Arayan Elbette Aradığını Bulur

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Dursun Ali Taşçı

17 Kasım 2009

“İster yavaş gitsin, ister acele koşsun; arayan elbette aradığını bulur.”
Acaba aradıklarımızı mı arıyoruz yoksa aradıklarımız bizi mi arıyor? Dünyada herhangi bir şeyi biz mi bulduk yoksa o mu bizi buldu? Ben yaptım, ben buldum deniyor, acaba böyle mi?

“Ey Hak yoluna düşen kişi! İstediğine iki elle sarıl. Çünkü istek iyi bir kılavuzdur.”
Allah istememizi murat etmeseydi biz hiçbir şey isteyemezdik. Onun için bulunduğumuz nokta önemlidir. Müslüman olmak demek, isteklerine kavuşan kişi olmak demektir. Dolayısıyla bulunduğumuz yer aslında istediğimiz yerdir. Eğer istemediğin bir yerdeysen, istediğin yere buradan geçilerek gidilebiliyorsa bulunduğun yerin sıkıntılarına katlanmalısın! Çünkü her güzelliğe, sıkıntılı yoldan ulaşılır.
Bir nimeti çok sıkıntıyla ele geçirmişsen, o nimet senin boyunu aşmaz.

Mutluluk Allah’la beraber hayata bakmaktır. O zaman dünyadan beklentileriniz kalmaz. Bu durum, dünyayı terk etmek anlamına gelmez. Dünyayı terkle, sizi sıkıştıracak, boğacak şeyi ortadan kaldırmış olursunuz. Sizi boğmayıp diriltiyorsa, dünya da ahiret de nimete dönüşür. Bütün mesele zihnin düzeltilmesi, imanın hayata geçirilmesi meselesidir. Zihninizi sonsuzluğa ayarlarsınız, zihniniz Allah’la birlikte olursa, o zihni aldatacak hiçbir şey kalmaz.

O zihin, Allah dışında hiçbir şeyle mutlu olmaz. Dünyada can dahil kaybedecek hiçbir şeyimiz yoksa inanın üstesinden gelmişsiniz demektir. Canınız dahil sahip olduğunuz her şeyi terk ettiğinizde, tüm emanetler sahibine gidecek. O zaman üzülmeye bir neden kalmayacak. Kahredici bir üzüntü yoktur artık. Çile vardır. Çile, suyun dibine çökmüş olan ve altta duran nohutun pişerek en sonunda üste çıkmasıdır. İnsan da pişer, pişer sonra yenir. Dostluğumuzu öyle insanlarla kurarsak bize faydası olur. Tabii ki etrafımızdaki insanları küçük görmeden, ‘en kötüsü bile benden üstündür’ düşüncesiyle yaşayacağız. Allah sizi böyle inandığınız sürece sever, sevdiğini meleklere duyurur, melekler bu düşüncenizi insanların kalbine ilka eder. İnsanlar da sizi sever -sevmeye layık insanlar sizi sever- yoksa içinde nefret olanların sizi sevmesi, boğma anlamına gelir.

Gerçek sevgiyi iç dünyasında büyütüp de sevgiyle haşır neşir olan insan sizi severse bir anlam ifade eder.

“Ne olursan ol, O’nun kapısında ol. O’na doğru sürün. O’nu yani Allah’ı ara. Bazen söz söyleyerek, bazen susarak, bazen koklayarak, bazen tutarak her taraftan O Hakikat Padişah’ının feyz kokusunu almaya çalış.”
Mesela abdest alırken burnumuza su çekiyoruz, o feyz kokusudur. Peygamberimiz (s.a) buyurmuştur; Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: “Gözümün nuru namaz, kadın ve güzel koku.”demiştir. Kadın şehvet anlamında değil bütünleşmek anlamında kullanılmıştır.

Kur’an müminler için şifa, kâfirler için hüsrandır. Bu ifade için Mevlana Hz. şöyle der: “Güneş, aynı güneştir. Ama gülyağına vurduğu zaman, onu ne güzel kokutur. O zaman güneşin suçu yok.” Sendeki birleşimdir önemli olan. İslam, bir güneş gibidir. O güneş müşrik birine vurursa onu kokutur. Müslüman’a vurduğunda ise bambaşka.

Kuran’da: “Müşrikler pisliktir” diye geçmektedir. Mümin, hor görmek açısından değil ama müşriklere karşı izzetli olmak zorundadır. Allah’ın pislik dediğini sen getirip padişah koltuğuna oturtursan sıkıntı olur. Allah dünyada da ahirette de izzeti Müslümanlara vermiştir. Bu çok önemlidir. Dünyayı yöneten, gerçek manada müminse, o zaman dünyada huzur olur. Niye? Çünkü o, yaratılış sırrını biliyor da ondan.

Dünyada gerçek manada değer; Allah’ın bizim için yarattığı sistemdir. Allah’ın bizim hayatımız için koyduğu sisteme rağmen hayat süreceksek, o hayat bize gülmez. Biz de o hayatta gülemeyiz. Sisteme uyduğumuz zaman bizi ısıtır, ışıldatır. İnsan iç dünyasında da Allah’ın sistemiyle ısınır. O zaman her şey dengede, yerli yerinde olur. Bunu anlayarak yaşarsak hayat müthiş bir şekilde önümüze halısını döşer. Hayatın döşediği halı üzerinden sarayınıza doğru gidersiniz. Halıya takılırsanız saray elinizden gider.

“Yakup (a.s.), oğullarına Yusuf (a.s.)’u haddinden fazla, yani çok arayınız dedi.”
Yani, duygunuzu, gözünüzü, kulağınızı bu aramaya veriniz. Hayata ısrar ederseniz hayat kapısını açar. Namaz da bir ısrardır. Hak bildiğimiz yolda ısrar etmek, onu başarmak anlamına gelir. Israr ettiğimiz şeyin hayatta mutlaka karşılığını alırız fakat Hakk’a uygun mu ona dikkat etmek lazımdır. İbadetlerde ısrar, adamı veli yapar. Kötülükte ısrar, adamı gerçek manada deli yapar.

“Her duygunuzu yani gözünüzü, kulağınızı bu aramaya verin ve onu bulacağız diye her tarafa koşun, onu arayın”
Bütün organlarınız, azalarınız Allah’ı arıyorsa senin Allah’ı bulmaman mümkün değil. Onun için ‘arayan Mevlasını da belasını da bulur’ derler.

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Oğlunu kaybetmiş bir baba gibi her tarafa gidin, her tarafta onu araştırın.”
Bizim aradığımız gerçek manada Allah ise dünyadaki hiçbir şey bizi istikametimizden çeviremez. Ve O’na yöneliriz. Bu bir kıvama girdikten sonra O sizin gören gözünüz, yürüyen ayağınız, tutan eliniz olur. İşte eğitim budur, Rabbanileşmek. O zaman sizin her şeyiniz hikmet olur. Siz artık sağlam bir çekirdek gibi yaşadığınız toprağa düşünce, orayı ormanlaştırırsınız. Etrafınız ağaçlarla donanır. Bataklık gibi olmaz.

Nice insanlar da düştükleri yeri bataklığa çevirirler. Kalp gözünüz açık olmadığı için onların arkasına kuyruk oluruz. Ormanı göremeyiz.

“Dört yana kulak verip O’nun sesini duymaya çalışın. Nereden güzel bir koku gelirse onu koklayın. Ne taraftan O’nun bildiğiniz kokusunu alırsanız oraya doğru yürüyün.”Gerçek ruh, misk kokusu gibidir. Ruhunuzda bir misk kokusu varsa bilin ki Rabbinizden gelir. Böylece, varlığın eşyaya yansımasını görürsünüz. Sâni olanın tecellilerini görürsünüz. Sanatkâr olursunuz. Gerçek sanat budur. O’nu bilmeyenin, sanatı bilmesi mümkün değildir.

 
 

“Çünkü bu dünyada gördüğün bütün bu hoşluklar bu güzellikler, iyilikler sonsuz bir deryadan sürüklenmektedir.”
Yani bütün güzellikler, sonsuzluk âlemindendir. Yani denizden bir damladır. Çünkü hadiste belirtildiği gibi Allah, yüz nimet yaratmıştır. Bir’i bu dünyada, doksan dokuzu ötededir. Ne kadar büyük ikram. Sadece yüzde biri, bütün dünyadaki nimetleri kuşatıyor.  Burası madem fanidir, bütün nimetler burada olmaz. Baki olan yerde olur.

“Sen cüz’ü bırak da Küll’e doğru yüksel. Küll’ü orada bul.”
Cüz, Küll’ün habercisidir derler. Gören göz olması gerekir. Bu yol, parçadan bütüne gidebileceğiniz yoldur ama zor bir metottur. Önce varlığı görüp her birinde Yaratan’ı hissederseniz ve yavaş yavaş oradan gelirseniz daha da oturur. Bazen basit bir şeyden yola çıkarak Allah’ı bulabilirsiniz.

“Yapraksız bulunmanın güzelliği, Tuba ağacının nişanıdır. Yani yoksulluk azığı, mutluluk belirtisidir.”
Cennetteki Tuba ağacı yapraksızdır. Oraya sizin dünyada yaptıklarınız asılacak, yaptıklarınızın karşılığı meyve olacaktır. Sizin kalbinize inmeyen dünya, cennette buradan gönderdiklerinizle süslenecektir. Siz burada ekeceksiniz.

“Hakkın hiddeti ve öfkesi, uzlaşmak içidir. Rahatı, tuzağa düşürecek olan rahatsızlıktır.  Barış isteyen, savaşı göze almalıdır. Her tokat, okşamak için vurulur. Her şikâyet, insana şükretmeyi anlatır.”
Her şikâyet, elinizden kaçırdığınız bir nimet içindir. Aslında size hamd etmeyi öğretir. Şükür nimetleri artırır. Nimet bulduğunuz zaman Allah’a şükredersiniz. Felakete uğradığınızda ise hamd edersiniz. Allah’a hamd felaketleri arttırmaz aksine o felaket olarak gördüğünüz şey, hamdle nimete dönüşür. O zaman müminin hiç kaybedecek bir şeyi olmaz inşallah.

“Zavallı insan, kendini gereği gibi bilemedi, tanıyamadı. Çok ötelerden, yücelerden, ezel âleminden geldi bu noksanlar âlemine, bu kirli dünyaya düştü.”
Sezai Karakoç; “Ey düşüşü olmayan yol. Ben sana talip değilim” demiştir. Âdem (a.s.) düştü. İyi ki düştü. Bu kader-i ilahidir. Ben düştüm diye bağırıyorsan Âdem’i bilmiyorsun demektir. Âdem şeytanla beraber düştü. Şeytan beni düşüren sensin dedi. Âdem düştü ve Rabbim! Ben yaptım, beni bağışla dedi. Siz de Adem gibi olmakla, Adem’e kardeş olursunuz. Hiçbir şey olmadığını anladığın zaman müthiş bir varlık olursun, onun farkında değilsin.
Benim dediğin hiçbir şey, senin değil. Nemrud “benim” dedi, sinekle yok oldu. İbrahim onun karşında Rabbimin dedi, düştüğü yerde gül bahçesi oldu.

“Allah seni bir avuç toprak iken nasıl insan yaptı. Bütün toprakları ve cansız zannettiğin şeyleri de böylece tanımak gerek.”
Cenab-ı Hakkı Tesbih ve Takdis etmeyen hiçbir şey yoktur. Kur’an’da buyrulduğu üzere, siz onların tesbihlerini, Allah’ı zikrini, anlayamazsınız. Her şey Allah’ı zikreder. Sen de zikrediyorsan, o zikir halinde olan her şeyle bütünleşiyorsun. O zaman hiçbir şey size sıkıntı vermez. İnsan iman etmekle bütün varlığının padişahı olur. İman etmemekle de bütün varlığın kulu kölesi olur.

Her şey öteki dünyada bizimle ilgili şahitlik yapacaktır.
“Rabbim hayretimi arttır!” Hayret, insanda heyecan yaratır/şevkini arttırır.

“Allah bize karşı gönderince Musa (a.s.)’ın asası gibi ejderha olurlar. Dağlar Davud’un sesine ses verir, onunla beraber ilahi okur, demir onun avucunda mum gibi yumuşardı. Rüzgâr Hz. Süleyman’a hamal olur, onu taşır. Deniz Musa’ya söz söyler, onunla konuşurdu. Ay Hz. Ahmed’in işaretini görür ve tam ortadan ikiye ayrılırdı. Nemrud’un ateşi İbrahim’e gül bahçesi olur.”
Hiçbir şey, hiçbir şeyden azade değildir. Biz Rabbimize bağımlı olduğumuzu idrak ettiğimiz zaman kul oluyoruz.    .

“Taş, Ahmed (a.s.)’e selam verir, dağ Yahya (a.s.)’ya söz söyler. Cansız gibi görünen varlıklar biz derler. Duyarız, işitiriz, görürüz, bakarız. Fakat sizin gibi namahremlere (anlayışsızlara) karşı susup durmaktadır.”
Mümin varlığa karşı, eşyaya karşı namahrem olmayandır. Sen gerçek müminsen, nabzını öyle tutuyorsan varlık kendini sana açar. Açmıyorsa bizde bir sıkıntı vardır. Biz namahremiz.

“Siz canlılar âlemine gidiniz de âlemin cüzlerinin tesbihlerini ve zikirlerini işitiniz.”
O zaman Süleyman (a.s) gibi hükmedersiniz. Mesafeler kalkar, istediğiniz zaman istediğiniz yerde olursunuz. Gaye Allah’tır. Gayetu İlahtır. Namaz da Allah için araçtır, her şey en sonunda Allah’a kavuşmak içindir. Biz gurbete geldik ve dönüyoruz. Burası gurbettir, gurbette vatan olmaz.

Yaradılışı hissetmek, keşfetmek, görmek ve yaşamaktır. Rabbim hepimize nasip etsin.

 

 

Hazırlayan: Ersel Karataş

 

{jcomments on}

 

 

Önceki Yazı

Beden Ülkesi

Sonraki Yazı

Hastalık ve Hasta Ziyareti

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir