El-Munkizu Mined’dalal Dalaletten Kurtuluş

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Prof. Dr. Recep Şentürk
İmam Gazali gibi önemli bir şahsiyetin çeşitli alanlarda iz bırakması, üzerinde durulmayı ve anlaşılmayı gerektiriyordu. Bu sebeple yaptığımız seri programların ilkinde Recep Şentürk hocamızla hayatı ve hizmetleri hakkında sohbet ettik. Daha sonra sırasıyla eserleri üzerinde durduk.
İmam Gazali’nin “Dalaletten Kurtuluş” adlı eseri hakkında hocamızın yaptığı konuşmanın özeti aşağıda istifadelerinize sunulmuştur:

“Bu eser, İmam Gazali’nin entelektüel otobiyografisi olarak nitelendirilebilecek bir eserdir. Burada düşünce hayatını ve bu hayat boyunca uğradığı durakları, bunlarda gördüklerini ve bir duraktan diğerine nasıl/neden geçtiğini anlatır.
Gazali’nin Hakikat’e ulaşma yolculuğunda aradığı şey ‘yakin’ derecede imandır. Böyle bir imanın kesin bilgi üzerine oturması gerekmektedir. O zaman akla ‘kesin bilgi nasıl elde edilir’ sorusu gelir ki burada hangi yolun bizi kesin bilgiye götürdüğü cevabı aranmalıdır.
Biz okumalarımızdan hareketle iman konusunda sadece duyuların ve aklın bizi kesin bilgiye ulaştırmayacağını bunun için vahye ihtiyaç duyulmasının kaçınılmaz olduğu noktasına ulaşıyoruz.
Gazali yakini iman arayışına önce kelam ilmiyle başlar. Eserinden anlıyoruz ki Gazali için kelam, ‘Hakikat’i yakinen anlamada yeterli olmamıştır. Kelamın faydalarını reddetmemekle birlikte kendi Hakikat yolculuğunda maksada ermede fayda sağlamadığını söyler. Eserinde felsefeden de bahseder ve felsefecilerin hakikat arayışlarını anlatır.  Ama bu ilmin de maksadı tam olarak karşılamadığını söyler. Batınilik için ise, onların kasıtlı ve tutarsız olduklarını söyler. Aslında Batıniliğe getirdiği eleştiriyle birlikte tasavvuf dışına çıkan aşırı batıni yorumlara da sınır koymuş olur. Gazali yolculuğun sonunda, kesin ve yakin bilgiye tasavvufla birlikte ulaşılabileceğini söyler. Kısaca kitabın özeti budur.”

 

Gazali kelam, felsefe gibi ilimlerin gerekli alanlarda kullanılmasının doğru olduğunu, her birinin yerinin ve faydasının inkar edilemeyeceğini ama kendi açısından baktığında bu ilimlerin onu ‘yakin’ bilgiye ulaştırmadığını söylüyor.

Ayrıca vurguladığı bir başka nokta da; kelam ve felsefede akıl vasıtasıyla gaybi bilgiye ulaşmak mümkün olsa da bu bilgiyi mutlak ve kesin görmememiz gerektiğidir. Gaybi bilginin kesinlik kazanması için vahye ihtiyaç kaçınılmazdır.

Çok katmanlı bilgi ve çok katmanlı yöntem anlayışı burada devreye giriyor.  Pozitivist anlayış, bilgiye sadece maddi dünyanın kurallarıyla ulaşma yolunu tek ve alternatifsiz bir yol görmesine karşılık çok katmanlı anlayış bilgiye ulaşmada her yönteme saygı duyar.

Madde ve mana, varoluşun iki katmanını oluşturur. Ve her biri kendilerinin dışında kalan başka bir katmanın varlığını da reddetmezler. Bizim ulaşmaya çalıştığımız gaybi bilgi deney akıl ve gözlem yolundan ziyade öncelikle vahyin ışığında elde edilebilir. Bu yaklaşım, gerek sağlıklı bilgiye ulaşma gerekse bütün ilimlerin yerine göre değerini koruma açısından çok önemlidir. Çok katmanlılık anlayışı aynı zamanda bütün ilimleri bir arada tutar ve sınırlarını koymak şartıyla ilişki içerisinde olmalarını sağlar, ilimlerin birbirini reddetme eğilimine girmesine sebebiyet vermez.

Allah, manevi alem ve ahiret hakkında kesin bilgiye ulaşmak için arayış içerisinde olan Gazali’ye tasavvuf cevap veriyor. Tasavvufun cevap verdiğini söylemesi diğer ilimleri reddetmesi anlamını çıkarmaz. Sadece başta da söylediği gibi her bir alanın değerleri ve yöntemlerinin farklı olduğunu farklı sorulara cevap ürettiğini vurguluyor.

Metafizik konusunda bilgiye ya da bir başka ifadeyle “Hakikat”e ulaşmada iki yol kullanılır. Birisi eserden müessire diğeri de müessirden esere ulaşmadır. Kur’an’da her ikisine de işaret vardır. Mesela Yasin suresinde; “güneş de kendisi için takdir edilmiş bir yörüngede, sisteminin istikrarı adına, kendisi için tayin edilmiş bir sona ve durma noktasına doğru akıp gitmektedir” buyrularak esere vurgu yapılıyor.  Aynı ayetin devamında; “Bu Aziz –mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip- ve Alim –her şeyi hakkıyla bilen Allah- ın takdiridir” buyrularak müessire geçiliyor. Müessirden esere geçişe de Ayetü’l Kürsi’yi örnek verebiliriz. Orada ayetin direkt olarak Allah’ı anlattığını ve devamında yarattıklarına işaret buyurduğunu görürüz.  Bu manzara aslında bir daire gibidir. Sanki yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı gidişi olan bir yol gibi görünüyor.  Sonuçta iki metot da aynı noktaya doğru yol alıyorlar. ‘Allah’a ulaşan yollar nefes sayısıncadır’ sözünü hatırlayacak olursak yatkınlığımız doğrultusunda meşru bir yol buluruz demektir. Fakat insanoğlu O’na ulaşmak için sayısız yol olmasına rağmen nasıl da doğrudan sapabiliyor akıl erdirmek mümkün değil.

Eserden müessire gidiş filozofların, hükemanın yoludur. Bunlar fizik dünyadan hareketle akıl yürüterek düşünüp oradan Yaratıcının varlığına ulaşırlar. Doğrudan Yaratıcıyla yani müessirle başlamak ise bazı sufilerin yoludur.

Gazali’nin talip olduğu ve yürüdüğü yol eserden müessire gidiştir. Çünkü kelam, felsefe ve daha sonra tasavvufa girmesi onun nasıl bir metot takip ettiğini göstermektedir. Eserden müessire gidiş zahmetlidir. Çünkü bu yolda çileler çekmek, riyazatlar yapmak gerekir. Gazali’nin çile hayatı on yılı aşkın bir zaman dilimini kapsar.

Gazali bu süre zarfında bulunduğu yeri terk ediyor, az yiyor, az konuşuyor, az uyuyor ve insanların içine az karışıyor. Bunlar sufiliğin temel usullerindendir. Bu da iki türlü yapılır. Biri insanların içindeyken kalben halvet halinde olmak, diğeri de insanlardan ayrılıp halvet yapmaktır. Nakşiler halvete çekilmeden manevi eğitim içine girerler. Doğrudan Allahın zatını zikir ve tefekkür ederler. Sonra mahlukata yönelirler. Fakat mahlukata kalben bağlanmaktan kendilerini korurlar. Amaçları kalbin tasfiyesini sağlamak ve sonra mahlukata dönüp kulluğun gereği neyse onu o usul içerisinde yapmaktır.

İnsanların içerisinde iken halvette kalmayı farklı şekillerde ifadelendirecek olursak; “gözü yarda eli karda olmak, kalbi Allah’la kalıbı insanlarla, halk içinde Hak ile olmak v.s.” gibi sıralayabiliriz. Her ikisinin de hem kolay hem de zor yanları vardır. İnsanların içindeyken halvetten anlaşılan, toplumsal hayattan ve topluma karşı yükümlülüklerden kopmadan manevi olarak sülukünü tamamlamaktır. Dışarıda olanlara fark ettirmeden içeriden devrim gerçekleştirmektir ve bu sünnet olandır. Efendimiz peygamber olmadan önce Hira’ya giderek yalnız kalmış, inzivaya çekilmiş, uzlet yapmıştır. Fakat risaletle görevlendirildikten sonra uzlete çekilmemiştir. O hem tebliğde bulunmuş hem devlet başkanlığı yapmış hem savaşlara katılmış hem de toplumun her türlü derdiyle, problemiyle ilgilenmiş, çözümler üretmiştir. Aynı zamanda toplum içerisindeyken halveti de yerine getirmiştir. Sünnete baktığımızda yalnız başına uzlet olarak sadece ramazan ayının son on günü itikaf tavsiye edilir. O da yine dağa çıkarak değil cemaatle birlikte namazdan anlaşılır ki camide gerçekleştirilir.

İmam Gazali yaptığı halvet esnasında elde ettiklerini şöyle ifade eder: “Kesin olarak bildim ki sufiler Allah’a ulaşma yolunda önde gidenlerdir, onlar güzel ve temiz ahlak üzeredirler. Onların bütün yaptıkları ve terk ettikleri her amel, nübüvvet nurundan -nur, kendisiyle yol bulunan, ilim elde edilen ışıktır- alınmadır yani sünnete uygundur.”

Gazali şunları söyleyerek bir anlamda tasavvufun tarifini yapıyor: “Sufilerin yolu kalplerini Allah’tan başka her şeyden temizleme yoludur. Bundan kasıt kalben masivaya bağlanmamak, Allah’tan başka hiçbir şeye güvenmemek, her şeyi Allah için yapmak, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek…”
Nasıl elde edileceği hakkında da; “ilk basamak, Allah’ı zikrederek huşuyla namaz kılmak, sonu da tamamen Allah’ta  kaybolmaktır” diyor. Allah’ta kaybolmak; kulun kendi iradesini tamamen O’nun iradesine bağlaması yani fena olmaktır.

Tasavvuf İslam’da var olmayan ya da eksik olan bir şeyi İslam’a eklemez. Peygamberimizin sünnetini İslam’ın emirlerini en güzel şekilde yaşamamıza bir yardımcıdır. Müslümanların amacı ihsan makamına ermektir. O da insanın Allah’ı görüyormuşcasına ona ibadet etmesidir ki buna ‘huzur-u billah’ daima Allahın huzurunda olmak deriz.  Bu aynı zamanda ‘vuslat hali’ olarak da ifade edilir. Buna mukabil ‘huzuru kaçırmak’ ise Allah’ın huzurunda olduğunun bilincini kaybetmektir.

Rabbim hepimizi ihsan makamına erdirsin.{jcomments on}

 

Not: Programın özeti deşifre üzerinden hazırlanmıştır.

Hazırlayan: Gülçin Karabulut
Önceki Yazı

İmam Gazali’nin Felsefe Anlayışı

Sonraki Yazı

Bedenimiz Kimindir?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir