Türk Sinemasında Dini İmgeler

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:
10 Kasım 2012

Gülşah Nezaket Maraşlı

 Türk sinemasında dini unsurlar, dindar karakterler, sosyal siyasi olayların da etkisiyle sinemanın belli dönemlerde gösterdiği değişimler ve akımlara göre şekil ve tarz değiştirmiştir. Başlangıçta itibaren 90’lı yıllara kadar dini unsurlar alay seviyesinde işlenip, dindar kişilikler birer figürasyon olarak ele alınırken, 90’lı yıllardan itibaren dinin hayatın içinde yaşanılabilirliği gösterilip, dindar kişilikler figüranlıktan kurtarılarak filmin başkarakterleri olarak sunulmuştur. Bu durum, İbrahim Yenen’in Toplumsal Tezahürleri Bağlamında Türk Sinemasında Din Dindarlık ve Din Adamı Olgusu isimli doktora tezinin araştırma hipotezleri olarak şöyle ortaya konmaktadır:
•    İlk dönem Türk sinemasında din, dindarlık ve din adamı konusu, dönemin siyasal ve kültürel yapılanmalarına göre şekillenmektir.
•    Geleneksel Türk sinemasında din, dindarlık ve din adamı konusu, farklı zamanlarda ortaya çıkan sinema akım ve anlayışlarına göre farklılaşmaktır.
•    Geleneksel Türk sineması popüler film örneklerinde dinin pratik boyutu, “köy” ve “köylülük” ile ilgili bir durum olarak “köy ve gecekondu dindarlığı” ile temsil edilmektedir.
•    Geleneksel Türk sinemasında dini unsurlar, görünüşte doğrudan”dini” olmayan belirli sosyal “meseleler” aracılığıyla (büyü, muska, üfleme vb.) ile temsil edilmektedir.
•    Yeni Türk sinemasında din ve dini konular, “şehir” ve “şehirleşme” çerçevesinde “kent dindarlığı” aracılığıyla ele alınmaktadır.
•    Yeni Türk sinemasında dini konular, dini boyuta sahip sosyal meseleler, aracılığıyla (modernleşme, terör, başörtüsü, ekonomi vb.) ile temsil edilmektedir.
•    Geleneksel Türk sinemasında din adamı ve din ile ilgili kişiler bir “karakter” olarak yansıtılmaktadır.
•    Geleneksel Türk sinemasında din adamı olgusu, film anlatılarında ana öykünün içerisinde “mizansen” ve “çeşitlilik” oluştururken Yeni Türk sinemasında sosyal bir aktör olarak ana öyküyü oluşturmaktadır.
Başlangıçtan itibaren ele alırsak, Türk sinemasında ilk dindar tiplemeler Muhsin Ertuğrul sinemasında görülmektedir. Ertuğrul’un dindar tipleri, filmin kötü figürasyonları olarak boy göstermektedir. Yobazlıklarıyla, üçkâğıtçılıklarıyla, paraya, kadına olan düşkünlükleriyle, entrikalarıyla, hatta ve hatta Milli Mücadele dönemi filmlerinde vatan hainlikleriyle ön plana çıkarak, “toplumdan dışlanması gereken şahıslar” olarak sunulmuşlardır. Türk Sineması’nda sonraki gelişmeleri ele alırken yapılacak değerlendirmeler için bu ilk dönemi incelemek faydalı olacaktır.
Muhsin Ertuğrul’un 1922-1929 yılları arasında çekmiş olduğu 13 filmden 6 tanesi, içerik ve etki itibariyle din ve din adamı öğesi barındırmaktır. Bunlar Nur Baba (Boğaziçi Esrarı,1922) Ateşten Gömlek (1923), Ankara Postası (1929), Bir Millet Uyanıyor (1932), Ayranoz Kadısı (1928) ve Bir Kavuk Devrildi (1939) filmleridir. Ertuğrul’un dini unsur bulunduran bu altı filminin konu dağılımına bakıldığına bakıldığında üç tanesinin doğrudan Milli Mücadele’yi anlattığı görülmektedir. Kurtuluş Savaşı konulu bu filmlerdeki din ve din adamı öğeleri ise temel hikâyenin alt metinlerinde ortaya çıkmaktadır. Diğer iki film ise tekke hayatı (Nur Baba) ve geleneksel Osmanlı saray hayatı (Bir Kavuk Devrildi) konu edinmektedir. Bu haliyle beş filmde rastlanan bulguların özelliği, din olgusunun din adamı karakterleri ise özellikle Kurtuluş Savaşı dönemlerinde tasvir edilmektedir. Ankara Postası filmindeki imam karakteri için “irticanın timsali, düşmanların adamı” tanımlaması ile beğeni toplamıştır. Aynı şekilde Kurtuluş Savaşı konulu Bir Millet Uyanıyor filmi, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’nun eserinden uyarlanan ve vatan haini olarak temsil edilen Said Molla ve yandaşlarına karşı Kuvayi Milliyeci olarak mücadele eden bir yüzbaşıyla emir erinin kahramanlık öyküsü üzerine kurulmuştur. Final sahnesinde Türk askerinin düşmana hücum ederken kullanılan “kalbinde kurtuluş için zafer için iman, dilinde Allah’ın adı, Mehmetçik kükremiş aslanlar gibi saldırıyor.” İfadelerine rağmen işgalci güçlerle işbirliği yapan hain din adamı Molla Said karakteri dikkat çekmektedir. Filmde, dini bir karakterle özdeşleştirilen “hain” sıfatı, dönemin ulusal kimlik inşasına yönelik dini kaynaklı itirazların eyleme dönüşmesinin (Şeyh Said isyanı gibi) izdüşümü olarak da okunabilmektedir. Ertuğrul’un Nur Baba (Boğaziçi Esrarı) filmi, hem içerik hem de meydana getirdiği etki itibari ile ayrıca dikkat çeken bir yapımdır. Önce ölen şeyhin karısı ile evlenen sonra tekkesine gelen zengin kadınlardan faydalanan bir şeyhin hikâyesine dayanmaktadır. Henüz tekke ve zaviyelerin resmen kapatılmadığı bir dönemde çektiği için oldukça cüretkâr sayılabilecek bu filmin çekimleri esnasında çeşitli olaylar meydana gelmiştir.
Filmin çekimlerine şahit olan Rakım Çalapala, olayları şu şekilde anlatmaktadır: “Bir gün stüdyoda çalışırken bir gürültü patırtı koptu. Bir alay Bektaşi dervişi stüdyoya baskın yapmıştı. Bektaşilik aleyhine film çeviriyorlar diye artistlerin üzerine bir yürüyüş yürüdüler, dekorların üzerine bir saldırış saldırdılar ki demeyin gitsin! Bütün dekorlar artistlerin başına geçti. Herkes çil yavrusu gibi bir tarafa dağıldı. Bu arada en çok korkan zavallı Papazyan oldu. Hakkı da yok değildir hani! Arkasındaki Bektaşi urbalarına, çenesindeki takma sakalına rağmen değil Bektaşi, Müslüman bile değildi! Papazyan Unkapanı’ndan bir faytona atladı, evine kaçtı. Ertesi gün zabıta iş koymuş, stüdyo muhafaza altına alınmış, yeniden çalışmalara başlanmıştı. Fakat Papazyan’ın gözü o kadar yılmıştı ki bir daha bu rolü oynamak için kendini razı etmek mümkün olmadı. Onun son derece korkmuş olduğunu ve tekrar Bektaşi elbisesini sırtına giyemeyeceğini anlayan rejisör, o rolü kendisi oynamak zorunda kaldı.”
Muhsin Ertuğrul’un sinemada kullandığı dini unsurların kaynağı, aslında kendisinin din hakkındaki görüşlerini yansıtmaktadır. Çünkü kendisi, din anlayışını şu şekilde ifade etmektedir: “Biz çok geri kalmış bir milletiz. Bunun milyonlarca başka sebeplerinden vazgeçip de en hakiki saikini ararsak bir din olarak bilgiye tapınmadığımızda buluruz. Dünyada tek bir din vardır, o da bilgi… Bu bilgiye erişmek için çalışmak en büyük sevap ve ibadettir. Dünyada bir tek mukaddes şey vardır, o da öğreten kitap. İnsanların bir tane silahı olmalıdır, o da kalem. Beşer bu büyük gayeye eriştiği gün dünya bir cennettir, insanlar birer dindardırlar, kütüphaneler birer cami, kilise, havra olur, bıçak ancak kalem yontmak için kullanılır.”
İşe bu bakış açısıyla başlayan Türk sinemasında dini öğeleri dindar karakterler senelerce beyazperdede yerini tam bulamamıştır. 20’li yıllardaki bu tutum, 90’lı yıllara kadar kesintilerle süregelmiştir. 2000’li yıllarda ise bakış açıları değişmiş, dini unsurlar ve kişilikler daha olumlu ele alınmaya başlanmıştır. Hatta son dönem filmlerinde öne çıkan “imam” karakterleri, çoğunlukla başrol olmuştur. Başrolde görülen “imamlar”, eski filmlerde örneklendirildikleri gibi kendi köşelerine çekilip milletin arasına fitne sokmazlar, başkasının karısına kızına yan gözle bakmazlar, para için kendilerini satmazlar, zayıfı ezip güçlünün yanında olmazlar, vatan haini hiç değillerdir. Başrol imamları gayet alçakgönüllü, mahallesinde büyük küçük demeden hemen herkes tarafından sevilip saygı gören, bir problem karşısında mahalleli ile birlikte hareket eden, eğer âşık olacaksa aşkını gizliden yaşayan, hayatın normal akışı içinde kendince yuvarlanıp giden karakterlerdir. Aslında bu bakımdan beyazperdede görülen son örneklerde, günümüzde var olan din adamlarının hayatlarına daha gerçekçi yaklaşıyor denilebilir. Bu sayede bir meslek türünün hep kötü örneklerini görmekten usanan seyirci de daha müşahhas karakterlerle buluşmaktan keyiflidir.
Diğer yandan Orhan Oğuz’un Büyü filmi ile 2004’ten itibaren korku sineması adı altında da dini unsurlar kullanılmaya başlanmıştır. O filmlerde, farklı bir inceleme alanı oluşturdukları için, bu kitapta yer vermedik. Fakat kısaca değinmek gerekirse, korku filmlerinin isimlendirilmelerinde dini referansların öne çıktığı görülecektir. Dini temalı  korku filmlerinin isimleri ve afişlerinde veya içeriklerinde kullandıkları Kuran ayetlerinden de bahsetmek gerekmektedir. Korku filmlerine isim olarak tercih edilen terimlerin tamamı dini bir çağrışıma sahip olmakla beraber filmlerin isimleri Kuran’ı Kerim’de adı geçen dini kavramlar olarak dikkat çekmektedir.
Son dönem Türk Sineması’nda dikkatleri çeken Zeki Demirkubuz, Yazgı, Derviş Zaim, Nokta, Semih Kaplanoğlu, Yumurta, Reha Erdem, Beş Vakit filmlerinde dini motiflere ve dindar karakterlere dokunuşlarıyla seyirciden olumlu tepkiler almışlardır. Çünkü bu ve buna benzer filmlerde “din”, hayatın olağan akışı içerisinde verilmiştir.
Sonuç olarak; görüldüğü üzere dini hususlarda görevli olanlar son dönem filmlerinden umutlu iken, bazı filmlerde kötü ve olumsuz yansıtılmaktan bilhassa rahatsızlık duymaktadır. Bunun tezahürlerini, görev yaptıkları camiye gelen cemaatin davranışlarında gördüklerinden ve üzüntü verici olduğundan bahsetmektedirler. Onların beklentileri, filmlerde yer alacak dini mevzular için Diyanet’ten, müftülüklerden ve din görevlilerinden danışmanlık hizmeti alınması ve dini hususlarda işlenecek konuların gerçekçi bir şekilde seyirciye aktarılmasıdır.{jcomments on}

Önceki Yazı

Minhacü’l-Arifin (Arifler Yolu)

Sonraki Yazı

Yeni İnsan: Kaderle Tasarım Arasında

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir