyler. Yapılan çalışmaların, eşini öldüren faillerin önemli bir kısmının daha önce adli bir kaydının olmadığını ve çevreleri tarafından “normal” olarak görüldüğünü ortaya koyması bu durumu desteklemektedir. Türkiye’de her yıl gerçekleşen yaklaşık 140.000 boşanmaya karşılık, yaklaşık 500 kişinin bu süreçte öldürülmesi, bu spesifik risk grubunun varlığını göstermektedir. Bu vakalar, modelin bir zayıflığı olmaktan çok, mevcut çerçeveyi tamamlayan ve ayrılık sürecinin psikolojisine odaklanan daha ileri araştırmalara duyulan ihtiyacı ortaya koyan önemli bir veridir.
Sağlıklı İlişkilerin İnşası: Önleyici ve Güçlendirici Stratejiler
Şiddeti önlemenin ve riskleri en aza indirmenin en temel yolu, şüphesiz en başından sağlıklı ve bilinçli ilişkiler kurmaktır. Bu, hem doğru eş seçimi sürecini yönetmeyi hem de evliliği sürdürmek için gerekli becerileri kazanmayı içerir. Dr. Medaim Yanık’ın sunduğu tavsiyeler, bu iki kritik alanda somut bir yol haritası sunmaktadır.
Eş Seçimi Süreci: Sezgi, Akıl ve Gözlem
Dr. Yanık, evlilik öncesi tanışma süreci için aceleci kararlardan ve yetersiz gözlemlerden kaçınan, sezgi ve aklı birleştiren çok aşamalı bir model önermektedir:
* İlk İzlenim Görüşmeleri: İlk 2-3 görüşmenin temel amacı, bir kriter listesini kontrol etmek değil, tamamen sezgiseldir: “Bir insanın yanında ne hissediyorsunuz?” Bu aşamada amaç, karşınızdaki kişinin yanında rahat mı, gergin mi, yoksa oradan kaçıp gitmek mi istediğinizi anlamaktır. Sezginin verdiği ilk sinyaller genellikle en doğrusudur.
* Yakından Tanıma Aşaması: Sezgisel olarak olumlu bir izlenim edinildiyse, daha spontane etkileşimlere izin verilen bu aşamaya geçilir. Bu dönemde amaç, kişinin farklı durumlardaki tepkilerini görmek, duygusal seyrini gözlemlemek ve daha derin bir tanıma süreci yaşamaktır.
* Değerlendirme ve Karar: Bu süreçte, sizi ve karşınızdaki kişiyi tanıyan güvendiğiniz bir dış gözlemcinin (aile, yakın arkadaşlar) fikrine başvurmak önemlidir. Gerekirse referans araştırması yapılabilir. Bu veriler ışığında, genellikle 4 ila 6 aylık bir sürenin sonunda sağlıklı bir evet veya hayır kararına varılabilir.
Evliliği Sürdürme Becerileri: Yedi Temel İlke
Doğru bir eş seçimi kadar önemli olan bir diğer konu da evliliği canlı ve sağlıklı tutacak becerilere sahip olmaktır. Dr. Yanık, mutlu bir evliliği sürdürmek için yedi temel ilkenin altını çizmektedir:
1. Pozitif Bakışı Korumak: Eşin olumsuz yönlerine değil, iyi taraflarına ve evliliğin güzel anılarına odaklanarak genel bakış açısını pozitif tutmak.
2. Mizaç Farklılıklarını Yönetmek: Eşlerin farklı mizaç özelliklerine sahip olmasının doğal olduğunu kabul etmek ve bu farklılıkları bir çatışma kaynağı olmaktan çıkarıp bir zenginlik olarak yönetebilmek.
3. Yıkıcı Kavgaları Durdurmak: Her tartışmanın yıkıcı bir kavgaya dönüşmesini engellemek. Tartışma kontrolden çıkmaya başladığında “mola tekniği” gibi yöntemlerle süreci yönetme becerisi kazanmak.
4. Hızlı Barışabilmek: Kavgalardan sonra küslük sürecini uzatmamak ve barışma becerisini geliştirerek ilişkiyi onarmak.
5. Cinsel Hayatı Canlı Tutmak: Evliliğin sıcak ve birleştirici bir unsuru olan cinsel hayatın devamlılığını sağlamak.
6. Ortak Meselelerde İdareci Olmak: Aileler, para yönetimi, ev işleri gibi ortak konularda inatlaşmak yerine müzakere, yardımlaşma ve idare etme becerisi göstermek.
7. Arkadaşlığı Sürdürmek: Ortak aktiviteler yapmak, sohbet etmek ve birlikte keyifli zaman geçirerek eşler arasındaki arkadaşlık bağını korumak.
Dr. Yanık’ın belirttiği gibi, “evlilik sürdürme becerisi, kiminle evlendiğinden bir tık daha üstün” bir öneme sahiptir. Zira doğru becerilerle donanmış eşler, karşılaştıkları zorlukları daha kolay aşarak ilişkilerini güçlendirebilirler.
Son tahlilde, Dr. Yanık’ın evliliğe dair “varoluşsal bir yolculukta yoldaşlık” perspektifi, meselenin nihai çözümünün nerede yattığını bizlere hatırlatmaktadır. Gerçek ve kalıcı çözüm, sadece ortaya çıkan patolojiyi yönetmekte değil, aynı zamanda en başından itibaren sağlıklı, bilinçli ve gerekli becerilerle donatılmış ilişkiler inşa etme sorumluluğunu toplumsal olarak üstlenmekte yatmaktadır. Bu, bireysel farkındalığın ötesine geçerek, aileyi ve toplumu korumaya yönelik kolektif bir çabayı zorunlu kılmaktadır.
Metni yayına hazırlayan: Zehra Kılıç

