Modern Tefsir Ekolleri

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Araştırmacı – Yazar  Mustafa İSLAMOĞLU

3 Şubat 1997

Hazar Grubu’nun davetlisi olarak gelen hocamızla ‘Modern Tefsir Ekolleri’ üzerine yaptığımız programın özetini istifadelerinize sunuyoruz:

 
“Kur’an Allah’ın ilahi kelamıdır, sözden ibaret değildir, mânâya dayalıdır. 1400 yıllık tarih boyunca Kur’an’ın mânâsını anlama üzerinde pek çok çalışma yapılmıştır. Kur’an’dan başka hiçbir kitap için bu kadar göz nuru dökülmemiştir. İşte bu bir mucizedir. Günümüze kadar yapılan tefsir çalışmalarının ana prensibi metnin özünü bozmamaktır. Modern ve kadim olarak ikiye ayrılan tefsir ekollerine dikkat ettiğimizde de aynı hassasiyeti görürüz.

Modern tefsir ekollerini incelemeden önce bu ekollerin ortaya çıkmasında büyük payı bulunan kadim tefsir ekollerini bilmek gerekir. Bunlar ve kısa açıklamaları sırasıyla şöyledir:


I – Rivayet Tefsir Ekolü;
Tefsir tarihinin en ciddi ve en büyük birikimine sahip olan ekoldür. Bu ekolün babası İbn Abbas, disiplinize eden de Et-Taberidir.


II – Dirayet Ekolü;
Bu ekolü tarihte disiplinize eden Muteziledir. Mutezile denildiğinde aklımıza bugünkü rasyonalistler gelmemeli. İslam tarihinde hiçbir zümre aklı, bağımsız bir öge olarak alıp, hakikatin kaynağına yerleştirmemiştir. Bu Descartes’la başlayan bir yanılmadır. Müslüman akıllıdır, akılcı değildir. Mutezile ayetten yola çıkarak “saf akıl-bozulmamış, deforme olmamış akıl-aynı nakil gibidir, naklin vardığı sonuca ulaşır”der. İşte dirayet ekolü dediğimiz, tefsirde aklı kullanan ekol budur.


III – İşari Tasavvufi Ekol;
Bu ekol birtakım sapmalar göstermiş olmakla beraber Gazali’nin yaptığı tefsir en mutedil olanıdır.

Modern tefsir ekollerine geldiğimizde dört başlık altında değerlendirildiğini görürüz.


I – Modernist Okuma.
Hint ve Mısır Okulu olarak İkiye ayırırız.
a) Hint Okulu: Hint okulu kendisine mutezileyi kök olarak seçer. İngilizler’in Hindistan’ı işgali esnasında Seyyid Emir Ali tarafından sistematize edilmiştir. İngilizler bölgedeki tüm cins kafaları toplayıp kendi emellerine hizmet edecek tarzda yetiştiriyorlardı. Seyyid Emir Ali de bunlardan biriydi. İslam’ı Batı’nın normlarına göre te’vil etti. Hint Okulu “ İslam gelişmeye mani değildir, şer’i hükümler tarihseldir, aklın üstünlüğü esastır” diyerek, İslam’ın yaşanabilir boyutunu reddettiler. O zaman yapılan tefsirler İngilizler’in sevip, beğeneceği türdendi. Yine bu ekolun babası olan Seyyid Ahmet Han İngilizler’e öyle hizmet etti ki kendisine sör ünvanı verildi. “Tek Allah’a inanan ister Buda’ya, ister İsa’nın Allah olduğuna inansın halis bir Müslüman’dır. Vahiy, deruni bilincin yansımasıdır, tüm dehalar vahiy alır. Mesela Bethoven müzik alanında bir peygamberdir” gibi tezlerle ortaya farklı bir din çıkarmıştır. Aslında Bahailik de İngilizlerin memnun kalacağı bir din ortaya çıkarmak için hazırlanmıştır.
Cemil Meriç “ Taklitçiler, daima efendilerinin bevlini şifa niyetine içen aptal uşaklar gibidir” diyerek bu psikolojiyi çok güzel tanımlamıştır.


b) Mısır Ekolü:
Modernizmi; Dini, hurafe ve bid’atten arındırarak öze dönüş mânâsında ele alırsak, Mısır Ekolünü Modernist Ekole dâhil etmiş oluruz. ”Menar Grubu” olarak da bilinen bu ekolun fikir babası M. Abduhtur. Mısır ekolü, imanı esas alarak Kur’an’a ve sünnet’e dönüş hareketini başlatmıştır. Asr-ı Saadet dönemini baz alıp mevcut çağı ona uydurmaya çalışır. Ayetleri de tarihselleştiren nüzul sebeplerinden arındırarak ele alır. Ayrıca parça- bütün arasındaki ilişkiyi mükemmel kurarlar. Mesela “niçin Elhamdu Lillahi Rabbil Âlemin ayeti birinci olarak gelmiştir.” Diye düşünür ve bunu tekâmülle açıklarlar. “Allah’ın kelamında tesadüfe yer yoktur. Bunların hikmetini aklı kullanarak bulmak bize düşer”, derler.

Bununla beraber bazı çelişkileri de vardır. Mesela Abduh, Kur’an’ın pozitif bilimleri onaylamak üzere indirilmediğini söylerken, başka bir ayet için Darwin’in tekamül nazariyesine delil olduğunu söyler. Darwin güçlü olan yaşar, zayıf olan gider diyor işte bu da bir tekâmüldür derler.

II – Hermenotik Okuma: Hermenotik; bir metnin arkasında yatan esas anlamı bulmaya denir. Günümüzde bu okuma biçimini savunan epeyce insan vardır. Aslında bu Batı düşüncesiyle karşılaşan Müslümanların bir tenassurudur. Bu disiplinin işi sadece Kitab-ı Mukaddes’i kritik etmektir. Düşünün, elinizde kilisenin kabul ettiği birbirinden farklı dört nüsha var. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu anlamak, özüne ulaşmak için, yazarın meramını, eğer gerekirse yazardan daha iyi anlamak için kendini yazar’ın yerine koymak gerekir. İşte bu hermenotik okumadır. Kendinizi Matta’nın, Luka’nın, Yuhanna’nın, Markos’un yerine koyabilirsiniz. Ancak böyle bir iddiayı Kur’an’a uygulayamazsınız. En azından Müslüman kalarak bunu yapamazsınız. Biz kendi usullerimizi tükettik de mi Batı’nın tahrif edilmiş kitabı için ortaya koyduğu böyle bir disipline sarılıyoruz. Bu ne biçim düşmanına âşık olma psikozu, ne biçim aşağılık duygusudur.


III – Antropolojik Okuma:
İnsanlık bilimi de diyebileceğimiz Antropoloji, insanın tarihsel sürecini ele alır ve bu şaşmaz done üzerine vahyi oturtur. Mesela çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dine geçiş insanlık serüveninde doğal bir gelişme olarak kabul edilir. Ve “o gün için mükemmeldi ama daha sonra insanlık laisizme ulaştı. Kur’an’ın ruhuna uyulacaksa bugün hepimiz laik dine iman etmeliyiz. Çünkü insanlığın ulaştığı en son nokta budur” derler.

Müslümanların tarih anlayışı lineer-basitten mükemmele doğru giden- tarih anlayışı değildir. Bizim inancımıza göre peygamberler, en ideal zaman dilimini getirmişlerdir. O değerleri yakalarsak yaşadığımız çağı saadet çağına dönüştürebiliriz. Antropolojik okumda, insanlığın tarihsel serüveni vahyin önüne geçer. Vahiy onun için ezilip büzülüp değiştirilir. Bu okuma biçimi Kur’an’ı tahrif eder.


IV- Sosyolojik Okuma:
Bunun en güzel örneğini Seyyid Kutup’un Fizilal’il Kur’an’ında ve Mevdudi’nin Tefhimü’l Kur’an’ında görüyoruz. Sosyolojik okumanın esası, hasta olan toplumu Kur’an eczanesine, yani kaynağın özüne bakarak tedavi etmektir. Çünkü Kur’an fertlerin ve toplumun şifasıdır.

Ben Kur’an’ı tüm çareleri tüketmiş modern insanlık için tek çıkış yolu olarak görüyorum ve yüreklerimizin Kur’an’a açılmasını niyaz ediyorum.”
 

Not: Programın özeti, deşifre üzerinden hazırlanmıştır.

Hazırlayan: Soley Gülsoy
Önceki Yazı

Yasa Koyucunun Maksatları

Sonraki Yazı

Dini Anlamada Sünnetin Yeri

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir