Ayrılık Hikayesi

Hazırlayan: Yorum yapılmamış Paylaş:

Dursun Ali Taşçı

2 Şubat 2010

 

İnsan kendini yabancı hissettiği yerde mutlu olamaz. Vatan aslında bizi kucaklayan, yabancılıktan kurtaran yerdir.

İnsan dünyada yabancıdır. Çünkü asıl vatanımız dünya değil. Hz. Mevlana; “Yabancı kimdir?” diye soruyor ve bu sorusuna kendisi; “Yabancı, senin topraktan yaratılmış bedenindir” diye cevap veriyor.

“Senin topraktan yaratılmış bedenin; derde, gama, eleme düşmen, perişan olman hep onun yüzündendir.”

İlk 18 beyit mesnevinin özetidir. Gerisi onun açılımıdır. Orada kamışlıktan kopan bir insanın hikâyesi anlatılır. Ney, İnsan-ı Kamil olarak tavsif edilir. Neyin çıkardığı ses aslında kendi iç dünyasının sesidir. Yaradılış sesidir. Bir insan dünyaya geldikten sonra o sesi duymamışsa sağırdır. Dolayısıyla hem bu dünyada hem de öteki dünyada mutlu olma şansı yoktur.

Mesnevi baştan sona ölümü, hayatla birlikte hatırlatır. Çünkü sonunda oraya gideceksin. Orayı unutarak yaşaman, senin için aldatıcı bir hayattır. Öyleyse yaratılış sırrını tanıman gerekiyor. İşte onu Hz. Mevlana, ilk 18 beyitte ayetlerle, hadislerle müthiş bir şekilde vurguluyor.

Mevlana ilk 18 beyiti anlatırken, “Ben seni topraktan yarattım, Ruhumdan üfledim, Allah Âdeme Esmayı öğretti.” ayetleriyle paralel olarak ele alıyor. Bu konunun İbn-i Arabi’de de açılımları vardır. Allah insana bütün isimlerini Talim-i Esma yoluyla vermiştir. Eğitim, fıtrat tohumunu geliştirerek hayata tanıştırmaktır. Fıtrat tohumu ağaca dönüşmemişse, meyve olmamışsa o insan eğitilmemiştir. Dünyadaki sıkıntıların temelinde bu yatıyor.

Meyve kulluk bilincidir. İnsan-ı Kamil burada olunuyor. Allah’a kul olmayan insanın mutlu olma şansı da yoktur. Kur’an, Allah ve kulları arasındaki ilişkidir. Kulun kul olması; eşyayla da, insanlarla da ilişkisini düzenliyor. İnsanın insan olması, meyve vermesidir. Bundan sonra; ‘sen akıl eden bir kalbe sahipsin artık dünya işlerini düzenle’ diyor.

Bu sistemde insan yetiştiğinde, fıtratı bozulmadan büyüyecektir. İslam’ın hedefi yetişmiş insandır. O meyvenin yetişmesi için de insanın Allah’a ve dolayısıyla kendine kavuşması lazımdır. İnsanın özüne yaradılışına hizmet etmeyecek her şey yabancıdır. Yaradılışınıza hizmet eden insan size dost olandır, yabancı değil. Gerçekten gidin ayağını öpün onun. Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında Kur’an: “Bu size çok haristir.”diyor. Allah dostları da böyledir. Gerçek manada mürşid bir insan canından çok etrafını sever. Hep benim olsun, benden olsun diyen insanın metrajı ne kadar kısadır. Bencil insanlar uzun vadeli düşünmeyen insanlardır. Bencilliğin insandan kalkması için ruhuyla tanışması gerekir. Beden uzun vadeli değildir, kısa vadelidir. Cesedinin içinde hapsolan insanlar bencildir. İnsan hep içindeki aşkı arar ve bu yüzden dışarıdaki aşklara yönelir. Onlarla tatmin olacağını zanneder. İnsan, gerçek manada kendisiyle tanıştığı an bu aşka ulaşmıştır.

“Sen bedenini tatlı ve yağlı besinlerle besledikçe asıl varlığını, ruhunu, cevherini kendi gerçek hakikatini bulamazsın. Bedenin miskler içinde olsa da ölüm gününde onun tuz kokusu meydana çıkar.”

Müslüman’ın ruhunu taşıyan beden önemlidir. Emaneti taşıdığı için ona hakaret edilmez. Ama bilelim ki o gidecektir/geçicidir.

“Sen misk kokusunu bedenine değil de gönlüne sür. Misk nedir? Misk Celal sahibi Allah’ın ismi şerifidir.” Gönlüne bunu sür. O zaman hakikat ehli o kokuyu alır, seni tanır ve senin yanına gelir.

Siz gerçek manada kul olursanız Allah, dünyada olup biten sıkıntıları, Ashab-ı Kehf gibi sizden defeder. Gerçek manada kulluk, mağaranız olur. Mağarası olmayan insan hep dışarıda oyalanır. Mağara iç dünyamızdır.

“İçi bozuk olduğu halde dıştan kendini iyi gösteren münafık, bedenine misk sürer de ruhunu külhanın ta dibine (yani çöplüğe) atar. İkiyüzlü kişinin dilinde Allahın adı vardır. Fakat ruhunda imansızlık düşüncesi yüzünden pis kokular bulunur. Haberin olsun ki temiz şeyler iyiliklere/iyilere gelir. Pis şeyler kötüler içindir.”

Karşınıza iyi insanlar çıkıyorsa bilin ki siz kendinizi arındırmışsınızdır.

“Sen kinle, intikam hırsıyla yolunu kaybetmişlere sakın kin tutma. Onlar mezarlarını kin güdenlerin yanına kazarlar. Sen kin ve intikam hırsıyla yolunu kaybetme.”

Niyet iyi olursa Allah yardımcı olur. Yoksa sıfırlamak çok zordur. Önemli olan sonunda iyi ahlakın kötü ahlaka galip geldiği anda canını teslim etmektir. Bunun için sabırlı olmak ve ölümü hatırlamak lazım. Mümin hesap ve kitabını bilen insandır. Kur’an olmazsa bunları bilemezsin sen.

İnsan sonsuz açılımı olan varlıktır. Herkesin açılımı farklı farklıdır. İnsan bu açılımları ancak Kuran ve Hz. Peygamber’le (s.a.v.) yapar. Yaptıklarım neye tekabül ediyor, beni sonsuzlukta nereye götürecek? Düşünmek lazım.

İbrahim (a.s.) ateşin içinde cenneti yaşadı. Yusuf (a.s.) kuyuda yaşadı. Nerede olursanız olun iç dünyanızda huzuru yakaladığınız an dünyada cenneti yaşarsınız. Asıl vatan, iç dünyamızda özlediğimiz güçtür. Onu özleyecek güce ulaşmamız gerekir. Bunun için de arınmamız, arınmak için de dini yaşamamız gerekir. İç dünyamızda özlediğimiz güce ulaşmamız Mevlana’nın dediği gibi “Herkes kendi merdiveniyle gökyüzüne çıkar.”
“Kinin aslı cehennemdir. Senin kinin de o kötü huyun bir cüzüdür. Ve kinin senin dininin düşmanıdır.”
Buğz İslami bir şeydir. Ama kin İslami değildir. Kin, cehennemden gelir ve senin dinini yakar. Dinini yaktığı için de acı verir sana. Buğz ise dinini ihya eder. Buğz mikroba düşman olmak demektir. Kin insana düşman olmak demektir. Buğz insanın kendisine duyulmaz. İnsanların kötü ahlakından seni korur. Kötü davranışlara karşı önlem almak, onları sevmemektir. Ama insanı ve varlığı sevmemek değil. Hakikat ehli buğz eder hakikat ehli olmayanlar kin tutar. İnsan gerçek manada Müslüman değilse arınmamışsa onun kininden korkmak gerekir. Kinle buğzu mutlaka ayırt etmemiz gerekir.
Mutluluğun çok çeşitleri vardır. Bir tanesi de çok büyük günahla karşılaştıktan ve onu yendikten sonra sizde uyanan duygudur, sizde uyanan inşirahtır. Arınmış insanların egemenliği altında olmayan bir toplumda hepimiz köleyiz. Kurtulmamız için Yusuf (a.s.) gibi köle olmak ve kendimizi bilerek Züleyha’dan uzak durmamız gerekir. Bugün biz arınmış insanların arasında değiliz. En çok ihtiyaç duyduğumuz şey; erkeklerin Yusuf (a.s.) yüzlü, kızların da Meryem (a.s.) yüzlü nesiller olarak yetişmesidir. Allah’ın hâkimiyetinin olmadığı bir toplumda yaşamanın ne kadar sefilce olduğunu idrak edip yeni baştan bir yapılanmaya doğru gidilmelidir. Allah bunun için bize bu kışı gösterdi. Durumdan istifade edebilirsek,  bahar gelebilir. Bu yaşananları da nimet olarak algılamak gerekir.

“Cehenneme ait bir huy olan kin kalbinde bulunursa, sen de cehennemin bir parçası olursun. Nereye gidersen cehennemi de beraber götürürsün. Aklını başına al da kini kalbinden at gitsin. Çünkü cüz, ‘kül’ ün yanında karar eder.”

İçinde ateş taşıyan insan, su taşıyan insanı görünce korkar. Ondan yani Hakikat Ehlinden kaçar. Çünkü içinde cehennem vardır. Ateş ateşi çeker. İbn-i Arabî der ki: “Cehennem, cehennem ehli için kurtuluş yeri olacaktır.” Ateş ateşe girince kurtulur.

“Ey nam sahibi kişi! Eğer sen cennetin parçası isen; yaşayışın, manevi zevkin de cennet gibi ebedidir. Acı acıyla yani kötü kötüyle birleşir. Batıl bir gönül Hakk’a nasıl yakın olabilir. Ey kardeş sen ancak bir düşünceden ibaretsin. Ondan başka neyin varsa kemiktir, kıldır.”

Demek ki insanı insan yapan, insanı sevindiren; sözleri ve düşünceleridir.

“Eğer düşüncen, manevi varlığın gül ise, sen de gül bahçesisin.” Eğer bu düşüncelerin İslam’dan/ Kur’an’dan kaynaklanıyorsa gül bahçesisin.

“Düşüncen diken ise külhana atılacak odun gibisin.” Haktan olmayan düşünceler dikendir/diken tarlasıdır. Hakikat gözüyle bakmayan gülle dikeni ayıramaz. Ayıramadığı için de dikenin içinde kanar gider.

“Eğer gül suyu gibi latif isen, hoş kokuyorsan insanlar seni başlarına, yanaklarına sürerler. Koku satanların tablalarını seyret. Her cins kokuyu kendi cinsinin yanına koymuşlar. Cinsleri kendi cinsleriyle karıştırırlar. Bu uygulamadan bir güzellik bir süs meydana gelir. Güzel kokuların yanına şeker ve mercimeği karıştırırlarsa satıcı bunları birbirinden birer birer ayırır. Mahşer günüde de herkes cinsiyle ayrılır.”

“Ruhlar âleminde ruhlarımızın tablaları kırılıp da insanların ruhları bu dünyaya bu zuhur âlemine dökülünce iyiler ve kötüler birbirine karıştı. Cenab-ı Hak Peygamberleri ve kitapları zuhur âleminde birbirine karışan ruhların iyileri ve kötülerini birbirinden ayırt etmek için gönderdi.” Modern bir kafayla İslami huzur yakalanamaz. Kendi sitelerimizi de kendi şehirlerimizi de kendimiz kurmak zorundayız. Medine’mizi kurmadıkça medeniyetimizi de kuramayız. Yanlış şehirleşmede, yanlış evlerde huzur bulamayız.

Batı kafası bölmeli kafadır. Böler ve sizi ‘Hakikat’ten uzaklaştırır. Müminin kafası tevhidi bir kafadır. Otla evreni eşit tutar. Bir arada görür. Bir otta bir evreni temaşa eder o.
“Peygamberler gelmeden önce hepimiz birdik. Bütün insanları bir toplum olarak görünüyorduk. İyi miyiz, kötü müyüz durumumuzu kimse bilmezdi. Dünyada kalp para da sağlam para da geçiyordu. Biz de gece yolcuları gibi gaflet ve bilgisizlik içindeydik. Peygamberlerin güneşi doğunca; ‘ey kalp olan, karışık olan sen uzaklaş! Ey saf olan, temiz olan yaklaş dedi.”

İnsanlar içinde Peygamberler ayrıştırıcılardır. Onlar, mihenk taşlarıdır. Ayrıştırıcılık başlayınca yanlış olanların saldırısı da başlar. Sen bizi; evlatla babayı, kardeşle kardeşi ayırıyorsun.

Uygarlık, Batı dünyasının hafızasından gelen bir şeydir. Medeniyet benim kavramım, benim dünyamın kavramı. Medine Vahyin soluğuyla İhya edilen yerdir. Uygarlık ise nefsin ve şehvetin soluğuyla imha edilen yerdir. Onların fırınlarında pişen kavramlarla düşünmemeliyiz. Mesela laiklik kiliseye karşı başkaldırıydı. Onlar açısından doğruydu. Ama bizim böyle bir derdimiz yok ki. Bir insan Rabbine, gerçek imanına, bilgisine güvenirse, o toplumun içinde sapasağlam bir çekirdek gibi kalır ve her yerde yeşilliğini ortaya çıkarır. İzzetimizi korumak zorundayız.
“Renkleri ayırt etmeyi göz bilir, La’li taştan göz ayırır. İnciyi de süprüntüyü de göz tanır. Onun içindir ki toz toprak gözü incitir.” Bütün batıl şeyler toz toprak gibi gözüne gelir. İnci yerine taşı alıyorsun. Bir ömür saklıyorsun. Birisi geliyor bu inci değil taştır diyor. Eyvah!

“Nur yüzle günahlarla kararmış yüzü açığa çıkarıp gösterdiği için Cenab-ı Hak, kıyamet gününe ‘gün’ lakabı vermiştir. Orada her şey açığa çıkacaktır.” Burada Peygamber sana ışık tutuyor, kendini gör diye ayna tutuyor.

“Hakikatte gündüz, velilerin günüdür, sırrıdır. Bildiğimiz gündüz onların ay gibi parlak gönüllerine göre bir gölgeden ibarettir. Ey Hak Âşıkları! Siz gündüzü kâmil insanın sırlarının aksi, belirtisi olarak biliniz. Gözleri kapatan gece de onların hatalarının örtüsüdür. Bu sebepledir ki Cenab-ı Hakk, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gönlünün nurunu temsil ettiği için; ‘Andolsun kuşluk vaktine’ diye buyurdu. Derler ki; dost bu kuşluk vaktini diledi de, sevdi, yemin etti. Çünkü kuşluk vakti sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) mübarek nurunun aksinden ibarettir.”

Allah’a secde etmeyen bir beyin, bir kalp; varlık içinde her şeye secde eder.

Bir mümin sabahleyin namazla birlikte hayata kalkarsa hayat onun önünde eğilir. Siz Allahın önünde eğildiğiniz için Allah da hayatı sizin önünüze eğer. Siz Allah’a secde edersiniz hayat da size secde eder. Yusuf (a.s.)’ un kardeşlerinin Yusuf’un önünde secde etmeleri gibi.

Rabbim inşallah yerinde ve doğru duygularla bizi donatsın da düşünce dünyamızı da netleştirsin. İnşallah Rabbim gerçek manada iç huzuruna erenlerden eylesin.
 

Hazırlayan: Ersel Karataş

 

{jcomments on}

Önceki Yazı

Gölgedeki Kalem Emine Semiye Hanım

Sonraki Yazı

Ariflerin Aşıkların İbadetleri

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir