Ankara Barosu Hukuk Kurultayı’na Katıldık

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:
Ankara 3-7 Ocak 2006
Hazırlayan: Sema Emek

 İnsan Hakları Hukuku mu? İnsan Haklarına Dayalı Hukuk mu?

Oturum Başkanı : Prof . Dr. Mustafa ERDOĞAN

Birinci Konuşmacı: Prof. Dr.George Saad- Beyrut Üniversitesi

George Saad konuşmasında; Lübnan’da insan hakları ile ilgili olarak bir çok kanunun kabul edildiğini ancak bunların uygulanmasında sorunlar yaşandığını, bir kısmının ise hiç uygulama alanı bulmadığını söyledi. Çalışanların %50’sinin sosyal güvenceden yoksun olduğunu, resmi nikah uygulamasının bulunmasına rağmen Lübnan’ın laik bir devlet olduğunun söylenemeyeceğini, yirmi ayrı cemaatin ve her cemaate özel mahkemenin olduğunu, her cemaatin hukukunun ayrı olmasının insanlar arasında büyük eşitsizliğe yol açtığını söyledi.

Lübnan’da insanların bir dine mensup olarak doğup, yaşayıp,  aynı din mensubu olarak ölmesinin, insanların yaşamlarının dine bağlı olarak şekillenmesinin insan haklarına aykırı olduğunu, son yirmi yılda Lübnan yargısının bağımsızlık sürecinin hızlandığını ancak bu gelişmelere rağmen yargının tam olarak bağımsızlığından söz edilemeyeceğini, Lübnanlıların uluslararası bir yargı istediklerini, laik bir Türkiye’nin kendileri için örnek olabileceğini söyledi.

İkinci Konuşmacı : Yard. Doç. Tufan Erhürma-Doğu Akdeniz Üniversitesi

Konuşmasında; insan haklarına dayalı bir hukuktan yana olduğunu belirtip bunun Türk hukukuna nasıl yansıdığını anlatacağını söyledi. Orhan Pamuk, Leyla Şahin, Yücel Aşkıner vs. insan hakları davalarında insanların paralel tepkiler verip hepsi için destekleyici bir tavır göstermeleri gerekirken, insanların sadece kendi ideolojilerine  mensup olan kişilerin davalarına destek olduklarını, örneğin Leyla Şahin davası sonucunun muhalefet partisi tarafından bir zafer, iktidar partisi için bir kayıp olarak değerlendirilmesinin bu yanlış anlayışın sonucu olduğunu söyledi.

TC’nin insan haklarına dayalı hukuk anlayışında konsensüs olmadığını, herkesin kendi ideolojisi açısından yaklaştığını, uyduğu ölçüde referans olarak alındığını, hukuku ideolojilerine uydurmaya çalıştıklarını söyledi. Sonuç olarak, kendisini mensubu olarak hissetmediğim başörtüsü konusunda bile,  mensubu hissetmediğimiz toplulukların da haklarının korunması gerekir diye düşündüğünü, yöneticilerin ideolojik davranmadan insan hakları boyutunda insan haklarını değerlendirmelerinin gerektiğini düşündüğünü  ifade etti.

İkinci Oturum :
İnsan Hakları Hukuku ve Kadın:

Oturum Başkanı : Feride ACAR

Birleşmiş Milletler’in insan hakları kurulunun bir dönem üyeliğini yaptığını, İnsan haklarının evrensel ilkelerinin olduğunu, bu ilkelerin uluslararası arenada belirlendiğini, yetmişli yıllardan bu yana kadın haklarında önemli gelişmelerin olduğunu, CEDAW gibi sivil toplum örgütlerinin sayılarının artması ve gelişmesi ve kadın haklarına sahip çıkmasının, kadınların toplumsal sınıf atlamalarına ve hukukun gelişmesine katkı sağladığını, yine de kadınların sırf cinsiyetlerinden dolayı haklarının ihlal edildiğini ve mağdur olabildiklerini söyledi.

Birinci Konuşmacı : Prof. Lucunda M. Funley-Buffalo Üniversitesi

Kadın haklarının esasında insan hakları olduğunu, geleneksel insan hakları açısından bakıldığında bir ayrım yapılmamasının gerektiğini, devletin cinsiyete dayalı ayrımlarda dahil olmak üzere tamamen tarafsız olması gerektiğini söyledi. Ancak buna rağmen insan haklarının tanımlanmasında ve değerlendirilmesinde erkek bakış açısının hakim olduğunu, kadının kadın olmasından kaynaklanan özel durumunun dikkate alınmadığını, hak ettiği hakların verilmediğini söyledi. İnsan hakları bünyesinde kadın hakları bazında değerlendirilmeye alınması gereken doğum, emzirme gibi sırf kadına özgü durumların dikkate alınması gerektiği ancak erkek bakış açısı ile bu hakların korunmasının güç olduğunu söyledi.

Günümüzde sivil toplum örgütlerinin kadın hakları konusunda önemli çalışmalar yaptığı, CEDAW’ın kadın hakları varlığını kabul eden ve ana gündemine alan bir sivil toplum örgütü olduğunu söyleyerek Amerika Birleşik Devletleri’nin CEDAW’ın varlığını kabul etmediğinin altını çizdi. Kadın hakları ihlallerine örnek olarak yetmişli yıllarda UGANDA’daki devlet politikası olarak uygulandığı daha sonra ortaya çıkan toplu ve sistematik tecavüzleri gösterdi. Sonuç olarak insana ait bir takım hakkın varlığını kabul etmenin ve o hakkı vermenin gerektiğini, bu anlamda kadınların genel insan haklarına ilaveten sırf kadın olmalarından kaynaklanan haklarının da, -üreme sağlığının korunması gibi- kabul edilmesinin ve korunmasının gerektiğini ve bu kapsamda kadın haklarının özel niteliği ile kadın hakları olarak değil, insan hakları olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kadın haklarını insan haklarından ayrı olarak ele alan toplumların ilerleme sağlayamayacağını söyledi.

İkinci Konuşmacı : Av. Nazan Moroğlu

Günümüzde kadın haklarının insan haklarının dışında görülmediğini bu kapsamda bir çok yasal düzenleme yapıldığını söyledi. İlk kadın haklarının kabul edilmesinin 1923-1934 yıllarında olduğunu, ikinci zaman diliminin 1974 ‘lere rastladığını, üçüncü zaman diliminin ise Avrupa Birliği uyum süreci olduğunu söyledi.

Kadın haklarının laik hukuk düzeninde sağlanabileceğini, 1924 yılında Anayasa değişikliği ile seçme yaşının 22 den 18’e indirildiğini,  1930 ve 1934 yıllarında kadınlara seçme ve seçilme haklarının verildiğini, 90’lı yıllarda kadın başkan, vali, emniyet müdürü olduğunu, kadın sığınma evlerinin açıldığını ve Türkiye Barosunda kadın kurulunun oluşturulduğunu, Avrupa Birliğine girme sürecinde yerine getirmemiz gereken kadın hakları konusunda taahhütlerimizin olduğunu, 2001 yılında Medeni Kanun değişikliği ile aile içinde kadın erkek eşitliğinin sağlandığını söyledi. Doğum izninin, öncesi ve sonrası izni 8 haftaya çıkarıldığı, töre cinayetlerine müebbet hapsin kesinleştiğini, iş yeri cinsel tacizlerine 3 yıl hapis cezasının getirildiğini, aile mahkemelerin kurulduğunu ve kadın statüsü yasasının çıkarıldığını söyledi.

NOT : Soru ve cevap bölümünde Prof. Lucunda M. Funley’e kendi ülkelerinde neden CEDAW’ı (ABD) kabul etmediklerini sorduğumda cevaben; ABD’de kadınların haklarının yeterince verildiğine ve başka ülkelerin kanunlarını ABD’ye ihraç etmelerine ihtiyaç duymadıklarını söyledi. Sadece CLİNTON döneminde CEDAW ın kabulü için başvurulduğunu ancak Senato’nun bunu reddettiğini, bunun sebebinin ise Senato’daki kökten dinci erkeklerin olmasının olduğunu söyledi.

Önceki Yazı

Aydınlık Ufuklardaki Eğitim Seminerine Katıldık

Sonraki Yazı

Fatih Belediyesi Ramazan Programı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir