İdeal İslam ve Yaşadığımız İslam

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Prof. Dr. Mehmet S. Aydın

Bir ramazan akşamı, Eyüp’te o güzel atmosferde Prof. Dr. Mehmet S. Aydın hocamız ve eşi, Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocamız ve eşi Hazar’a misafir oldular. İftardan sonra panel mahiyetinde gerçekleştirdiğimiz programda her iki hocamızın  değerli düşüncelerini dinledik.

Mehmet S. Aydın hocamızın konuşmasını aşağıda özet olarak istifadelerinize sunuyoruz:

“Kur’an-ı Kerim’ de “Muhakkak ki din Allah indinde İslam’ dır” ifadesinden ve benzeri ayetlerden yola çıkarak ben bir “öz İslam” ın varlığını kabul ediyorum. Varlığı kesin de o “öz islam” ne?

Allah insanları muhtelif yaratmış. Kimimiz akli bakımdan biraz daha iyiyiz, kimimizin heyecan tarafı ağır basıyor, kimimiz daha hareketliyiz. Muhtelif yaratılan bu insanların doğal olarak kültürleri de tarihi tecrübeleri de muhtelif olmak durumunda. Hakikaten İslam Tarihine baktığımızda görüyoruz ki duygunun önemli olduğu zamanlar akıl ikinci planda kalmış, akıl ön plandayken ise duygu biraz ihmal edilmiş. Şimdi böyle bir durumu idealimdeki İslam’a göre eksiklik olarak görmeme rağmen ben de Hayreddin Hoca gibi normal karşılıyorum. Çünkü farklı yaradılışlara sahip olan insanlar aynı kaynaklardan beslense de farklı algılıyor, dolayısıyla farklılıklar ortaya çıkabiliyor. Kur’an’a biri daha entelektüel yaklaşıp kozmolojik sonuçlar çıkarıyor diğeri imanının arttığını hissediyor, duygulanıyor. Kısaca söylemek gerekirse; bir tek İslam var ama toplumlar farklı şekillerde yaşıyorlar. Tartışılabilir, konuşulabilir ve inkâr noktasına gidilmediği sürece İslam’ın içindedir, meşrudur. O genişlik içinde çok farklı anlamalar, yorumlamalar olacaktır. Hele bugün bu durum tabiidir. Çünkü küçülen dünyada anlayışlar, görüşler, birbirlerinden çok farklı olmasına rağmen hızla yayılıyor ve insanlar etkileniyor. Sonra bu insanlar kendi dünyalarına, kendi bakışlarına ve anlayışlarına göre yorumluyorlar.

İslam dünyasına aşağıdan baktığımızda; ilk önce dine sadece hissi bağlarla ve biraz da sanki nüfus cüzdanı vasıtasıyla bağlı olanları, biraz daha yukarı çıktığımızda kendilerinde biraz eylem, çok az tefekkürün bulunduğu geleneksel müslümanları, sonra hocanın da ifade ettiği medrese müslümanlığını görüyoruz. Onda da ilim var zevk yok, yaşanan marifet yok yani başağrısı nedir biliyoruz da çekmemişiz. Açıkçası malumat-ı diniyye var his de şöyle böyle var fakat yanıp tutuşturan ateş yok. İşte iman bazılarında böyle oluyor ve ideal İslam o zaman ortaya çıkıyor. Bir de tefekkür yanı ağır basanlar var. Din üzerinde ciddi fikirler üretiyor ve konuşuyorlar fakat duygu körleşmesi ve eylem zayıflığı ortaya çıkıyor. Bilgiden, fikirden eyleme geçebilmek için çok dengeli bir his dünyasının olması lazım. Çünkü İbn-i Arabi diyecek ki: “Senin bu çıkardığın tipte akıl fazla.” Hz. Mevlana diyecek ki: “Bu tahta atla miraca çıkılmaz.” Hz. Mevlana’ nın  kastettiği de filozoflar. ” Filozofların kullandığı  tahta bacaklı atla miraca çıkılmaz. ” diyor, doğru söylüyor çünkü her adımda ” doğru mu gidiyorum acaba?” diye hesaba başlarsınız. Mütefekkirin işi hesaptır. Halbuki gönül ehli  “Ya Allah” deyip düşer yola.

Şimdi benim idealimdeki ve sanıyorum pek çoğunuzun da paylaşacağı müslüman tipine yaklaşıyoruz. Zannediyorum benim şu çabam meşru bir çabadır. Çünkü ben Kur’an-ı Kerim’ deki tefekkürden yola çıkarak bir müslüman tipi ortaya çıkarmaya çabalıyorum. Eğer ona yaklaşabilirsem kendimi iyi hissederim.

Sathi ve yüzeysel düşünce benim kanaatime göre ideal müslüman olmak için yetmez. Epeyce tutarlı, şümullü ve ilimle beslenmiş bir tefekküre sahip olmak lazım. İlimle beslenmeli çünkü sirke olmak için küpün içine girmeli. Küpe girmeden, beklemeden olan sirke doğru dürüst tat vermez.

Gazali benim için ideal, örnek alınacak bir modeldir. İlim ve tefekkür Gazali’ yi öyle bir noktaya getiriyor ki artık arzu ettiği dini yaşamıyor yani o din artık onun içinde bir kor bir ateş değil. Onun için de mektebi, medreseyi bırakıyor ve duyguyla behemihal beslenmesi gerektiğine inanıp Kudüs’ e koşuyor. İşte bu endişeyle insan o duyguyu yeniden inşa ettiğine inandıktan sonra ameli denge kendiliğinden ortaya çıkıyor ve sosyal hayata intikal etmeye başladığında toplum, ideal müslüman toplumuna doğru yol almaya başlıyor.

Toplumu ayakta tutacak kadar tefekkür, ilim ve toplumu daima canlı tutacak kadar duygu. Bunların birlikteliğiyle oluşan denge sayesinde toplumda ve kurumlarda amel-i saliha’ nın ortaya çıkması ve böylece ideal bir İslam kültürüne doğru yol alınmış olması önemlidir.”

Not: Hocamızın konuşma özeti, deşifre üzerinden hazırlanmıştır.

Hazırlayan: Dilek Karataş

 

Önceki Yazı

SERİ PROGRAM: İslami İlimler Seminerleri

Sonraki Yazı

HADİS USULÜ Çalışmaları

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir