Çalışmamızla İlgili Önemli Felsefi Kavramlar
Belit: Başka bir önermeye götürülemeyen ve kanıtlanamayan, böyle bir geri götürme ve kanıtı da gerektirmeyip, kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin temeli ve ön dayanağı olan temel önermeye belit, aksiyom ya da postulat denir. Ne türlü bir belitten yola çıkılırsa o türlü bir sonuca varılır. Belitlere dayanan bir felsefe, belitlerin yanlışlığı meydana çıkınca çöker.
Bilgelik (Hikmet): Bilgi edinme, idrak, görgü, sağduyu ve sezgisel anlayış ile birlikte bu hususiyetleri özümseyebilme ve uygulayabilme kapasitesi. Bilginin, sağgörülü ve muhakemeli mantık ile tatbiki.
Bilinç:
1) Kişinin kendisine, yaşantılarına, çevresine, öteki kişilere, bir bütün olarak içinde yaşadığı dünyaya ilişkin farkındalığı, yaşanan deneyimlerden kendiliğinden doğan kendinin farkında olma görüngüsü,
2) Öznenin duygularına, algılarına bilgilerine ve kavrayışlarına bağlı olarak kendini anlama, tanıma ya da bilme yetisi,
3) Bilme edimi ile bilinen içerik arasındaki ilişkiyi her ikisini de içerecek biçimde bir üst düzeyde kurabilme becerisi.
Diyalektik: Başlangıçta tartışma sanatı, ya da çelişkili yollardan muhataplarını ikna etme sanatı anlamına gelmektedir. Karşıtlıkları kullanarak gerçekleştirilen akıl yürütme biçimidir.
Kavram: Nesnel gerçekliğin insan beyninde yansıma biçimidir. Bundan ötürü de her kavram, doğrudan ya da dolaylı olarak nesnel gerçekliği içerir.
Etimoloji: Bir dildeki sözcüklerin kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır. Bir başka tabirle köken bilimi, bir kelimenin ya da dildeki benzer bir kullanımın gelişme sürecinin ilk ortaya çıkışından itibaren izlenmesi bilimidir.
Etik: felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır
Eskatoloji: Eskatoloji “son” anlamına gelen (Yunanca έσχατος) teoloji (dinbilim) terimidir. İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihini sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir.Birçok din, öğreti veya kültte dünyanın sonu gelecekte olacak bir olay olarak kutsal metin, mit veya folklorda belirtilir. Daha geniş bir açıdan, eskatoloji, Mesih, ahiret ve ruh gibi konuları da kapsayabilir. Farklı inanışların eskatolojik inançları ve düşünceleri farklı olsa da belli benzerlikler var olabilir.
Varlık Kavramının Etimolojisi
Açığa çıkan, kendisini gösteren ve belli eden her fenomen başlı başına varlıktır. Varlık taş ve insan gibi özdeksel (maddesel) ya da bir sanat yapıtı töresel bir davranış gibi düşünsel (idea) olabilir. (Felsefe Sözlüğü)
Diğer Anlamları:
Var olma durumu; mevcudiyet.
Var olan her şey.
Mal, mülkün tamamı.
Önemli, yararlı, değerli şey.
Bir kimsenin iç dünyasının derinlikleri, kişinin manevi dünyası.
Canlı varlıkların sayısal yoğunluğu veya dağılımı; popülasyon.
Kalıcı olan, gelip geçici olmayan şey. (TDK Varlık.)
Eski bir Türk sözcüğü olan var’dan türetilmiştir. Türkçe’de var sözcüğü XIV. Yy. a kadar varlık anlamında kullanılıyordu. –lık/lik ekinin var deyimine eklenmesiyle yapılmıştır ve var bulunanı dile getirir. Fransızca (presence) ve İtalyancadaki (presenza) karşılıkları Hint-Avrupa dil grubunun olmak anlamını dile getiren es kökünden türetilmiştir.
Felsefi anlamda varlık deyimini ilk kullanan düşünür Elea’lı Parmenides’tir. Mitolojik çok tanrıcılığa karşı çıkan ustası Kolofonlu Ksenofanes bir tek tanrı olduğunu ileri sürmüş ve onun devimsiz, hep aynı durumda olduğunu söylemişti. Ustasının bu varsayımından yola çıkan Parmenides tek tanrıyı varlık saydı ve sadece bunun gerçek olduğunu ve tüm değişmelerin görüntüden başka bir şey olmadıklarını ileri sürdü. Varlık tekti ve demek ki tüm çokluklarda görüntüden başka bir şey değillerdi. Görüntüler, değişmeler ve çokluklarda birer yanılsamaydılar. Varlık tekti ve değişmezdi. Değişme ve çoklaşmalar birer görüntü ve yanılsama olan var bulunanlara özgüydü.
Nasıl ki aklık; ak çiçek, ak böcek, ak taş vb. bir ve aynıysa varlıkta öylece tüm var bulunanlarda bir ve aynıydı. İşte metafiziğin ve idealizmin temel savı olan varlık ile varoluş ayrımı Parmenides’in bu savı ile başlar. Parmenides’e göre ak çiçek ak böcek ak taş somut olarak vardırlar; oysa aklık soyuttur yani hiçbir yer ve zamanda yoktur. Varoluşu bulunanlara karşı varlık da böyledir. Demek ki asıl gerçek, var bulunanlar eş deyişiyle varoluşu bulunanlar değil, var bulunmayan eş deyişle varlıktır.
Varlığın doğası, özellikleri ve varoluşun temel ilkeleri nelerdir?
Varlığı konu olarak ele alan felsefe, genel bir varlık kavramı üzerinde durur. Varlık, evrende varolan her şeyin ortak adıdır. Buna göre varlık, insan bilincinin dışında ondan bağımsız
olabileceği gibi, zihne bağımlı olarak da bulunabilir. Örneğin, ağaç, kalem, ev gibi nesneler insan zihninden bağımsız olarak var olan gerçek varlıklardır. Bu tür (gerçek) varlıklar zamana ve mekana bağlı olarak değişir, gelişir ve yok olabilirler.
Sayılar, geometrik şekiller, p (pi) sayısı gibi insan bilincinde ve ona bağımlı olarak var olan, düşünsel (ideal) varlıklar da vardır. Bu varlıklar zaman ve mekan dışı olup, zihnimizde olduğunu kabul ettiğimiz varlıklardır. Felsefe, düşünsel ve ideal varlığı bir araya getirip genel bir varlık kavramı üzerinde dururken, “Varlık nedir?”,’Varlık var mıdır?”,“Varlığın ilk maddesi nedir?”,gibi sorular sorar. Felsefe, varlıkla ilgili çeşitli soruları problem olarak ayrı ayrı inceleyip tartışma konusu yapar.
Varlık, felsefenin konusu olduğu gibi bilimin de konusunu oluşturur. Ancak felsefe ile bilimin varlığı algılayışları ve yaklaşımları arasında farklılık vardır. Felsefe açısından varlık, bir yönüyle değil, genel olarak ele alınır. Varlığın var olup olmadığı sorgulanır. Felsefede varlık, akıl yoluyla, saf düşünce etkinliğiyle yorumlanır. Buna karşılık bilime göre varlık; her durumda var olarak kabul edilir. Ayrıca her bilim, varlığın bir yönünü konu alır. Biyoloji canlı varlığı, psikoloji insanın psişik yönünü, coğrafya yerküreyi konu edinir.
Varlık var mıdır?
Felsefe varlığa eleştirel bir tavırla yaklaşır. Felsefenin varlık hakkında sorduğu ilk soru şudur: Gerçekten bir şey var mıdır ? Var ise bu şeyin özü nedir? Filozoflar varlığı madde cinsinden bir şey olarak tanımlayabildiği gibi, idea yani düşünsel olarak bir şey olarak da tanımlayabilir.
Monizm (Tekçilik): Var olan her şeyin tek bir gerçeklikten oluştuğu yanıtını veren görüştür. Örneğin; idealist bir varlık teorisi geliştiren hegel, monist bir filozoftur.
Dualizm (İkicilik): Varlık anlayışı olarak birbirine indirgenemeyen iki varlık ilkesinin olduğunu kabul eden görüştür. Örneğin; düalist bir anlayışa sahip olan Descartes’a göre varlığın temelinde birbirine indirgenemeyen iki ayrı töz bulunmaktadır. Bunlar; ruh ve bedendir
Pluralizm (Çokçuluk): Gerçekliğin açıklanmasının ancak birden çok ilkeyle mümkün olabileceğini ileri süren görüşe verilen addır.
Metafizik: Meta latincede öte,üst anlamına gelir. Fizik ise doğa anlamındadır. Metafizik doğa üstü, fizik üstü demektir. Metafizik varlığın özünü arama faaliyetidir. Bilimin eksik bıraktığı alanları tamamlama çabası gösteren bir felsefe disiplinidir. Metafizik ile ontoloji kelime anlamları yönünden değil, konu alanları bakımından bir benzerlik gösterirler. Ancak
metafiziğin varlığı çok geniş ve kapsamlı olarak ele almasına karşılık. Ontoloji, varlığı daha sınırlayıcı bir şekilde ele almıştır.
Metafizik Açısından Varlık
İlk sebeplerin ve nesnelerin ilkelerinin bilgisidir. Bu yüzden o, bilimin ele almadığı kimi konuları inceleyen, onları açıklamaya çalışan bir bilgi dalıdır. Tanrı ve Tanrı’nın varlığının kanıtlanması, dünyanın varlığı, ruh ve ruhun ölümsüzlüğü metafiziktir.
Metafiziğin bu konularına hiçbir zaman tartışmasız kabul edilen açıklamalar getirilememiştir. Metafizik, varlığın özel alanlarını konu alan tek tek bilimler gibi kesin bir bilgi olamaz. Ama insan genel olarak bu konular üzerine soru sorma yeteneğini kaybetmediği ve bilimlerin çalışma alanlarında yeni sorular oluştuğu sürece metafizik bir tür bilme etkinliği olarak varlığını ve önemini koruyacaktır.
Kant, “İnsan aklı, bilgisinin belli bir türünde özel bir kaderle karşı karşıyadır. İnsan aklı bu bilgisinde öyle sorular tarafından rahatsız edilmektedir ki, akıl onları ne yadsıyabiliyor, ne de yanıtlayabiliyor” demektedir. İşte bu alan, metafiziktir.
Metafiziğin varlıkla ilgili temel soruları:
- Varlık var mıdır?
- Varlık nedir?
- Varlığın kökeni nedir?
- Varlık değişken midir?
- Varlığın ana maddesi nedir?
- Varlık bir midir, çok mudur?
- Evrende düzen var mıdır?
- Evrende özgürlük var mıdır?
- Evren sonlu mu, sonsuz mudur?
- Evrende ereklilik (amaçlılık) var mıdır?
Ontolojik Açıdan Varlık
Varlığı iki temel problem açısından ele alır:
– Varlığın var olup olmadığı sorunu
– Varlık varsa, bunun ne olduğu sorunu
“Varlık var mıdır?” sorusuna verilen birbirine karşıt yanıtlar vardır.
Nihilizm (Hiççilik): Ontolojik olarak nihilizm, hiçbir varlığın, gerçekliğin var olmadığı ilkesinden hareket eder ve var olan ve var olan olarak kabul edilen her şeyi reddeder.
Nihilizm “Varlık var mıdır?” sorusuna “Yoktur” diye cevap verir. Nihilizm, Bilginin mümkün olduğu görüşünü reddeden, kendisinden şüphe edilemeyen hiçbir şeyin olmadığını öne süren ve maddi gerçekliğin varlığını yadsıyan bir öğretidir. Bunun nedeni “varlığın var olup olmadığını bilmenin imkânsız görülmesinde yatar. Bu yaklaşımı, Gorgias, “Hiçbir şey yoktur, olsa bile bilinemez, bilinse bile başkasına aktarılamaz” sözüyle vurgulamıştır.
Taoizm: Varlık hakkında insanın tam ve genel bir düşünceye sahip olmasının imkansız olduğunu savunan, varlığın tanımlanamaz olduğunu ileri süren düşüncedir. Taoculuk nihilizme oldukça yakın bir varlık anlayışına sahiptir.
Gorgias: (M.Ö. 483 – 376-374) Yunan filozofu ve sofisti. Aslen Sicilyalıdır. Pelaponez Savaşı (427) sırasında Atina’ya geldi. Hatip olarak tanınır oldu.Yazdıklarından çok az bir kısmı günümüze kalmıştır. Nihilizmin ve daha da çok kuşkucu düşüncenin gelişmesinde önemli bir filozof olarak yer almaktadır. Empedokles’in öğrencisi olmuştur ve ondan hem doğa felsefesini hem de hitabet sanatını öğrenmiştir. Bu sanattaki ustalığıyla Atina’da önemli etkilerde bulunmuş ve bu sanatı en önemli geliştiricilerinden biri olmuştur. Elea Okulu’nun diyalektik anlayışı üzerinde derin bir etkisi olduğu belirtilmektedir.
“Yokluk Üstüne” ve ” Helen’e Övgü ” adlı eserlerin sahibi olan Gorgias, kendisini bir görecelikle sınırlamayarak, gerçek bir hiççiliğin ve kuşkuculuğun savunucusu olmuştur. Hiçbir değerin var olmadığını, bilginin mümkün olmadığını, insanlara ikna yoluyla her şeyin kabul ettirilebileceğini, zira insanların bilgiden yoksun olduklarını söyleyen Gorgias, ikna sanatına, sözün terbiye edilip geliştirilmesine büyük bir önem vermiştir. Gorgias hitabet uygulamasına sadece bir ikna yöntemi olarak geçmiştir. Zira artık doğru bilginin olduğuna inanmamaktadır. Bu görüşe göre rasyonel (iscussion) ve rasyonel kanaat (conviction) var olamaz var olan sadece ikna sanatıdır.
Doğa felsefesinin temel problemi olan varlığı bilme girişiminin anlamsız olduğunu öne sürmüş ve bunu kanıtlamanın uğraşı içinde olmuştur. Onun düşüncesinde, ne varlığın var olması, ne bilinmesi ne de bir başkasına aktarılması mümkün değildir. Ünlü üçlü argümanı bu konuda Gorgias’ın relativizminin ve kuşkuculuğunun kesin bir ifadesini gösterir;
Bilinecek bir şey yoktur.
Bir şey varsa bile bilinemez.
Bilinse bile başkalarına bildirilemez.
Realizm: Varlığı, var olarak kabul eder. İnsan bilincinden bağımsız olarak varlığın mevcut olduğunu iddia eder. Realizme göre, biz varlığı ya doğrudan duyularımızla algılarız ve algıladığımız evren bizim kavradığımız gibidir; ya da zihnin imkânları aracılığıyla onun varlığını biliriz. Ancak varlığın varolduğu kabul edildikten sonra, zihne kaçınılmaz olarak “Varlığın ne türden bir varlık olduğu” sorusu belirir. Filozoflar bu soruya farklı şekillerde cevap vermişlerdir.
Zenon: Parmenides’in izleyicisi olan Antik Yunan filozofu. Elea Okulu’nun en önemli filozofları arasında yer alır. Zeno, hocası Parmenides’in Bir’ci anlayışını ve yalnızca Varlık’ın değişmez gerçek olduğunu öne süren görüşünü geliştirmiş, çokluk ve değişmenin gerçek olduğunu savunan karşıt görüşlerin tezlerine karşı mantıksal güçlükleri gözler önüne seren dolaylı kanıtlarla değişimin olanaksızlığını göstermeye çalışmış, ileri sürdüğü örneklemeleriyle felsefe tarihinde ün kazanmıştır. MÖ 490 – MÖ 430 yılları arasında yaşadığı rivâyet edilse de doğum ve ölüm tarihi kesin değildir. Zeno bir mantık ustası ve diyalektik düşüncenin en önemli geliştiricilerinden biridir. İleri sürdüğü önermeler, felsefe tarihinin en önemli paradoksları arasında yer almaktadır. Bunlardan en ünlüleri Aşil paradoksu ve Ok paradoksu olarak belirtilebilir. Zeno bu örneklemelerden hareketle değişimi bir yanılsama olarak formüle eden felsefesini temellendirir.
İlk paradoksta, ünlü bir yunanlı koşucu olan Aşil, bir kaplumbağayla yarışacaktır. Kaplumbağa biraz daha önde olacaktır koşuya başlarken. Zeno, bu koşuda hızlı Aşil’in hiç bir zaman kaplumbağayı geçemeyeceği, bunun mantıksal olarak mümkün olmadığını öne sürer. Çünkü her seferinde Aşil’in aşması gereken bir mesafe kalacaktır, kaplumbağanın bulunduğu noktaya her gelişinde kaplumbağa bir başka noktaya geçmiş olacaktır ve Aşil’in onu geçebilmesi için her seferinde bu noktaları öncelikle geçmiş olması gerekir. Ok paradoksunda da benzer bir sonuca varılır. Ok paradoksu her anın zamanda kesirli bir an olduğu ve bu anlarda okun hareketsiz olduğu iddiasına dayanır. Buradaki temel argüman şöyledir: Mesafe sonsuz noktalardan oluşmaktadır ve bunlar sonlu bir süre içinde geçilemezdir. Böylece Zeno mantıksal ve diyalektik olarak bilinen diyalektikcilerin tam karşıt yönünde hareketin ve değişmenin olanaksız olduğunu, bunların bir yanılsama olduğunu ve temelde varlık’ın değişmeyen bir halinde bulunduğunu öne sürer.
Varlığın Ne Olduğu Problemi
Varlığı “Oluş” Olarak Kabul Edenler
Varlıkta sürekli bir değişme ve oluşun gerçekleştiğini savunan yaklaşımdır. Bu anlayış, varlığın statik bir açıdan ele alınamayacağını, onun bir değişme ve oluş süreci olarak görülmesi gerektiğini savunur. O halde evren mekanik bir varlık değil, canlı bir oluştur.
Herakleitos: Her şeyin oluş (değişme) halinde olduğunu savunan Herakleitos, bu düşüncesini “Değişmeyen tek şey değişmenin kendisidir” sözüyle dile getirmiştir. Oluşun başlangıcı ve sonu yoktur. Hayat da bu sürekli varoluş ve yok oluşun art arda gelişinden ibarettir.
Ateş asli elementtir. Her şey seyrelme ve sıkışma yoluyla, ateşin değişiminden oluşur. Her şey karşıtların çatışmasıyla oluşur ve evrendeki her şey ırmak gibi akar, değişir, gider. Evren sonludur ve dünya tektir: Sonsuz yaşam boyunca dönüşümlü olarak ve belirli aralıklarla ateşten doğar ve yine ateşte yanar ve bu yazgıya göre meydan bulur. Karşıtlardan yola çıkarak varlığı doğuma ya da yaratılışa götüren şeyler savaş ve kavgadır. Ateşte yanıp yıkıma götüren ise uyum ve barıştır. Değişim yukarıya çıkan ve aşağı inen bir yoldur, dünya da buna göre var olur. Aynı ırmakta iki kere yıkanamazsınız.
Varlığı “İdea” Olarak Kabul Edenler
Varlığın idea (düşünce)dan oluştuğunu savunan, var olan herş eyi düşünceye bağlayan, insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının ya da bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır. İdealistler, maddenin gerçek olmadığını, gerçeğin zihnimizde yer alan ide’lerden oluştuğunu savunurlar. Örneğin güzellik idesi, güzel diye algılanan bütün varlıklardan daha gerçektir. Bunun gibi, ağaç idesi de şu ağaçtan daha fazla bir şey ifade eder. Çünkü ikinciler varlıklarını birincilerden almışlardır. Güzel diye algılanan bir çiçek yok olur, unutulur ama çiçek fikrinin kendisi yok olmaz.
Platon: Platon’a göre gerçek varlıklar idealardır. Duyusal dünyadaki varlıklar idealardan pay almak suretiyle var olurlar ve bunlar ideaların, yalnızca görünüşleridir.
Aristoteles: Aristoteles, idea olarak belirttiği formu varlığın içinde görmüştür. İdealar tek tek nesnelerin özüdür. Madde, bu form sayesinde biçim kazanır ve gerçek olur. Örneğin bir heykelin ideası, sanatçının ona verdiği form, yani biçimdir.
Hegel: Asıl ve gerçek varlık, insan zihninden bağımsız olarak var olan Mutlak akıl (Geist) dır. Bu Mutlak akıl, evrensel ve manevi bir varlıktır. Bu görüşün idealist olarak değerlendirilmesinin nedeni, Hegel’in varlığı temelde tinsel bir töz olarak belirlemesidir.
Fârâbî: Tanrı anlayışı felsefesinin temelini oluşturmaktadır. Fârâbî hem kendinden önceki Yunanlı filozofların görüşlerini hem de içinde yaşadığı dönemdeki İslam dininin görüşlerini bilen bir düşünürdür. Fârâbî, Müslüman bir filozof olarak özellikle Aristoteles ve Eflatun’un kitaplarını okuyup onlardaki fikirleri kendi düşünce düzenine uygun görmüş ve bunlardaki birçok hususu benimsemiştir. Bunlara ek olarak, Plotinus’un var oluş düşüncesi ve Tanrı telakkisini de kendi inancıyla yoğurarak kabul etmiştir. Bu durum çerçevesinde, Fârâbî’nin Tanrı’sı bir taraftan Aristoteles ve Plotinus’un hatta Eflatun’un Tanrı anlayışlarının özelliklerini taşırken diğer taraftan da Kur’anî nitelikleri çoğunlukla taşır. Başka bir söyleyişle “onun Tanrı kavramı Yunan doğal teolojisinin birtakım farklı sonuçları ile İslam’ın dini öğretisinin rasyonel zeminde gerçekleştirilmiş bir karışımıdır.” Esasında Fârâbî, bütün felsefesi boyunca monist tevhid esasına göre düzenlenmiş bir yapı ortaya koymaya çalışmıştır. Varlığı, her bir tezahüründe bir olarak, birlikli bir bütün olarak kavramaya önem vermiştir. Çokluğun arkasında yatan birliği keşfetmek ve bütün tezahürleri içerisinde varlığı Bir’e yani makul olana irca etmek, filozof olarak onun temel önceliğini oluşturmaktadır.
Varlığı “Madde” Olarak Kabul Edenler
Varlığı madde olarak ele alan görüşe materyalizm denir. Materyalizm, evrendeki tek cevherin madde olduğunu, maddenin düşünceden bağımsız olarak var olduğunu ve bütün varlıkların maddeden türediğini ileri sürer. Bilinç, ruh gibi tinsel varlık da dahil, bütün varlığı madde olarak anlar ve maddenin dışında başka bir varlık olduğunu kabul etmez. Düşünme, hayal gibi olayları da maddenin kuvvet ve hareketleriyle açıklar.
Demokritos: Var olan her şeyi sonsuz sayıda atoma ayırmıştır. Her şey atomların birbirlerine çarpması sonucunda, mekanik bir zorunlulukla oluşur. Atomlar belli bir sıra ile birleşerek veya ayrılarak varlıkları oluşturur.
Hobbes: Gerçekte var olanın, cisim veya madde olduğuna inanır. Ona göre dünya mekanik hareket kanunları tarafından yönetilen cisimlerin bütünüdür. Bütün gerçeklikler yalnızca maddi olarak düşünülebilir.
Marks: Evrendeki hareket ve değişme maddeden başka bir şey değildir. Ona göre madde biçim değiştirir. Tüm değişmelerin temelinde karşıtlık ve çatışma vardır. Düşünce, maddeden sonra gelen ve ona bağlı olan varlıktır.
Varlığı Hem “Düşünce” Hem “Madde” Kabul Edenler
Varlığın düşünce ve madde gibi iki cevherden meydana geldiğini savunan anlayışa dualist anlayış denir. Dualizm varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder.
Descartes: Varlıkta iki töz vardır: Biri “ruh”, öteki de “madde”. Ruh düşünen, madde ise yer kaplayan bir tözdür. Bunlar arasında hiçbir birleşme noktası yoktur; yalnızca insanda bir araya gelirler.
Varlığı “Fenomen” Olarak Kabul Edenler
İnsan zihninden tam anlamıyla bağımsız olmayan bir varlık alanı vardır; insan bu varlık alanını bilebilir. İnsanın bilinci tarafından belirlenen bu varlığa “fenomen” denilmektedir. Fenomen insana göründüğü şekliyle varlıktır. Fenomene, Husserl’in “özü görme” denilen yöntemiyle ulaşılabilir.
Husserl: Var olanın yalnızca fenomenler olduğunu söyler. Bu fenomenin insan bilinci tarafından bilinebileceğini savunur. İnsan onların özünün bilgisini edinebilir. Ona göre varlığın bilinçten bağımsız bir var olma durumu yoktur; varlıklar bilincimizin bilgi nesneleri olarak vardırlar. Yani bizim zihnimizin olanakları çerçevesinde var olurlar.

